Türban bilmecesi- II
Geçen hafta aynı başlıkla yazmış olduğum yazıma olumlu ve olumsuz pek çok tepki aldım. Olumsuz tepkilerin özet olarak söyledikleri “Genç kızların başlarını örttükleri için eğitimleri nasıl engellenir? Bunu nasıl kabul edebiliriz?” şeklindeydi. İşte bu yüzden, konuyu biraz daha açıklayarak anlatmam gerektiğini düşünüyorum.
İngiltere’de, eski sömürgelerinden gelmiş pek çok insan yaşar, bunlardan bir kısmı da Hindistan’dan gelmiş olan Hindu dinine bağlı insanlardır. Hinduların ‘Sih’ olanlarının erkekleri, saçlarını kesmedikleri için topuz yaparlar ve belli bir yaşa geldikten sonra sarıkla örterler. Bugün İngiliz polisinin içinde, otobüslerde biletçi olarak ya da şöför, devletin pek çok farklı bürosunda İngiliz vatandaşı Sihler çalışmaktadır ve hepsi rengârenk sarıkları ile gayet rahattırlar, kimsenin gözüne batmaz bu durum.
Fransa’da, eski sömürgelerinden olan Senegal asıllı Fransız vatandaşı pek çok insan yaşar, Senegal’in heybetli kadınlarının rengârenk giyimleri vardır ve giyimlerini tamamlayan bir de ‘türbanları’ vardık ki, heyecan verici güzelliktedir. Onlar, Fransa’da yaşarlarken bu otantik giyimlerinden vazgeçmemişlerdir. Hatta, uluslararası toplantılara katılan Senegal’in ileri gelen politikacıları, devlet ya da bilim insanları, buralara da kendi geleneksel giyimleri ile katılırlar, bu durum gayet hoş, kültürel bir zenginliktir.
Hintli ve Sri Lankalı kadınlar ‘sari’ denilen bir giyim biçimini yeğlerler. Bugün, Batı dünyasının pek çok yerinde, bu insanlar sarileri ile salınırlar. Müjgân romanımda (Bence Yayınları) anlatmış olduğum gibi, sarisi ile salınan Sri Lankalı kadınların görüntüsü heyecan verici güzelliktedir. Onlara, bugünün moda giysileri giydirseniz, ne bu kadar güzel yürüyebilirler ne de bu kadar güzel görünürler! Hintlilerin ve Sri Lankalı kadınların gür ve uzun siyah saçları, parlak renklerle bezenmiş sarilerinin üzerinde bambaşka, hoş bir görüntü verir. Bu giyimin kullanıldığı ülkelerin devlet ve bilim insanları da uluslararası toplantılara genellikle bu otantik giyimleri ile katılırlar ve gerçekten kültürel bir renkliliğe neden olurlar.
Bu örnekleri çoğaltabiliriz… Japonların kimonolarından, Afrikalıların çıplaklıklarına kadar, pek çok örnek giyim biçimi var. Suudilerin de kendilerine has giyimleri yok mu?
Bundan yıllarca önce, şimdi anımsamadığım bir Afrika ülkesinden gelen dansçıların İstanbul Açık Hava Tiyatrosu’nda gösterileri vardı. Memeleri açık olarak dans eden bu ekibe, ‘bize uymaz’ diye sütyen giydirilmiş ve sahneye çıkmalarına öyle izin verilmişti; oysa Prof. Dr. Bozkurt Güvenç hocamız Sosyal - Kültürel Antropoloji derslerinde bize, insanların ayıp nedeni ile örtündükleri vücut bölgelerinin kütürlere göre farklılıklar gösterdiğini anlatmış, öğretmişti. Biz, Afrikalı kadınların övünerek göstermeyi sevdikleri memelerini görmekten bile ürkmüşüz!..
Bu kadar anlatıp, sonra türbana karşı olmamı anlamayanlara şunu söylemek istiyorum:
Benim türbana karşı olmamın nedeni, Atatürk Devrimleri’ne olan bağlılık ve inancımdan kaynaklanmıyor.
Benim türbana karşı olmamın nedeni tamamen insan hak ve özgürlüklerine olan saygı ve bağlılığımdan kaynaklanıyor.
Türkiye’de türban bir siyasal simge olarak ortaya çıkartılmış ve ‘mazlum kadıncıklar’ diye bir gurup yaratılmıştır. AKP Hükümeti ve özellikle RTE, bu grup üzerinden yıllarca siyaset yapmış ve ‘mağdur’ olmuşluğu sahnelemiştir.
Türban; bizim kültürümüzün giyimi falan değildir, ne şalvardır, ne de kenarları oyalı o güzelim yemenilerdir!.. Ne nenemin bembeyaz tülbent baş örtüsüdür, ne de istanbulin dedikleri pantalondur!.. Ne üç etektir ne de bindallı!.. Türban; dini siyasete alet etmenin bir yolu olarak kullanılan giyim tarzıdır. Lâik düzene karşı olan bir iktidarın, insanların dini duygularını kullanarak, özellikle kadınların özgürlüklerini ellerinden almak için kullanılmış bir öğedir.
Bugün “Yaşasın türban ile verilen özgürlük” çığlıkları atan iktidar, daha yenilerde kadınların kendi vücutları ile ilgili karar vermelerini engelleyen iktidardır. Aynı iktidarın başbakanı, kadınlara “Üç çocuk yapın” talimatını vermiştir. Onların doğurma ya da doğurmama özgürlüklerine doğrudan müdahale etme cesaretini bulabilen bir başbakan ile karşı karşıyayız. Daha geçtiğimiz hafta sonunda, bu iktidarın bir bakanı, yaşlılar ile gençlerin evliliklerini izlemeye alacaklarından, çünkü sosyal sigorta sistemine yük olduklarından söz etmektedir. İktidar, tüm totaliter hali ile yatak odalarına kadar girebilme cesaretini kendisinde görebilmektedir ve bunu yapmaya ‘türban’ ile başlamıştır.
Öte yandan; iktidarın yandaşlarının kadınlar için söylediklerini bilmeyenimiz kaldı mı?
Türbana karşıyım; çünkü türban Türkiye’de demokratik, lâik, hukuk devleti olma özelliğimizin altına koyulmuş bir dinamittir.
Bunun ardından takke de gelir, entari de gelir, harem-selamlık da gelir.
Kimsenin toplumumuzun varmış olduğu, elde etmiş olduğu özgürlüklerinden geriye götürmeye hakkı da yoktur, yetkisi de!