banner87

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘Gandi Yürüyüşü’ sürüyor.

Yürüyüş, gerekli mi gereksiz mi, tartışılır. Güvenlik sorunu çıkar mı? 

Başka bir konu!

Ama adalet arayışları kimsenin de itiraz edemediği yerinde bir istek.  

O olmadan demokrasi de,  ekonomi de olmaz.

Türkiye’de adalet arayışı hep sürdü.

Adalet Partisi ve Adalet ve Kalkınma Partisine adalet arayışları isim babalığı yaptı.

İş de gördü.

Adalet kavramı sadece hukuk düzeni ile izah edilemez.

Adalet için önce ‘empati’ gereklidir.

Yani olaylara ‘karşı taraftan da, daha doğrusu ‘her yanından’ içindeymiş gibi bakabilmek.

Türkiye’de hep bilerek ya da bilmeyerek adalet arayan mağdur kitleler yaratılmıştır.

Düşük diye itilen Demokratlar…

Komünizmle mücadele adına, ezilen, asılan sol, sosyalist ve sosyal demokratlar.

PKK mücadele süreci gerekçe gösterilerek yaşanan haksızlıklar.

Daha sonra başörtüsü yasağı ile başlayan inanç özgürlüklerinin kısıtlanması, tasfiyeler. Bu zulümler  1960 ihtilali, 12 Mart Muhtırası, 12 Eylül Darbesi ve 28 Şubat Post Modern Darbesi sonrası hızlandı.

İşkenceler, yargısız infazlar başta olmak üzere yapılan baskılar, eziyetler adalet arayışlarını tavan yaptırdı.

Ardından da ilk hür seçimlerde sandıklar patlatıldı.

Siyasette bilinen, ama hesaba katılmayan liderler ortaya çıktı.

Ve 15 Temmuz FETÖ kanlı ihtilal teşebbüsü ile başlayan süreç.

Çok farklı gelişti.

Halk sokağa çıktı.

Şehitler verildi.

Kim ne derse desin siyaset de çok iyi bir sınav verdi.

Tavır koydu.

En değerli katkıyı da CHP ve Genel Başkanı  Kemal Kılıçdaroğlu verdi.

Siz şimdi konuştuğuna bakmayın, kusura da bakmasın ama Kemal Kılıçdaroğlu darbe karşıtı olduğu açıklamasını yapmadan  Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, havadan inmedi.

Yüz yüze görüştüğünde de desteğinden dolayı kendisine teşekkür etti.

Ne olduysa FETÖ ile mücadele adına yapılan ve başta toplumun büyük desteğini alan süreçte yaşanmaya başlandı.

FETÖ ile mücadele üzerinden özellikle iktidar kanadı ‘kişisel iç ve dış hesaplaşmasını’ yürütmeye başlayınca işin şekli değişti.

Sulandırıldı.

FETÖ ile mücadelede TSK, Hukuk başta olmak üzere devlet kademesi  başından beri sıkı durdu.

Cemaatleşmeye hep karşı çıktı.

Sonuç siyaseti ve siyasetçiyi kullananlar önce cemaat, sonra hizmet adı altında devletin her kademesine yerleşti, yerleştirildi.

Çoğu Atatürkçü ve Laik kadroları zindanlara attı, tasfiye etti.

Kim ne derse desin, günümüzde Cumhurbaşkanı Erdoğan da FETÖ ile mücadelede samimi.

El mecbur…

Ama FETÖ siyam ikizi gibi eve damat, gelin olarak girmiş.

İş ortağı, siyaset ortağı olmuş.

Peki, olumsuz fotoğrafın sorumlusu da iktidar değil mi?

Sonuç ortada!

Yanlışın neresinden dönülürse kar.

Ancak şimdi de FETÖ ile mücadele adı altında kişisel hesaplar görünüyor.

At izi it izine karışıyor.

Ve adalet arayışları hızlanıyor.

Ben hukuk eğitimi alan hiç kimsenin sonuna kadar siyasi iradenin yanında hatta emrinde olmayacağına inananlardanım.

Gerek Ergenekon, gerek Balyoz davaları bize göstermiştir ki, sonuna kadar kayırma olmaz.

Hele hele Danıştay, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi Üyelerinin son tahlilde elini vicdanına koyacaklarını biliyorum.

Düşünün Hipokrat yemini etmiş hangi doktor, karşısına gelen hastanın ameliyatını eksik yapar?

Yapamaz.

Kendisine olan saygısı ortadan kalkar. İtirazları duyar gibi oluyorum.

Adalet arayışının en yoğun eksikliğini hissettiğimiz alanların başında içinde bulunduğumuz medya sektörü gelmektedir.

İnsanlar mahkeme salonlarına gelmeden, maalesef ‘taraftar’ medya yoluyla itibarsızlaştırılmaktadır.

Bu sadece iktidar kanadında böyle değildir.

Zaten iktidar medyası olarak adlandırdığımız şahıslar merkez medyanın içinde yetişmiş ya da onları örnek alan insanlardır.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da medya temsilcileri ile yaptığı toplantılarda, çok güzel konuştu.

Ağzından bal damladı.

 Ama uygulama öyle mi? Maalesef.

Nerede muhalif basın?

Ya da siyaset! Hapishane ile korkutarak mı adalet sağlanacak?

Gazetecinin görevi öncelikle soru sorma hakkını kamu adına hür bir biçimde kullanmasıdır.

Bu kullanılabiliyor mu?

Gazetecinin iyisi sorup yazandır.

En iyisi de  iddiayı aynı haber içinde cevap hakkını kullandırandır.

Çuvaldızı başkasına, iğneyi kendimize…

Can Dündar’a açtığımız parantez  ile devam edeceğiz…

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.