banner87

Tarih 1 Ocak 2016. Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, AHİM’in cemevlerinin ibadethane olarak kabul etmesinden sonra başlatılan tartışmalara karşılık, “biz-siz” ayrımı da yaparak şu talihsiz demeci verdi: 

Bizim daima iki kırmızıçizgimiz olmuştur. Bundan hiçbir zaman vaz geçmedik. Çünkü bin yıllık tarih bunu yalanlıyor. Doğru olmadığını ortaya koyuyor.  

Bu demeç, özellikle demokratik, cumhuriyetçi ve Alevi kesiminde büyük tepki ile karşılandı.   8 Ocak 2016 tarihinde Diyanet İşleri Başkanlığı makamına giden ekibe gazeteci olarak dâhil oldum. 

Beraberimizde Alevi Vakıfları Federasyonu Genel Başkanı Remzi Akbulut, Alevi Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Rıza Eroğlu, Alevi Vakıfları Genel Sekreteri Hakkı Ergin, Kartal Cemevi Başkanı İsmail Saçlı, Nurtepe Cemevi Başkanı Zeynel Şahan başta olmak üzere hazırlanan heyet ile Diyanet İşleri Başkanlığı’na gittik. 
Milletvekilleri Görmez ile görüştü. Heyet de siyah çelengi koyup geri döndü. 

Akşam da TRT’de Serpil Çevikcan’ın programına katılarak protestocu gözüyle baktığı din adamları ve Alevi önderlerine dolaylı yoldan cevap verdi.

Şimdi de cemevi ziyareti ile aynı ekibe Muharrem orucu açmaya geliyor. Protestocu diye din adamı ve sivil toplum kuruluşlarını dışladıktan sonra...  

Protestocu dediği insanlar, Türkiye’de en yaygın sivil toplum kuruluşlarından olan üç vakfın bünyesindeki 3500 cemevi ve 500 dernek ve vakıf şubesinin üst kuruluşu olan bileşenlerin temsilcisidir... 

Sayın Mehmet Görmez! Tek bir kuruş devlet desteği almadan ibadethaneleri olan cemevlerinde, tarih, laiklik, cumhuriyet, coğrafya kurslarında gençlere ders verilmektedir. Sadece İsmail Saçlı’nın Başkanlığı’nı yaptığı Kartal Cemevinde din dersinin yanı sıra müspet ilim dersi alan öğrenci sayısı tam bin kişidir. 3500 cemevinin yaptığı hizmeti varın siz hesap edin... 

Bu tartışmalar niye alevlendi? 

Güneş takvimine göre Kerbela katliamının 1336. Yıldönümü… Hz. Hüseyin’in ve kardeşi Hz. Hasan… Hz. Ali’nin oğlu, dedesi Hz. Muhammed’in reyhanı, cennetin gülü, İslam’ın yoksulun elinden alınıp, zenginin olmayan insafına rehin edilmesi, İslam coğrafyasına ayrımcılığın ebediyen kalıcı olması için kurban edilen canların adıdır Kerbela. İslam, dili başka, yüreği, zihniyeti başka Emevîlerin ve Emevî zihniyetindeki zenginlerin eline o gün geçti, halen de kurtulamadı. 

İslam hariç, zulüm, soygun, işkence, kibir, küffar ve daha aklınıza ne gelirse her şey olan Emevî, Hz. Peygamber’in ehl-i beytini öldüren, babasının sevmeye kıyamadığı Zeyneb’ini çıplak bırakarak boynuna ip bağlayan, diyar diyar gezdirip zebun eden bir topluluğun adıdır. 

Kerbela’nın Alevilerin hafızalarında hâlâ canlı olmasının sebebine akıl sır erdiremeyenler, Kerbela’nın acılı tarihinin anlatıldığını bilmek istemeyenlerdir. Kerbela, bu tarihin yaşayan ruhudur. Kuyucu Murat Paşalardan, Yavuz Sultan Selimlerden, Alevilerin katline ferman veren padişahlardan ve onların uşağı şeyhülislamlardan, Malatya’da, Maraş’ta, Sivas’ta, Çorum’da yaşanan bir tarihtir. 

Hz. Hüseyin, Kerbela’da kendisini ve ailesini kuşatan Yezid’in ordusuna, “düşünün” diye seslenmişti. “Düşünün, ben neden buradayım?” 

Düşünmediler ve göremediler, görmek istemediler… Hüseyin’in ölümün üzerine yürüyen inancı; bize erdemli olmanın yolunu göstermiştir. 

Denilir ki Hz. Hüseyin, Kufe halkının davetine uyarak yola çıkar. Yolda gözleri görmeyen büyük Arap şairi Ferazdak’a rast gelir. Olanı biteni anlattığında şair, “Sakın ha” der Hüseyin’e… “Kufe halkına güvenme! Onların dilleri Ali söyler gözleri Muaviye’ye bakar.” 

Hz. İmam Hüseyin`in duruşunda dile gelen büyük manayı algılamadılar… Gözlerini, kalplerini, vicdanlarını körelten güç, sözde inançlarının üzerinde bir gölgeydi onlara. Kötülük nedir, alçaklık nedir, vahşet nedir, bütün zamanların, tarihin, Kerbela’yı onun sembolü yapmak için vardılar ve oradaydılar...  

Nasıl ki Hz. İmam Hüseyin, sözün en geniş ve en gerçek manasında insanlığın zulme, zalimliğe, kötülüğe karşı baş eğmeyen direnişi unutulmaz kılmak için orada ise… 

Hz. İmam Hüseyin’in duruşu, sadece Alevilere ve Ehli Beyt `in maruz kaldığı büyük zulme itirazı olanlar için değil, bugün de zulme karşı direnen bütün mazlumların ilham kaynağı ve manevi gücüdür. 

Alevilerin 12 İmam orucu, bir yas orucudur. Kerbela’ya ağıttır. Bu bir yas değildir sadece. 1336 yıldır yinelenen bir hakikat. Hak, hukuk, adalet, iyilik ve doğruluk değerleri için yaşamak sözüdür.  

Aleviler 12 İmam orucunun ardından lokma niyetine pişirip dağıttıkları aşureyi, İmam Hüseyin’in ölümünde başucunda Kuran okunmayan, namazı kılınmayan, cesedine dahi işkence edilen Hz. Hüseyin’in “son aşı” olarak da yaparlar. 

Aşurenin Kerbela şehitlerinin erzaklarından son kalanlarla yaptıkları son yemekleri olduğuna inanırlar. Alevilerin aşuresinin Muharrem’in 10’uncu günü, Nuh’un gemisiyle yapılan aşure ile hiçbir ilgisi yoktur. 

Muharrem ayı, 2 Ekim Pazar günü başladı ve 31 Ekim Pazartesi günü bitecek. Aşure Günü ise 11 Ekim’de… 

Hz. İmam Hüseyin 1336 yıl öncesinden Yezid ordularına sesleniyor hâlâ: “Düşünün! Ben neden buradayım?” Yaraların bizde kanıyor ya Şah-ı Şehid İmam Hüseyin...

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.