Kandil'den sonra : Medya Mahallesi'nden Notları

Yüze yakın gazeteci. Üzerleri tek tek aranarak basın toplantısının yapılacağı meydana alınıyor. Meydanda bir çadır. Altındaki masanın üzerinde 35 mikrofon. Ve Murat Karayılan, onlarca koruma eşliğinde geliyor. Neresinden baksanız “tarihi” basın toplantısı başlıyor. Gazetecilerin birçoğu –tıpkı benim gibi- Karayılan’ın sesini ilk kez duyuyor.

Sonrası malum, o sesin söyledikleri Kürtlerin Nuçe TV’si, Türkiye’nin resmi sesi Anadolu Ajansı ve onlarca gazete / televizyon için kayda alınıyor. Türkiye’ye aktarılıyor.

Sosyal medya denilen mecra da doğal olarak “patlıyor”! Mesajın bini bir para. Herkesin kendi meşrebince söyledikleri siber âlemde akıp gidiyor.

Siber âlem uzmanlarından gazeteci Serdar Kuzuloğlu, örneğin, twitter mesajında şunları yazıyor: “Bu fotoğrafın benim için özeti: politik hareketlerde silahlı mücadele işe yarıyormuş.”

Hulki Cevizoğlu’ndan Can Ataklı’ya, tanıdık isimler, tahmin ettiğim görüşleri dile getiriyor.

Ama bazı mesajlar var ki, şaşırtıyor. Örneğin akil insanlar grubundan yazar Nihal Bengisu.. Şöyle diyor: “Barış geldi” demek için küçük,” olacak galiba” deme yolunda büyük bir adım.

Karaca’nın “temkinli” tavrı, Zaman yazarlarından ve Cihan Haber Ajansı Genel Müdürü Abdülhamit Bilici’nin mesajına da yansımış. Bilici, medyanın (nedense!) Kandil notlarında pek rastlanmayan bir noktaya vurgu yapıyor: “Karayılan’ın çekilme çağrısı umut verici, ama konuşmasındaki şu açık notu göz ardı etmeyelim. Öcalan serbest olmadan silah bırakmak yok!”

ZAMAN “SERİN” HABERTÜRK “COŞKUN”


Nitekim, Zaman Gazetesi’nin manşeti de ihtiyatlı ve “mesafeli”: “Çekilme kademeli olacak.. Silah bırakma şarta bağlı.”

Gülen Cemaati, AKP iktidarına / Erdoğan’a paye vermekten mi kaçınıyor? Yoksa Güneydoğu’da, tam da ciddi bir atak yapmış ve yerleşmeye başlamışken “meşruiyet kazanmış bir PKK’nın gücünden” rahatsızlık duyacağını mı ima ediyor? Belki ikisi birden.  Açık olan, Zaman’ın manşetlerinden yazarlarına  “heyecandan arınmış” hali.

Erdoğan’ın eski yol arkadaşlarının yayın organı Milli Gazete ise (aynen bu yazılışla) KANDİL SHOW diyor.

Elbette, her gazete, yöneticisinin “analizine” ya da patronunun Ankara ile “samimiyetine” bağlı olarak seçmiş manşetlerini. Aralarında YURT’un olduğu birkaç gazete ise haberi öne çıkartmış. Başlığında, çekilmenin şartlarına vurgu yapmış.

Aynı vurguyu, CHP Milletvekili Muharrem İnce de bir tweet ve bir soruyla yapmış: “Başbakan’a çok net bir sorum var: Silahların yer değiştirmesi tamam da.. Sürecin sonunda Öcalan özgür olacak deniyor! Başbakan ne diyor?”

DEMOKRASİ Mİ DEDİNİZ!

Tahmin edeceğiniz gibi, Başbakan bir şey demiyor. BDP’li Sırrı Sakık ise uzatılan mikrofonlara Öcalan adını telaffuz etmeden yanıt veriyor. “Türkiye’de demokratikleşme sağlandığı zaman zaten hepimiz özgür olacağız” gibi yuvarlak ama anlaşılır bir çerçeve çiziyor.

Demokratikleşme demişken.. PKK’lıların çekileceği açıklamasını alkışlayan gazeteciler, siyasiler aslında bu “demokratikleşme” vurgusundan hiç mi hiç hoşlanmıyor. Pek çoğu duymazdan geliyor. Kimileri de “süreci sulandırmak” olarak görüyor. Oysa –daha önce kaç kez yazdığım gibi- bunu en net söyleyen BDP’liler, PKK’lılar. Son olarak da Murat Karayılan..

Onlara göre (de) demokrasi olmadan barış olmaz.

Tıpkı adaletsiz demokrasi ve barış olmayacağı gibi!

Ve –umuyorum ki- Türkiye’de artık herkesin daha iyi anlamaya başlayacağı gibi!

 

HERKESİN KENDİ TWEET’İ!

Faruk Bildirici: Lafı dolandırmaya gerek yok. Silahların sustuğu bir döneme girilmesinden dolayı Erdoğan’ı kutlamak gerek. Tabii Öcalan’ı da..

Cenk Sidar: Zaten bitmekte olan bir terör örgütünü, ülkedeki demokratik ve siyasal hakları artırarak bitirebilir, siyasal meşruiyetini kaybettirebilirdik.

Şahin Mengü: Silahın ne zaman bırakılacağına biz değil, katil başı karar veriyor. Bravo sana Tayyip Bey. Bu kadar sığ siyasetçinin olduğu yerde sen teksin!

Cem Toker: Rakibin veziri feda etmesinin nedenini anlayamayan, ileriyi görmekten aciz gafil, birkaç hamle sonra şahmat olacağını bilmediğinden çok sevinir.

Osman Pamukoğlu: Bunun Türkçesi “şah” demektir. Bizim memlekette “kedinin kuyruğuna farelerin zil takması” denir.

Emre Uslu: Ne oldu! Renginiz soldu mu? PKK çekilmeyi şarta bağladı. Öcalan’la PKK’lıların görüşmesi ve mektuplardaki şartlar yerine getirilsin diyorlar.

Mutlu Tömbekici: Yabancı arkadaşlarıma “ülkeme barış geldi” diye mesaj yazarken göz yaşlarına boğuldum. Bugünü ne çok bekledim..

Bekledik...


SÜRECİN İLK KURBANI: TARAF!

Taraf Gazetesi, Kandil’in ertesi günü duygusal bir başlıkla çıktı. Manşeti, “Bugünleri de gördük çok şükür” diye attı. Ama daha gün bitmeden Taraf, aslında bir süredir beklenen bir deprem yaşadı. Gazetenin birkaç aylık Genel Yayın Yönetmeni Oral Çalışlar, bir rivayete göre görevden alındı. Kendisine göre istifa etti. Medya kulislerinde suçlamalar, iddialar birbirini kovaladı. Üstelik hepsi de “dumanı tüten” cinstendi. Ama hiçbiri, Oral Çalışlar’ın istifa mektubundaki suçlamalar kadar ağır değildi. Oral Çalışlar, ayrılışını doğrudan barış sürecine bağlıyordu. Hem de ne bağlamak:

“Gazetedeki krizin, Türkiye'de belirginleşen yeniden saflaşmanın bir parçası olduğunu, bir diğer ifadeyle söylemek gerekirse, "barış süreci" konusundaki farklı yaklaşımlardan kaynaklandığını söyleyebilirim. Hükümetin adımlarını tehlikeli bulan kesimler, çatışmaların bitmesinden endişe eden bir ruh hali içine girdiler. Taraf'ın da bu açıdan onların endişe ve rahatsızlıklarına sözcülük etmesini isteyenler, gazeteye müdahale ettiler. Gazete, yazıişleri ve ben; tam bir uyum içinde, "ama"sız olarak barışı savunmakta ısrarlı olduk. İşin esası, bu bir barış karşıtı operasyondur...”

“DERT BARIŞ MI YOKSA VEKİLLİK Mİ”

Aslında, daha Ahmet  Altan döneminde siyasi / ideolojik anlaşmazlık su üstüne çıkmıştı. Tesadüfe bakın ki, bugün Oral Çalışlar’la birlikte akil insanlar listesine alınan Yıldıray Oğur, o dönemde bayrağı ilk açanlardandı.

Oral Çalışlar, istifa mektubunda “gazetedeki kriz, Türkiye’deki saflaşmanın bir parçası” diyor ya. İşte tam da böyle, tam da bugünkü “saflaşmayı” haber veren bir kavga yaşanmıştı gazetede. Ahmet Altan, “demokrasi olmadan Kürt sorunu nasıl çözülecek bana anlatın" demiş ve Yıldıray Oğur’dan ağır ifadelerle dolu bir yanıt almıştı.

Galiba Taraf Gazetesi, kendine özgü bir jargon oluşturdu. Suçlamalar, birbirlerine karşı bile çok sert. Başka gazetecilere yönelik nezaketten uzak üslup, Taraf’ta aynı sayfayı paylaşanlar arasında bile geçerli. Taraf yazarlarının sivri dilli olmaları, mahallemizin bazı abileri tarafından cesur / kahraman gazetecilik diye alkışlanıyordu ya.. Herhalde o alkışlara kapıldılar. Sahi sandılar. Kendilerini tutamadılar/tutmadılar.

Genel Yayın Yönetmeni, gazetesindekileri “barış düşmanı” diye etiketleyip ayrılır da, sivri dilli Tarafçıların en sivri dillisi boş durur mu! Mehmet Baransu da, tweetleriyle onu bombaladı:

“Kimse yaptığı sansürleri barış yalanı arkasına sığınarak açıklamaya kalkmasın. Sansürlediğiniz yazımı arşivden çıkarıp suratınıza çarpmayayım. Birileri Taraf’ı iktidarın dümenine soktu. (Ama) Taraf’ın Ak Parti’nin 4. Dönem milletvekili olmak isteyen arkadaşlara ihtiyacı yok. Gazeteciye ihtiyacı var.”

GAZETECİLİĞİ Mİ HATIRLAYACAKLAR!

Tartışmanın bu noktalara gelmesi, barış yanlısı / karşıtı veya daha doğru ifadeyle hükümet yanlısı / karşıtı suçlamalarına dönüşmesi hazin. Hazin ama aynı zamanda beklenen bir durum. Taraf’ın günahı çok. Ahmet Altan döneminde de.. Oral Çalışlar döneminde de.. Medya tarihine ne yazık ki bavullarla, itibarsızlaştırma çabalarıyla, gazeteciliği unutup polislik / savcılık yapmakla geçecek. Bavulları taşıyan Mehmet Baransu’nun bugün gazeteciliği hatırlayıp hatırlatması onu ve gazetesini ne kadar temizler.. Bilmiyorum.

Ya da örneğin Alper Görmüş’ün, Hrant Dink’i ölüme götüren meşhur 301. Maddeyi (yani “Türklüğe hakaret” cezasını) bir zamanlar yerden yere vururken, Fazıl Say’ın yargılandığı 126. Maddeyi (yani “halkın kutsal bildiği değerlere hakaret” cezasını) daha bugünkü yazısında savunması.. Ve başta yine Alper Görmüş olmak üzere Taraf Gazetesi yazarlarının,  gazeteci davalarındaki iç bulandıran tavrı.. İhbarcı tutumları.. Bir kenara konup geçilir mi! Bilmiyorum.

Ancak yine de.. Bundan sonra belki… Umutlanmak istiyorum. İki de gerekçem var. İlki, soru sormayı bilen Neşe Düzel’in Genel Yayın Yönetmenliği’ne getirildiği yolundaki (bu satırları yazarken kesinleşmemiş olan) haber. İkincisi de, gazete yazarlarından Namık Çınar’ın tam da Taraf’ta yolların ayrıldığı gün yayınlanan yazısı:

“Bir sokak kavgası bile bu kadar hafife alınarak çözülmeye çalışılmamıştır.

Her şey iyi olacak!

Yahu, nasıl iyi olacak?

Fesatlık etme; iyi olacak diyorsak, iyi olacak!

Oysa Başbakan’ın, “silahlarını gömerler mi, ne yaparlar, orasını bilemem; yeter ki gitsinler” demesinden de seziyoruz ki, aslında üzerinde çalışılmış doğru dürüst bir plânın olmadığı da anlaşılıyor.

Eskiden toprak altından fışkıran Ergenekon cephanelikleri olurdu. Şimdi ise aynı şeyin devlet eliyle, ama bu defa PKK için yaratılmış olunacağının akıl dahi edilmediği görülüyor.

Ne ki, böyle sorular soramazsınız.

Sorarsanız, savaş yanlısı olmaktan kurtulamazsınız.

Üstelik bu tarz bir suçlamayı, bırakın hükümeti, kendi gazetenizin bir yazarı yapıyorsa, geldiğiniz noktanın vahametini bir düşünsenize.”

BUYRUN SİZE BİR DEMET SORU DAHA!

Evet, soru sormak iyidir. Hele bizim mesleğimizde şarttır! Soru sorup sorgulamaya başlayın sayın Çınar.. Belki, ellerinde cephaneliklerin anahtarı olan komutanların neden buna rağmen toprağa –hem de gayet amatörce- silah gömdüklerini de merak edip sorgularsınız.. Binlerce metrekarelik bir alanda, polislerin nasıl olup da “elleriyle koymuş” gibi o silahları bulduklarını sorarsınız.. Türkiye’nin en önemli üniversitelerinden alınmış bilirkişi raporları ile sahtelikleri kanıtlanmış CD’lerle nasıl olup da müebbet hapis verildiğini merak edersiniz.. Aynı zamanda hem gizli tanık, hem açık tanık ve hem de sanık olan bir kişinin Ergenekon davasında insanların hayatlarıyla nasıl oynadığını fark edersiniz.. Bir savcının, (yine gizli bir tanığın ifadesine dayanarak) Özal’ın zehirlendiği kanaatiyle dava açtığını, ama o tanığın iddiasındaki “Semra Özal’a zehirlettik” cümlesini çıkarttığını / çıkartabildiğini / buna cüret edebildiğini de sorgulayabilirsiniz..

Bakalım! Bekleyip göreceğiz.

 


Önceki ve Sonraki Yazılar