Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan’ın Firuzağa saldırısına ilişkin değerlendirmesinde bile toplumdaki 'ayrıştırıcı ve çifte standardı' açık açık görüyoruz.    Dikkat edin ne acıdır ki 'tepkisi' bile diyemiyoruz. Kendisi demiyor zaten.    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, gerici maganda saldırısını “Ramazan günü sokaklara taşan bu tarz bir etkinliğe kalkışmak kendi milletinin, kendi şehrinin hassasiyetlerine saygı duymamaktır” diye güya 'ifade ederken' söz konusu plakçıya gerçekleşen saldırıyı da böyle kaba güçle müdahale etmenin “yanlış” olduğunu söyledi.       Bu ayrıştırıcı üslup maganda baskını ile sınırlı kalsa neyse. O topluma yaklaşımındaki ayrıştırıcı çifte standardı açık ifade ediyor. Türkiye'de yaşayan 20 milyon Alevi yurttaş topluğu var. Onların da oruçları var, onlar oruç tutarlarken o insanların sizin deyiminizle hassasiyetleri yok mu?  Karşılarında yemek de yiyorlar içki de içiyorlar. Hiç duydunuz mu kimseyi incittiklerini. Olmaz.      Aslında görünen o ki sadece ramazanda değil bu şiddet, aslında toplum her kamplaştığında ortaya çıkıyor.    Erdoğan'ın 'tespitleri' adeta “yanlış yaptınız tosuncuklar” diyor. Firuzağa saldırganlarına yönelik “nasihat”tan öteye gitmeyerek.   Deyiş malûm: “Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.”     Bir mekâna barbarca girip alt üst eden, insanların kafasında şişeler kıran, onlara “P...v...ler” diye küfreden ve “Hepinizi içeride yakarız” tehditleri de savuran bir güruh karşısında Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan nasihatle yetiniyor. Eğer İstanbul'un göbeğinde bir anlamda dünya başkentinde bu tür olaylar olursa Anadolu'nun diğer illerinde tabii ki insanlar öldürülür ve geçmişte de hep böyle olmuştur, Malatya İnönü Üniversitesi öğrencisinin oruç tutmadığında bıçaklanarak öldürüldüğü gibi.      Erdoğan'ın üslubundaki 'çarpıklılar'a örnek olarak “Barış İçin Akademisyenler” bildirisine imza atanlar için söyledikleri: “Eyy aydın müsveddeleri”, “Karanlıklar”, “Zalimler”, “Alçaklar” tabirlerini gösterebiliriz.        Üniversite öğretim üye ve yardımcısı veya doktora öğrencisi bu insanlara o böyle ifade bulunduğu içindir ki bugün de bir bakan çıkıp imam-hatipleri övme adına üniversite mezunlarına ağzına geleni söyleyip “yamyam” diyebiliyor.     Köteğe en sıcak örnek de Bolu’da 10. Yıl Marşı’nın çalınmasını yasaklayan Milli Eğitim Müdürü’nü protesto etmek isteyenlerin karşılarına, polisi dikilenlerin şiddeti.    “İktidar balığı” baştan kokuyor. Gezi olaylarından bu yana hayat tarzı noktasında fiilen adeta iki ayrı “ulus” haline getirilmiş ülkede içten içe bir “uluslar-savaşı” sürdürmek isteyen gafiller de var.       Ve iktidar, topu-tüfeğiyle, copuyla-biberiyle, tekdiri-köteğiyle bir tarafı ezmeye, yok etmeye çalışırken diğer tarafı, bir o kadar zorbalaşırsa zorbalaşsın “idare ediyor”.    Konuşmalarını sanal bir “ümmet kardeşliği” telkini eşliğinde toplumun neredeyse yarısına “münafık”, “mülhid”, “zındık” muamelesi yapılarak somut bir “yurttaş kardeşliği”nin zemini ha bire tahribata uğratılıyor. Toplumsal barış yok ediliyor. Ulusal bütünlüğümüzü bir o kadar zarar veriyor. Oysaki gerçek hiçbir karşılığı olmayan, tamamen içe-dönük bir duygusal motivasyon yaratmaya, içerideki hedef kitleye “gaz verme”ye yönelik bir söylemi “ümmet kardeşliği”. Nereden mi biliyoruz? Diyanet İşleri Başkanı’nın sözlerinden!    Mehmet Görmez, iki yıl önce düzenlenen “Dünya İslâm Bilginleri Barış, İtidal ve Sağduyu İnisiyatifi” başlıklı toplantının sonuç bildirgesinde ne demişti, hatırlayalım: “Yapılan araştırmalara göre günde ortalama 1000 Müslüman katlediliyor.”    Amma velâkin, devam etmiş Başkan: “Bunun yüzde 90’ı, Müslüman tarafından, kardeşi tarafından katlediliyor.”     Buyrun ümmet kardeşliğine!     İslâm’ı “iktidarla malûl” hale getirdikçe kardeşliğe değil, kardeş-katline kapı açacak; barışa, huzura, sevgiye değil, çatışmaya, huzursuzluğa, kine davetiye çıkaracaksınız. Hiçbir kötü niyeti olmayan, dine saygılı, oruca-namaza duyarlı insanlara oruç tutmuyorlar diye saldıran barbar bir “sürü”ye, böyle yaparak aslında İslâm’ı kötülük yapanlara hiç ses çıkarmadan sadece “kaba kuvvet yanlışlığı” nasihatinde bulunacaksınız...     Demek ki size göre “Madımak Yangını”nda 35 can sadece bir “yanlışlık”tan dolayı mı yakıldı. Tam da Hitlerci faşist içgüdülerden ibaretmiş diye kara kara düşündüreceksiniz, öyle mi?     Ne bu dünya size kalır, ne de bu dini sizin tekelinize bırakırlar
Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.