Diyanet İşleri Eski Başkan’ı Ali Bardakoğlu’nun Hürriyet Gazetesinde yayınlanan röportajı okurken bir yandan da, “bu noktalara Nasıl geldik?” diye düşünmeye başladım. Onlarca sebebi var.

Baştan söyleyeyim. Sakın bu tabirim size garip gelmesin. Din de aynı zamanda sosyal bir faaliyet alanıdır. 1980 öncesi siyaset-din ilişkileri iç içe görünse de aralarında net bir çizgi vardı. Daha önce de aktarmıştım. Merhum Süleyman Demirel bile kendilerinden kabinede bakanlık isteyen bir cemaatin liderine, “Kabinede yer aldınız, ben varım ya” diyecek kadar yeri geldiğince din ve devlet işlerinin ayrımına uymuştu. Özal da, merkez sağ partilerin din siyaset ikileminde iç içe olmalarına rağmen bu kadar karıştırmamıştı.

Bu tablonun birinci sorumlusu 12 Eylül İhtilali ve Kenan Evrendir. Din derslerini zorunlu hale getiren dikta yönetimi, sosyalist, sosyal demokrat solun her rengi hatta ülkücüleri sindirmek için din olgusuna sı- ğındı. İslam dini demiyorum, dincilik yapanlara sığındı. Elinde ayet notları ile şehir şehir gezmesi de MSP’nin açık kalması, mallarının iadesi hep ABD’nin yeşil kuşak projesinin bir sonucudur. Ankara’da yaşayan gazeteciler Merhum Cumhurbaşkanlığı Baş Yaverlerinden Cevat Albay’ı iti tanır. Aslen Artvinli olan ve sanırım ilahiyat mezunu olan Cevat Albay Kenan Evren’e İslam ile ilgili söylemlerinde kullandığı ifadeleri birer not halinde kendisine sunardı. O da kürsüde “höykürerek” konuşurdu. Cevat Albay Bolu’dan helikopterle gelirken hala açıklanamayan bir sebeple yoğun sis yüzünden düştü, Kenan Evren’in der son anda binmekte olan helikopter kazasında şehit oldu.

O tarihlerde İslam ile ilişkili üç ayrı grup vardı. Milli Görüş, AP ve Zaman Zaman da MHP’nin paylaştığı siyaset. Din Eğitimi veren Milli Eğitim yani Devlet. Bir de 163. Madde kafasının üstünde sallanan cemaatler. Hepsinin gücü birbirine denkti. Ticari kaygı taşımıyorlardı. Bü yük bir bölümü de öncelikle kendi inançlarını başkalarına dayatmasan yaşamanın  peşindeydiler. Daha doğrusu öyle görünüyorlardı. Zaman içinde öyle olmadığını acı acı anladık. Bırakın Süleyman Demirel, Turgut Özal’ı Alparslan Türkeş ve her şeye rağmen Necmettin Erbakan bile bu bir birini kontrol eden, bu üç yapıyı bir araya getirmedi, getiremedi. Türkeş, partisinde FETÖ ve dinci örgütlenmeyi kırmak için 1991 yı- lından sonra partisinin TBMM grubunun bölünmesini bile göze aldı. 28  Şubat sürecinde Erbakan ve RP’nin karşısında en acımasızca eleştiriler, karşı ittifaklar Fetullah Gülen Cemaatinden geldi. Hatta hep milli politikaları savunan rahmetli Erbakan, bu ilişkileri düzeltmesi için Tayyip Erdoğan ve Melih Gökçek’i bizzat görevlendirdi.

Ve İslam referanslı üç yapı da AKP’nin kuruluşundan başlayan bir süreçte bir araya gelmeye başladı. Adres AKP ve Erdoğan oldu. Sonuç ortada. Başörtüsü, inancı yaşama gibi masum inanç istekleri yerini, dayatan, zorlayan, buyuran bir anlayışa büründü. Bu da bir şey mi, İslam adına yapılan hareketler gerçek ve mütedeyyin Müslümanları bile rahatsız etmeye başladı. Hatta bıktırmaya. Çünkü adalete kulak asmayan, sadece para kazanmaya dayalı bunun yanı sıra İslam’ın temel yasaklarından olan aşırı kazanç yani rant ile faiz dahil bu ilkeleri adeta görmezden gelen bir İslami inanç ortaya çıkmaya başladı. Tabii ki itirazlar da. Önce sessiz, ardından da yüksek sesle itirazlar başladı. Milli Görüş Hareketinin tartışmasız Partisi Saadet Partisi’nin Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu “hayır” diyerek net bir tavır ortaya koydu. AKP’ye giden eski arkadaş- larından durumdan hoşnut olmayanlara, “Hain ilan edilemeyeceğini tek yer Saadet Partisidir” diyerek kucak açmaya çalıştı. Ve gerekçesini de, Cumhurbaş- kanı Erdoğan’ın “yalnız kaldım” serzenişine atıfta bulunarak, “ Neden? Çünkü etrafında bulunup hoşuna gitmeyen teklifler söylendiği zaman o insanlar siyaset sahnesinden siliniyor. Kim kalıyor geriye ‘Efendim ne güzel emir buyurdunuz’ diyenler. O zaman yalnız kalı- yor” diye izah ediyor.

Bülent  Arınç ve Cemil Çiçek Erdoğan’ın yanında kerhen boy gösterse de uzak durmaya başladı. Abdullah Gül son olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı sosyal medyada takibi bıraktı.

Zaten Erdoğan da daha milliyetçi bir çizgiye çoktan evrildi  bile, İslami iddiası kalmadı. Ve buna karşılık AKP iktidarının uygulamaları İslam Dini ile Müslümanların hareketleri arasındaki makası açtı. Bu sebeple Bardakoğlu’nun tespitleri çok önemli. Daha önce de yazmıştım. İslam Dini Müslümanlar yüzünden mahcup mantığı ile hazırlanan Yüzleşme kitabı aydınlatıcı. Özellikle biz laik ve Atatürkçülerin yabancı olduğumuz bir konuda konuşurken bilgilendirmesi, hem de Müslü- manların tıpkı bazı Kürtçüler gibi Atatürk ve Laiklik ipine sarılırken yüzde 49’un birlikteliğini de açıklamıyor mu? Yani, yeni Atatürkçüler ve Laiklere yer açın, benden söylemesi. Bu kargaşada içimizi ısıtacak bir bakış değil mi?

Peki ne diyor Bardakoğlu?

 Kuran-ı Kerim ile aramız açıldı. Kuran-ı Kerim’in bize verdiği öğütlere kulak tıkadık ve kendi yanlışları- mıza fetva vermeye başladık. Ortalığı serbest piyasa ekonomisi mantığı ile fetva verenler kapladı. Din bilgimiz sığlaştı ve dindarlığı dar bir alana hapsettik.

Bardakoğlu’nun zayıflayan inanç olgusunun, İslam’ın yanlış yaşayanların doğru olmayan tavırları yü- zünden, “İslamofobi mahallelere kadar inecek” diye büyük bir çatışma tehlikesine de dikkat çekiyor. İslam adına şiddet üretenlerin ayetlerden hareket ettiklerini söylemeleri hatırlatılınca da Yezid ve Muaviye olayını hatırlatan şu sözleri de çok manidar:

Önce şiddete karar veriyor sonra Kuran’dan veya gelenekten ona uygun pasajlar seçiyorlar. Aynı kafadakiler dördüncü Halife Hz. Ali’yi de onun dindarlığını beğenmedikleri için öldürdüler. 

Çözüm mü, din âlimleri susmayacak. Müslümanlar dünya ve ahiret dengesini yitirdi. Devlet ve din işleri Laiklik ve Atatürk ilkelerine yeniden dönülecek. Yoksa  sı- kıntı büyük!

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.