Türkiye gerçekten çok kritik bir süreçten geçiyor. Umutsuz değil. Tam tersi yeni "umutlara" gebe bir dünya var karşımızda. Ama gereğini birlik ve bütünlük içinde yaparsak...


Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan aslında bunun farkında. Her gün güneş yeniden doğar, her yeni gün yeni bir başlangıçtır prensibine uymaya çalışıyor. 15 yıldır aralıksız AB, AB Parlamento ve NATO toplantılarına katılan en deneyimli devlet adamı olma avantajını kullanıyor. Hafızasında önemli bir data oluştu. Peki, bunu niye tam randımanlı kullanamıyor? Aslında basit bir nedeni var. Erdoğan siyasetçi ve devlet adamı kimliği arasında bocalıyor, bu iki kavram arasında sıkıştı desek yanlış olmaz. Yakın çevresine güven sorunu da had safhada anlaşılan.


Büyük Ortadoğu Projesi’nin çöktüğünü görüyor. ABD ve Rusya'nın teşviki ile dünyada başlayan mikro
milliyetçilik dalgasını da görüyor. Bu sebeple de AKKURT rolüne soyundu.

 

Coğrafi birliktelik yurt ve yurttaşlık


MHP ve Devlet Bahçeli'den doğan boşlukla da siyasetçi kimliği ile iştahı kabardı. Hatta bununla da yetinmek istemiyor. Bir yandan da bizim mahalleye dalıyor. CHP'nin geniş kitlelerle ulaşan YURT yani coğrafi milliyetçilik ile sosyal demokrat görüşün emekçi kütlelerine de el atıyor. AKP'yi toplumsal muhalefet ve iktidarı aynı anda içinde barındıran tek parti haline getirmeye çalışıyor. Tıpkı Atatürk'ün İnönü'nün CHP'si gibi.


Ancak bu mümkün değil. Çünkü 15 yılda hem çok yıprandı, hem de milli görüş, liberal, muhafazakâr,
Sünni bakışı dâhil birbirini reddeden kavramları kucaklaşmaya çalıştı. Dış politikada da gereksiz yere çok cephe açarak.


Oysa iç politikada birlik ve bütünlüğü sağlayarak, kendisini partiler üstü konuma taşısaydı işi daha kolay olacaktı. Başkanlık konusunda da anlamlı cümleler çıkmıyor ağzından. 


Milliyetçi söylemlerle millet bilinci yüksek olan halk desteğini zaman zaman sağlasa da ekonomide
ve iç güvenlikte her geçen gün çatışmaya dönüşen ortamda heyecanı yüksek tutabilecek mi? Kamuoyu desteğini de…

 

Dün Gürsel Tekin çok önemli bir konuya parmak bastı. Güvenlik ve terör sorunu yaşadığımız bu günlerde son KHK ile ticari hayatın da tehlikeye girdiğinin altını çizdi. Son kararname ile halkında dava açılan şirketlere devlet hemen kayyum atayabilecek. Bu gerçekten çok sakıncalı bir durum.


Çözüm, CHP’nin yurt milliyetçiliğinde!


Oysa Türkiye iç birliğini baskı olmadan sağlayabilir. Birlik çabalarından vazgeçemeyiz de kaçamayız da. Ama bu Erdoğan'ın şartları ve yöntemi ile olamaz. CHP'nin cumhuriyetçi demokrat, YURT ve YURTTAŞ kavramı ile ancak mümkündür.


Cumhurbaşkanı sıfatıyla Erdoğan'ın hakemliğinde olabilir ancak bu. Ama içi mutabakatla dolmalıdır. Bunun ilk şartı da anayasa değişikliği dayatmasından vazgeçmesidir.

 

Bu konuda çok umutsuz olmama rağmen tekrar altını çizmeyi görev sayıyorum. Hizmet için, birlik ve bütünlüğü sağlamanız için Başkan olmanıza gerek yok Sayın Erdoğan. Şu anda ‘Seçilmiş Cumhurbaşkanı’ sıfatınız ile makamınızı tartışan yok ki? Türkiye'nin önündeki uluslararası oyunları o ikna edici belagatinizle anlatmanız yeter de artar bile.


Türkiye Ortadoğu ile uğraşıyor. Hâlbuki bu topraklarda o örnek aldıkları Osmanlı bile kalıcı siyaset gütmemiş. ABD eğer Sünni siyaset güdecekse Suudi Arabistan ve Katar milyar dolarlık kaynakları ile emrinde. Askeri güç diyorsanız Mısır Türkiye'den daha güçsüz değil.
ABD Şii ittifak arıyorsa İran orada! Ayrıca Suriye ve Irak Şii Hilali de ortada. Zaten bu sebeple Cumhurbaşkanı Erdoğan deklere etmeden milliyetçilik söyleminin dozunu artırarak bu sefer çaktırmadan gömlek değiştirdi. Söylemleri değiştirdi.


Planı şu: Anayasa değişiklik görüşmelerinde tansiyonu yüksek ayarlayabilirse MHP'nin desteğini alacak. Referanduma gidecek. MHP tabanı bu değişikliğe karşı. O zaman da "yeni bir anayasa" tezi ile HDP seçmeninin ve yöneticilerinin sempatisini ve desteğini sağlayacak özerklik tezine yeşil ışık yakacak. Bu noktada da Abdullah Öcalan’ı da "barış ve kardeşlik" temasıyla kampanyaya dahil edecek.


Baykal'ın konuşması neden önemli?


Bugün CHP adına konuşacak olan Deniz Baykal'a önemli bir görev düşüyor. AKP'li sözcülerin ve
yöneticilerin tahriklerine kapılmayacağını ve sertleştirmeyeceğini zaten tahmin ediyoruz. Parlamenter sistemin vazgeçilmez olduğunu anlatacaktır.

 

Aslında 330'un altı bizce Erdoğan başta olmak üzere hepimizin hayrınadır. Erdoğan adına çantada
da keklik değildir. Bu konuda AKP ve özellikle MHP Milletvekillerine de büyük görev düşmektedir. Biraz cesur olsunlar. CHP Milletvekilleri de görüşmelerde çok sevecen ve sakin olmalıdır. Aksi halde AKP grubunu gereksiz yere kenetler. Peki, 330 bulunmazsa ne olur? Devlet Bahçeli'nin dediği gibi Erdoğan sınırlarına çekilir. Türkiye de önüne bakar. O zaman MHP milletvekilleri görevini yapmalıdır. 

 

Atilla Kaya gibi rolünü iyi oynamalıdır. Tercihini sadece parlamenter rejim için değil, Türkiye'deki çatışma ve gerginlik ortamının lehine kullanarak tansiyonu düşürmelidir. Anayasa değişikliği önerisini reddetmelidir.

Ya da Başbakan Binali Yıldırım tarih adına, partisi adına daha çok inisiyatif almalıdır.


Aksi halde Türkiye her cephede çatışmak zorunda kalacak. Nisan'a kadar referandum ile iç politikaya ve çekişmeye dönecek. Bir yandan hain FETÖ, PKK ve IŞİD başta olmak üzere yasa dışı örgütler cirit atarken, diğer yandan da ekonomik zorluklarla boğuşacak. 


Bir yandan da Kıbrıs'ta 30 bin askerini tutmaya çalışacak. Suriye ve Irak'ta kalıcı güçler bulundurmak zorunda kalacak.


Yarın: ABD, Rusya ile NATO üzerinden Orta Avrupa’da karşı karşıya gelecek

 

 

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.