banner87

Mahkeme Başkanı cüppesinin eteklerini savurarak yüksek kürsüye ulaşan basamakları bir nefeste çıktı ve koltuğuna oturdu. “Mahkeme Heyeti’nin diğer azaları” da yerlerini aldı. “İddia ve Müdafaa” makamları sandalyelerine geçtiler. Sanıklar da salona alındılar. Pencerelerdeki  zakkum pembesi ve kobalt mavisi vitraylar, mahkeme salonunun ciddi renkleriyle alay ediyormuş gibi, ortalığa bir çiçek dürbününden çıkmışçasına eğlenceli ışıklar yayıyordu. Sanki hiçbir şey gerçek değildi. “Kafka’nın Dava romanı gibi” diye düşündü…

Mahkeme Başkanı, kendisinin de arkadaşlarının da aylardır dinleye dinleye ezberledikleri açış konuşmasını, yine ezberledikleri aynı ses tonu ve vurgulamayla yapmaya koyuldu: “Sanıklar getirildiler, bağlı olmayarak yerlerine alındılar, Yassıada’da açık olarak duruşmaya başlandı”.

Sıcak nedeniyle açık bırakılmış pencerelerin göz yaylımından, tozlu mavi bir Marmara ile beyaz martılar geçiyordu. Gözlerini yeniden salona çevirdi. Kirli beyazla tütün sarısı arasında sıkıcı bir renkle boyanmış duvarları inceledi.Yıllar önce yazdığı şiiri anımsadı. “Han duvarları”. İyice bunaldı, umutsuzluğu arttı.

Türkiye’nin en bildik şiirlerinden biri olan “Han Duvarları”nın şairi Faruk Nafiz Çamlıbel, 27 Mayıs darbesiyle iktidardan devrilen Demokrat Parti’nin eski bir milletvekili olarak aylardır Yassıada’da yargılanıyordu ve mahkeme salonundaki duvarlara her bakışında, “Garip çizgilerle dolu han duvarlarını” hatırlıyordu…

Çıktık açık alınla

Yorucu bir duruşma gününün gecesinde uzak köy yollarını, arabacı ıslıklarını düşünürken, daha başka şeyler de hatırlıyordu. “On yılda açık alınla çıkılan bütün savaşları” hatırlıyordu mesela. Bunu düşündüğü anda da içindeki kırgınlık ile, sinsi bir diş ağrısı gibi ansızın şiddetini artırıveren bir isyan duygusu da çıkıyordu sahneye.

Cumhuriyet’in kurulmasının onuncu yılı için birlikte bir marş güftesi yazdıkları arkadaşı Behçet Kemal Çağlar’ı düşünüyordu. Ne kadar da heyecanla yazmışlardı marşın sözlerini? Güç bela bulabildikleri bir Türkiye haritasında, demir yollarını nasıl izledikleri aklına geliyordu. Ondan sonra “Demir ağlarla ördük anayurdu dört baştan” dizelerini tamamlayınca nasıl çocuklar gibi Çağlar’la birbirlerine sarıldıklarını da hatırlıyordu.

Sonra Cemal Reşit Rey’in bu sözlerden görkemli bir marş bestelemesini, kendisinin ve Behçet Kemal Çağlar’ın “en üst makamlar” tarafından tebrik edilmelerini anımsıyordu. İşte tam bunları düşünürken, içindeki kırgınlık iyice artıyordu. Yıllarca törenlerde büyük bir gururla onun yazdığı marşı söyleyen askerler, şimdi onu yargılıyordu. Daha da acısı, “Çıktık Açık Alınla” dizelerini bulabilmek için saatlerce yazıp çizdikleri arkadaşı Behçet Kemal Çağlar, onu yargılayan sistemde “Kurucu Meclis Üyesi” olarak görevliydi şimdi. “Kaderin oyunu işte” diye mırıldandı…

Edebiyatımızda, “eserleri kadar tanınmış olmamak” gibi alışılmadık bir unvana sahip olan Faruk Nafiz Çamlıbel, devrik Demokrat Parti’nin bir milletvekili olarak Yassıada’da yargılanırken bütün bunları düşünmüş müdür gerçekten? Bilinmiyor, çünkü kendisi anılarını yazmadı.

Gerçekten de Çamlıbel, edebiyatımızın yapıtları bilinen ama kendisi aynı oranda tanınmayan kişilerinden biri oldu. Ünlü “Han Duvarları” şiirinden bir kaç satır ezbere okuyanlar, ya da en azından şiiri hatırlayanlar, şairinin kim olduğunu pek bilemediler. Aynı durum “Onuncu Yıl Marşı”nda da oldu. Cemal Reşit Rey’in bestelediği bu marşın sözlerini yazanlardan birinin Faruk Nafiz Çamlıbel olduğu da çoğu kez bilinmedi.

Talihsiz şarkılar

Faruk Nafiz, aynı talihsizliği sözlerini yazdığı şarkılarda da yaşadı. Aşk acısı çekenler, ayrılanlar, terk edilenler,  kendi başlarına ya da topluca mırıldandıkları “Artık Bu Solan Bahçede Bülbüllere Yer Yok” şarkısının sözlerinin kime ait olduğunu pek merak etmediler.

Münir Nurettin Selçuk ile oğlu Timur Selçuk, yaptıkları bazı bestelerde sözlerin Çamlıbel’e ait olduğunu ısrarla belirterek, onun hakkını korumaya çalıştılar. Timur Selçuk,  bir zamanların en sevilen şarkılarından biri olan “Pencereler kapandı kapılar sürmelendi / Bir kömür dumanıyla tütsülendi akşamlar” bestesinin sözlerinin, Çamlıbel’in “Sen Nerdesin?” adlı şiirinden alındığını üstüne basa basa her yerde söyledi.

Faruk Nafiz Çamlıbel, şarkılardaki talihsizliğinin bir başkasını da ünlü “İntizar” ya da daha bilinen adıyla “Sakın Bir Söz Söyleme” şarkısında yaşadı. Yakın bir dönemde her yerde söylenen bu şarkının sözlerinin Çamlıbel’e ait olduğu da pek bilinmedi…

“27 Mayıs İhtilalinin yıl dönümü” nedeniyle dün bunları düşündüm işte. Çamlıbel, “Eriyen Adam” adlı şiirinde, “Benden nişan olarak kucağında kalacak, elbisem gömleğim...” diye yazmıştı.

Faruk Nafiz Çamlıbel’in elbisesi, gömleği, uzun yıllar öğretmenlik yaptığı Kabataş Erkek Lisesi’nde kendi adına açılmış müzede sergileniyor şimdi. Müzeyi dolaşan ziyaretçilerin ise duvarlara bakarken, her tarafta yükselen bir sessizlik, ıssızlık ve hafif bir ıslık sesi duydukları söyleniyor...

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Yusuf 2018-05-28 11:13:27

Guzel bir hatirlatma