Bir iktidar 15 yıl tek başına rahat bir çoğunlukla bir ülkeyi yönettikten sonra niçin lideri için daha çok yetki ve güç talebinde bulunur?

 

Hâlbuki ne istediyse yapıldı. İktidarın isteyip de yapamadığı ne vardı? Zaten yıllardır örtülü başkanlık sistemi yaşamadık mı?

 

15 Temmuzdan beri fiilen örtüsü de kalkmıştı zaten! ‘Ah, bir de şu başkanlık önündeki kimi sorunları bir sıfırlayabilsek anlayışı ‘ ülkeyi çok gerdi. Ekonomi alarm ötesi sinyaller veriyor. Bu ihtirasın maddi manevi bedeli maalesef inanılmaz boyutlarda. İnanın, değmez bunca sıkıntıya, üzüntüye, emeğe.

 

İktidarın elinde bir de can alıcı konularda her zaman sadık bir şekilde hizmet eden, adeta sebebi meçhul esaret hali içinde , “milliyetçi, muhalif bir lider” var. Gerçi ara sıra iktidara hakarete varan büyük laflar yapar, ardından da kritik konular gündeme gelince, bu söylediklerinin tam tersini açıklamayı ve yapmayı artık mesleki alışkanlık haline getirmiş bir “lider” . Alparslan Türkeş’in kemikleri sızlıyor mu bilmem, ama oğlunun sızlamadığı belli. Günümüz samimi milliyetçilerinin içinin kan ağladığını ise üzülerek görüyoruz. Hele son yıllarda hukuk devleti, demokrasi ve özgürlükler anlamında büyük erozyonun yaşandığı ülkemizde, olağanüstü hal altında bir referandum yapılarak, tek adam dönemi şeklindeki rejim değişikliği kim için ve niçin gerekli?

 

Hadi, bugün birisi için şu veya bu sebeple çok gerekli, ya yarın başka hiç hesapta olmayan biri gelirse?
Ya ikide bir birileri tarafından kandırılıp duran veya daha kötüsü gaflet ve delalet, hatta hıyanet içindeki biri başkan seçilirse ne olacak? Gerçi, böylesi bir durum için Cumhuriyet’imizin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK, Gençliğe Hitabesinde ülkenin sigortası olarak doğru yolu göstermişti, hatta gençliğe emretmişti… Zor, ama onurlu bir görev…

 

Birbirini bağlantılı takip eden 17 -25 Aralık ve 15 Temmuz gibi müthiş ve halen açıklanmaya muhtaç olaylar sürerken, ne bu telaş, ne bu acele..?
Başta Anamuhalefet partisi CHP’nin olmak üzere tüm ülke nüfusunun en azından yarısı bağımsız hukuk önünde bu konuların aydınlanması merakı, özlemi ve sabırsızlığı içinde! Sanki ülke yangın haline çevrilip, mal kaçırılıyor
havası esiyor. Bir taraftan da çok önemli Adalet Bakanı’mız da, ülkemizde yargıya güven kalmadı tarzında bir açıklama yapıyor.

 

Adalet ve yargıya güvenin olmadığı bir ortamda yapılan bir referandum sonucuna sonuç ne olursa olsun güven olabilecek mi? Yurtdışında bu referanduma kuşkuyla bakıldığını biliyorum. Hele her seçimde özellikle sosyal medyada tartışmalı güvensizlik havası yaratan mevcut seçim (SEÇSİZ) bilgi işlem sisteminin referandum sonuçları ne olursa olsun şaibeli hale gelmez mi? SEÇSİZ de kimler var? Orada acaba hiç FETÖ’cü var mıydı? Acaba bilgisayarlarına uzaktan bağlantı yapılabiliyor mu?

 

Google’ de “SEÇSİZ sistemi güvenilir mi ?” diye sorduğunuzda okuyacağınız bilgi veya iddialar bile kafa karışıklığı için yeterli değil mi? Programda manipülasyona açık noktalar ve açık kapılar var mı? Niçin birçok ülke bu sistemi
kullanmayı reddediyor ve hatta yasaklıyor? Hayır çıkarsa, FETÖ’den, evet çıkarsa SEÇ-SİS’den bilinmez mi?
Şu referandum ülkenin kutuplaşması dışında bir yarar sağlayacak mı, göreceğiz? ‘HAYIR’lısı olur umarım.

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.