Ülkenin her elektrik direği, her reklam panosu, her duvarında AKP’nin “şunu da yapıyoruz, bunu da yapıyoruz” reklamları var. ‘Kendi uçağımızı yapıyoruz, kendi tankımızı yapıyoruz, kendi otomobilimizi yapıyoruz’ vs… Benim en çok ilgimi çeken “Milli aşı”mızı yapıyoruz oldu.

5-6 yıldır Türkiye’de yeniden aşı üretilmeye başlanacak haberlerini görüyoruz ama henüz ortada somut bir durum yok. Sizinle kısaca Türkiye’nin aşı serüvenini paylaşmak ve birkez daha gözümüzün içine baka baka nasıl yalan söylediklerini göstermek istiyorum.

Türkiye, aşı konusunda dünyanın en başarılı ülkelerinden biriydi, bu alandaki çalışmalar Osmanlı dönemine kadar uzanıyor. Kuduz aşısını bulan Pasteur’ün araştırmalarını yaptığı enstitüyü Osmanlı padişahının gönderdiği parayla kurduğu biliniyor.

Avrupa’da bu konuda yaprak kımıldamazken 1892'de İstanbul’da çiçek aşısı üretimi başladı, 1897 yılında ise dünyada ilk kez difteri serumu İstanbul’da üretildi ardından sığır vebası serumu geldi. 1911 yılından itibaren ise tifo, kolera ve dizanteri aşılarının üretimi başladı. 1920 yılında meşhur veba salgını baş gösterince kısa zamanda veba aşısının üretimi de gerçekleştirildi.

Cumhuriyet’in kurulmasıyla bu iş Dr. Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü’ne verildi. Çok sayıda bilim adamını bünyesinde toplayan Hıfzısıhha, 1931’de verem aşısı üretmeye başladı, ardından kuduz, çiçek ve kolera, tifüs, boğmaca, inflüenza aşıları geldi. Enstitü, 1940’lı yıllarda aşı ihraç etmeye bile başlamıştı. Kaynaklar, 1940’ta Çin’de yaşanan ve on binlerce kişinin ölümüne sebep olan kolera salgınını Türkiye’den gönderilen aşıların durduğunu yazıyor.

Yatırım yerine ithalat tercih edildi

1980’lerle başlayan özel sektör sevdası, Hıfzısıhha’yı gözden düşürdü. Türk ilaç ve aşı sanayi, Özal iktidarıyla birlikte önü açılan ithalat sevdasına yenik düştü. Devlet, onlarca bilim adamı, yetişmiş personeli olan Hıfzısıhha’ya çağın teknolojik gereklerine uygun yatırım yapmadı. Aşı üretimi tavsadı, üretim merkezleri art arda kapatıldı.

Şimdi Türkiye, dünyanın birçok ülkesinden aşı ithal ediyor. Her yıl artan oranda döviz, aşı karşılığı olarak yabancı şirketlere ödeniyor.

Bu durumda AKP’nin “milli aşı” projesi mantıklı görünüyor ancak insan sormadan edemiyor, Türkiye’de aşı üreten son merkezin kapatılması kararının altında kimin imzası var sayın AKP yöneticileri? AKP’nin kapısına kilit vurduğu tesis, o kadar hayati bir önem taşıyor ki bugün bile eksikliği hissediliyor.

On yıllardır kuş gribi hastalığıyla uğraşıyoruz, bir ara ülkede tavuk kalmamıştı… Birkaç yıl suskun kalan hastalık yeniden hortladı, anımsayacaksınız birkaç hafta önce birkaç ilde binlerce tavuk öldürülmek zorunda kalındı. Evet, kuş gribi üzerine araştırma yapan ve aşı üreten tesisi 11 Haziran 2004 yılında AKP iktidarı kapattı.

Veteriner hekimler, kuş gribi konusunda Ortadoğu ve Balkanlar’ın en büyük araştırma kurumunun kapatılan Manisa Tavuk Aşıları Üretim ve Tavuk Hastalıkları Araştırma Enstitüsü olduğunu söylüyor. Enstitü, bu konuda koruyucu eğitim verdiği gibi hastalığın aşısını da üretiyordu.

Tarım Bakanlığı, 1982’de Manisa’da Enstitü’yü kurmuş. UNDP ve FAO’nun da katkılarıyla 1987’de aşı üretimi başlamış. Buradan elde edilen bilgiler, Avrupa ülkeleriyle paylaşılmış, aşılar dünyanın birçok yerine ithal edilmiş.

Enstitü, 250 milyon doz aşı üretim kapasitesine sahip, kuş gribi aşısı dahil, 7 çeşit kanatlı aşısı, 19 çeşit teşhis amaçlı antijen ve antiserum üretiyordu. Son 10 yılda kuş gribi yüzünden harcadığımız paranın yarısı bu merkeze yatırdığımızı düşünün… Şimdi ‘milli aşı üreteceğiz’ diyerek komik duruma düşmezdiniz.
Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.