1983 yılıydı. 12 Eylül darbesinin gölgesinde gidildi seçimlere. Milli Güvenlik Konseyi seçime girecek adaylardan hoşuna gitmeyeni veto ediyor, listelerden çıkarıyordu.
Turgut Özal’lı ANAP küresel destekle kazandı seçimi.
1991’e dek ANAP büyük bir pervasızlıkla yönetti ülkeyi.
Ulusal ve uluslararası sermayeyi, bankacılık, finans, sigorta sektörlerini, medyayı, iş dünyasını kontrol ediyordu.
Özal ailesi büyük bir safahat içerisinde yaşıyor, yakın çevreleriyle günlerini gün ediyorlardı.
Toplumun geniş katmanlarında biriken tepkiyi göremediler.
Büyük iktidar gücünün verdiği yükseklik sarhoşluğu gözlerini perdelemişti.
Özal cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturdu.
Mesut Yılmaz genel başkanlığında 1991 seçimlerine gidilirken ülkenin kentlerini dolaşan yabancı biri seçime bir tek partinin girdiğini sanabilirdi.
Tüm meydanlar, tüm binalar, tüm direkler, tüm köprüler ANAP kampanya afişleri ile doluydu.
Diğer partilerin ne paraları, ne kullanabilecekleri iktidar ve belediye olanakları vardı. Seçimde ANAP’ın oyu yüzde 45’lerden yüzde 21’e düştü.
Çıkar grupları hızla ANAP’tan uzaklaştı.
Çöküş hızlandı ve 2002 seçimlerinde bir dönemin burnundan kıl aldırmayan ANAP yüzde 5 oy aldı. Dev genel merkez binası hayalet filmlerinin çekildiği bir korku filmi platosuna dönmüştü.
Neden anlattım?
Bugün AKP çok daha fazla güç sarhoşu.
Medyanın yüzde 98’ini kontrol ediyor, çok büyük paraları, çok büyük olanakları var.
Bu paraların kaynaklarını başka yazılara konu yapacağız elbette.
Muhalefet birkaç olanaksızlık içindeki TV kanalı ve az tirajlı birkaç gazete ile ses duyurmaya çalışıyor.
TV kanallarına parti müfettişleri atanmış durumda.
Erdoğan’ın çocuk parkı açılışını, eşinin, oğlunun sosyal etkinliklerini bile canlı yayınlayan kanallar diğer cumhurbaşkanı adaylarının on binlerle yaptığı mitingleri görmüyor.
Görmemekle kalmıyor, bültenlerde muhalif adaya ses açmadan bantın üzerine spikere haber metni okutup geçiyor.
Ne liderin vurgulu konuşması, ne de alandan yükselen coşku yansıtılmıyor.
Bunun adı da gazetecilik, yayıncılık olmuş.
Bu baskı ve zulüm AKP’yi farklı bir adrese götürmez.
Gidilecek yer ANAP’ın yanıdır.
Bırakın bu ülkede özgürce gazetecilik yapılsın.
Bırakın mesleğin onuru korunsun.
Eve ekmek götürme derdindeki emekçi gazeteciler meslekleri ve çalıştıkları kurum sorulunca söylemekten utanmasın.
Rahmetli Simavi “mecbur kalırsan kalemini kır sakın satma” demişti.
Benim kalemimi 2008’de Ergenekon’dan gözaltına alarak kırmaya kalktılar.
O vakit AKP-Fetö ortaklığının zulmünü en çok artırdığı günlerdi.
6 yıl yargıladılar, 7,5 yıl ceza verdiler, yine de kalemimi teslim alamadılar.
Sosyal medyada yazdım, dernek toplantılarını gittim, muhalif TV kanallarında isyanımı haykırdım.
Susmam, susturamazsınız, bu kalemi size teslim etmem dedim.
Onurunu koruduğum, adalet ve vicdanını korumaya söz verdiğim kalemimi bundan böyle bu köşede kullanacağım.
Merhaba…

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mustafa 2018-05-13 22:18:17

Hos geldiniz.Bu is tamam.

Avatar
cengiz baytemür 2018-05-17 09:27:03

hoş geldiniz başarılar