banner87

Cem Vakfı Onursal Başkanı Prof. İzzettin Doğan, 21 sene önce 47 yol arkadaşı ile Cem Vakfı’nı nasıl kurduğunu anlattı...


Vakfın yıldönümü töreninde konuşan Doğan, dönemin hükümet üyeleriyle yapılan görüşmelerin hiç bilinmeyen ayrıntılarını açıkladı.

 

Prof. İzzettin Doğan’ın 21 yılın bilançosunu çıkardığı tarihi konuşmasını 3 günlük bir yazı dizisi olarak yayınlıyoruz.

 

Biliyorsunuz Cem Vakfı 1960’larda başlayan bir mücadelenin sonunda 1995 yılında 47 yol arkadaşımız ile kurulan bir vakıftır.


Bu kişilerin yanında maddi ve manevi katkılarını esirgemeyen arkadaşlarımızı da burada anmak kadirşinaslığımızın gereğidir. Bunlardan biri İbrahim Polat beydir. Mustafa Süzer ve Mehmet Özcan beyler ve başka arkadaşlar da vardı. Özellikle İbrahim Arıkan beyi de ifade etmek isterim. Hak’ın rahmetine kavuştu. Allahtan kendisine rahmet diliyorum.

 

“Sünni alimler yanımızdaydı”

 

Türkiye’nin her tarafında binlerce toplantı yaptık. Avrupa’nın hemen her ülkesinde seminerler, sempozyumlar düzenledik. Bu toplantılarımıza Sünni kesimden ulemalar da katıldı.Bunlardan biri
eski Diyanet İşleri Başkanlarımızdan ve Devlet Eski Bakanlarımızdan Lütfi Doğan beyefendidir.Bir diğeri Hak’ın rahmetine kavuşmuş olan Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk beyefendidir. Nereye gittiysek bizimle beraber oldular. Yanımızda durdular.İslam’da bir tek Sünni yorumunun olmadığını, Anadolu İslam’ının özünde Alevi Kültürünün olduğunu söylediler. Bazı konularda bizlerden de iyi ilahiyatçılar olarak sözlerini sakınmadılar.Sünni kardeşlerimizin tahrik edilerek bu toplantılarda münferit de olsa, düşük ihtimal de olsa problem çıkmasını söylemleriyle, varlıklarıyla önlediler.

 

Cem Vakfı’na destek veren müftüler

 

Burada ismini sayamasam da Sünni aydın kesimden destekler oldu. Özellikle Erzincan’da, Malatya’da, Sivas’ta gördük. Sivas ve Erzincan’da vakfın ve cemevlerimizin temellerini attığımızda ilk bağışları müftü- ler yaptı. Özellikle deklare ederek. Bu davranışlar toplumsal barışın yayılmasına sebep olan önemli çivilerdir. Temeldeki bu çiviler çok sağlamdır. Bugün Türkiye’de siyasi kesimin dışında özellikle halkın içinde Alevi-Sünni ayrımı sorunu yoktur. Olmamasının büyük bir sebebi de yapılan bu özverili çalışmalardır. Televizyonlardan yapılan konuşmalar, basında çıkan röportajlardır.

 

“Tahrik zeminini yok ettik”

 

Hiç tevazu göstermeye gerek yok. Var olma mücadelemizi zaferle sonuçlandırdık. Bu kadar uzun süreli bir mücadeleyi, 25-30 milyon insanın düşünce ve inanç özgürlü- ğünü, kendi iç dünyasının bağımsızlığa ulaşması hareketini büyük emeklerle ama hiç kimsenin burnunu kanatmadan, ihtilafa meydan vermeden yürüttük. Kitlelerin karşılıklı olarak birbirlerini tahrik etmesine müsaade etmeden ve tahrik zeminini sürekli yok ederek geldik bugünlere.

 

AİHM’in tarihi cemevi kararı

 

Cemevlerinin ibadethane olması yönündeki mücadelemizde son derece başarılı olduk. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi cemevlerimizin ibadethane olduğu yönündeki kararıyla bu mücadeleyi taçlandırmış oldu. Bir hareketi barış içerisinde yürütmek bizim inancımızın gereğidir. Çünkü Alevilik dört kelimeyi yasaklıyor.

 

Hepimiz biliyoruz bu vakfın en önemli düsturlarından biridir cebir ve şiddet, kin ve nefrete yer yoktur ve olmadığına göre hukuk yolundan başka bir yol kalmıyor. Hukuk yolunu seçtik ve 7 avukat arkadaşım, üniversiteden bazı akademisyen arkadaşlarımla birlikte bu meseleyi iç yollardan hallettikten sonra Strazburg’daki İnsan Hakları Mahkemesi’ne götürdük. Orada üç davayı başarıyla sonuçlandırdık.

 

Bu mesele hukuki bakımdan bitmiştir onu size müjdelemek isterim. Anayasamızın 90. maddesine göre mahkemeler, temel hak ve özgürlüğe ilişkin davalarda iç hukuk ile uluslararası antlaşmalar çatıştığı zaman İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararına göre hüküm vermek zorunda. Bu değişikliği kendi Anayasamızda 2004’te yaptık ve bugün o madde yürürlüktedir.

 

AİHM Büyük Dairesi’nin aldığı kararı kendiniz de okuyunuz, çocuklarınıza da okutunuz. Çocuklarınız bu karmaşa içerisinde kendi inançlarını öğrenme şansına sahip değil. Çünkü devlet taraf tutar. Cumhuriyet’in ilanına, Anayasa’nın 'Herkes kanunlar önünde eşittir” hükmüne rağmen Aleviler çoğu zaman görmezlikten gelinmiştir.

 

Anadolu’da İslam nasıl Vehabileşti?

 

1982 Anayasası’nda mecburi kılınmış olan din eğitimi Sünni İslam’ın Vehabi versiyonudur. Türkiye'deki Sünnilerin geleneksel olarak kavradıkları Sünniliğin de ötesinde, Suudi Arabistan’ın kabullendiği İslam tarifi ve adı altında Alevi, Sünni, Şafi, Hanbeli herkese okutmaya kalkmışlardır. Yoksa bu çok iradi ve bilinçli bir şekilde mi yapıldı?

 

Doğrusunu isterseniz bu son 30 yılda devletin yönetiminde bulunan insanların çoğuyla tanışma fırsatım oldu. Şunu gördüm. Çoğu iktidar sahibi Türkiye'nin bu önemli meselelerine ya vakıf değildiler ya da umursamadılar.

 

AİHM kararı ne anlatıyor?


Divan (AİHM Büyük Dairesi) neye karar vermiştir? Alevilerin ibadethaneleri olarak ileri sürülen Cemevleri ibadethanedir. Alevilerin inanç önderleri bir kamu görevi ifa ediyorlar. Sünni kesimin inanç önderlerine, hocalara hangi haklar tanınıyorsa Alevilerin din adamlarına ve inanç önderlerine de aynı haklar tanınmalıdır hükmü verilmiştir.

 

Aleviye de bütçeden pay

 

Türkiye'de devletin genel bütçesinden yani hepimizin paralarından oluşan genel bütçeden Diyenet İşleri’ne pay ayrıldığına göre, Sünni kesimin ihtiyaçlarını karşılamak için bütçeden pay ayrıldı demektir. O zaman bu bir kamu hizmetidir.

 

Kamu hizmetlerinin götürülmesinde çağdaş ilke ayırım yapılmaması yönündedir. Öyleyse Aleviler de genel bütçeden pay almalıdır. Bu da Divan’da hükme bağlanmıştır ve Divan’ın verdiği önemli karar ve hükümlerinden biridir. Çünkü genel bütçeden pay almadığımız takdirde Alevilerin ibadetlerini sü- rekli derme çatma cem evlerinde yapmak zorunda kalmaları, çocuklarına gerekli eğitimsel araçları üretememeleri yani kitap yazamamaları sonucu kaçınılmaz olur.

 

Atatürk ile toplumsal barış

 

Sevgili dostlar; AİHM kararı sıradan bir karar değildi. Unutmayalım. Avrupa, özellikle Kıta Avrupa’sının kendi kültürel yaşamında da uzun yıllar sürmüş mezhep savaşları vardır. Yüz milyonlarca insan birbirini öldürmüştür.

 

Katolikler, Protestanlar, Kalvinistler ve birçok mezhep yüzyıllar boyunca savaşmıştır. Ta ki "Bu kıtada barışı nasıl koruyacağız?" deyip, laiklik ilkesi benimsendikten sonra Avrupa toplumsal barışı yakalayabilmiştir. Biz de bu toplumsal barışı Mustafa Kemal Atatürk ile kazandık. 1517'den sonra, özellikle Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi dönüşünde verdiği “Bundan böyle devletin mezhebi Hanefiliktir“ gibi fetvalarla Aleviler siyasi otoriterin uzağında,
özellikle dağ başlarında yeni yerleşim yerleri kurdu. İstiklal mücadelemizin başlamasına kadar bu böyle devam etti.


“600 yıllık tarih yargılandı”

 

GEÇTİĞİMİZ Mayıs ayında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi’nin aldığı ve cemevlerini resmen ibadethane olarak tanıyan kararı değerlendiren Prof. Doğan, “Bu sadece Alevileri değil tüm inanç gruplarını yakından ilgilendiren bir karar” dedi. AİHM kararını “600 yıllık tarih yargılandı” diye yorumladı.


“İzzettin Hoca anlatıyor” yazı dizisinde yarın…


*Aleviler neden devletten dışlandı?
*Devleti yönetenler bu ayırımcılığa karşı ne yaptı?
*90’lı yıllarda hangi Bakanlar neden Doğan’a “Utanıyoruz” dedi?
*Dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar ne anlattı?

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.