Baransu'da sap ile saman
Taraf Gazetesi’nde yayınladığı bir belge nedeniyle, hakkında suç duyurusunda bulunulan Mehmet Baransu’yu iktidara karşı savunacak mıyız, yoksa savunmayacak mıyız?
Bundan üç-beş yıl kadar önce, günün birinde böyle bir soruyla karşılaşacağımızı söyleseler “Haydi canım sen de!” deyip dalga geçmez miydiniz? Mehmet Barasu ile iktidar ‘et ile tırnak’ gibi kaynaşmış ve güçlüydüler. Kimsenin onları savunmasına ihtiyaçları yoktu.
Gelin görün ki, yalanlar ve haksızlıklar üzerine kurulmuş koalisyonlar er geç yıkılıyor. Gerçekler eninde sonunda ortaya çıkıyor. Ve o zaman, dünün ortakları bugünün hasımları haline gelebiliyor.
Baransu’nun ‘suçu’, gizli olan MGK belgelerini yayınlamak. Başta Başbakan Erdoğan, hükümet üyeleri onu ‘vatana ihanet’le suçluyorlar. Cezası ağır mı ağır!
Gazetecilere; örneğin hayatının dört yıl yedi ayını Baransu gibilerin suçlamaları nedeniyle hapihanede geçirmiş olan Mustafa Balbay’a soruyorlar: Baransu’nun yaptığı gazetecilik midir, değil midir?
Amerika’nın Sesi’nin sorusuna şu yanıtı veriyor, çiçeği burnunda özgür adam Balbay: “Baransu’nun gazeteciliği eleştirilebilir. Ama Baransu böyle bir tehlike altındayken, bunun doğru olduğunu düşünmüyorum. Onu eleştirmem yanlış olur. O gazeteci olağanüstü bir saldırı altında ise, önce o saldırı ortadan kaldırılır. Sonra gazetecinin gazeteciliği eleştirilebilir”.
Aydınlık Gazetesi Balbay’ın bu yaklaşımını bir ‘hafıza kaybı’ olarak değerlendiriyor. Başka pek çok kişi de, gazetecilik kisvesi altında tüm yaptıklarından sonra, Baransu’nun bir gazeteci olarak savunulamayacağını söylüyorlar.
Baransu’nun ile Taraf Gazetesi’nin yazı ve başlıklarından çok çekmiş olan Nedim Şener ise, Baransu’nun Oda TV Davası’nda bir tetikçi olarak yaptıklarını hatırlattıktan sonra şöyle diyor: “Ama burada, gazetecilik açısından MİT’in, MGK’nın ve Başbakanlık’ın yaptığı suç duyurusu kabul edilebilir değil. Bu doğrudan basına gözdağı anlamına gelmektedir. Baransu’yu savunmak için değil ama gazeteciliği savunmak için, açılacak herhangi bir davaya karşı çıkarız. Gizli belge bulmak suç değil, yayınlamak hiçbir şekilde suç olamaz. Kamu yararı varsa, toplumu ilgilendiriyorsa, belge yayınlanır”.
Ben Balbay’ın ve Şener’in ilkeli tutumunu takdir ediyorum. Gerçekten; Baransu’nun bozuk sicili, önemli bir meslek ilkesinin kadük edilmesinin mazereti olmamalı. Tabii, onun gazetecilik kisvesi altında yaptıklarının mesleki anlamda aklanması sonucunu da doğurmamalı.
***
Başından beri yazıyorum; ODA TV Davası ‘Türk Basın Tarihi’nin kilometre taşları arasında yerini alacak. Bu dava ile; gazeteciler basın özgürlüğünü, bir kaleyi burç burç ele geçirir gibi, cekse celse hak ettiler. Basın özgürlüğü, Batı’dan gelmiş birtakım özgürlükler gibi, yukarıdan verilmedi bu kez; aşağıdan, mücadeleyle kazanıldı. Bunun için hem fiziksel bedel ödendi, hem de mesleki ve kuramsal çaba gösterildi.
Soner Yalçın, daha davanın başlangıç aşamalarında, mahkeme salonlarını haber merkezlerine çevireceklerini söylemişti. Soner Yalçın, Nedim Şener, Ahmet Şık, iki Barış’lar ve diğerleri bunu başardılar. Olgusal ve ahlaki insiyatif hep onlardaydı. Tarih mahkemesinde suçlu değil, gerçek savcı rolündeydiler. İddianameleri ağırdı: Bir ülkenin yargı sistemi birtakım odakların hizmetine girmekle ya da onlar tarafından ele geçirilmekle suçlanıyordu.
Çok uzak olmayan bir dönemde bu çalkantılı dönemin tarihi yazıldığında, Oda TV Davası dönüm noktalarından biri, belki de ilki olarak anılacaktır. Ergenekoncu ‘terorist’ olmaları mümkün olmayan ve tek ortak noktaları ‘Gülen Cemaati’ni araştırmak ve incelemek olan, bu daha önce tanışmamış insanları, bir çete olarak topluca Silivri’ye kapatmak nasıl bir megalomaninin ve kibirin sonucuydu? Türkiye’nin en iyi soruşturmacı gazetecilerini ve en bilgili polislerinden birini, herkese açık duruşmalarda topluca alt edebilme cüreti, nasıl bir kendine güven duygusundan kaynaklanmaktaydı? Bin yıl sürecek bir hegemonya yanılsamasından mı?
Çözülmekte olan, işte o yanılsamadır.
Baransu, Oda TV Davası’nın arkasındaki odak tarafından ‘evrak dağıtım memuru’ olarak kullanılan bir piyondu. Ondan, açılacak davalara gazeteci kisvesi altında ‘altlık’ hazırlaması da isteniyordu. Asıl aşçı elbette o değildi. Gene de bu, onun masum insanlara büyük kötülükler yapmadığı anlamına gelmez.
Ama yalnız değildi. Yazı ve romanlarında özgürlük ve adalet gibi büyük düşünsel konularda mangalda kül bırakmayan Ahmet Altan’ın, -bavulcu Mehmet Baransu’nun müdürü Ahmet Altan’ın- Oda TV Davası’nın çöktüğü bu günlerde neler düşündüğünü merak ediyorum.
Acaba roman mı yazmaktadır Ahmet Altan? Ve eğer öyleyse, acaba gazetesine ‘Onlar gazetecilikten değil, teröristlikten içerideler’ türünden başlıklar attırırken, ileride yazacağı tüm roman kahramanlarının hakikat adına konuşma hakkını ellerinden aldığının nihayet farkına varmış mıdır?