banner87

17-25 Aralık sonrasında dönemin Başbakanı Erdoğan 'FETÖ’cülerin inine girileceğini' söyleyip durdu.
17-25 Aralık 2013'den 15 Temmuz 2016'e kadar 30 aydan fazla bir süre geçti ama 'FETÖ’cülerin inine girilmedi ya da girilemedi.
Çünkü 'in' AKP'nin ta kendisidir.
AKP'de herkesin dolaylı-dolaysız FETÖ’cülerle bir ilişkisi vardı.
Bir kısmının ilişkisi devam ediyor.
Bugün yandaş medyada Fetö'yu aşağılamaya çalışanların ezici çoğunluğu zamanında  ya gidip Fetö’nün  elini yalamış ya da F-G serili dolarlarından okkalı bahşişini almıştı.
AKP’nin işi çok zor. Hiç kimse başkasına güvenmiyor. İhbar iyi işleyen bir mekanizma.
Devletin tüm kurumları Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kontrolünde.
Konumu ne olursa olsun herkes korkuyor.
OHAL ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın deyimiyle KHK'lar olmasaydı temizlik operasyonu bu denli başarılı ve hızlı yürüyemezdi.
Özellikle TSK, MİT, emniyet ve yargıda.
Böyle bir ortamda CHP'nin KHK'lar konusunda Anayasa Mahkemesi'ne başvurusu sonuçsuz kalacaktır.
Bu mahkeme dâhil bütün  yüksek yargı organlarının bir çok üyesi ya tutuklandı ya da işten atıldı.
Geri kalanların ödü kopuyor.
Tipik bir Ortadoğu diktatörlüğü.
Medyayı unutmamak gerekir.
Dönek, yalaka ve satılmışlar sürüsü.
Sayıları da artıyor.
Talimatla konuşup yazı yazıyorlar.
Örneğin bir zamanlar İsrail'e karşı en sert yazıları yazanlar şimdi bir tek kelime yazamıyorlar.
AKP’nin İsrail ve Amerika'daki Yahudi lobilerine gereksinimi var.
Her konuda ve her alanda.
Cumhurbaşkanı Erdoğan New York gezisi sırasında  bu konu ve alanları namı-değer 'Yahudi' Kissinger ve Rothschild ile oturup konuştu.
İsrail çok mutlu.
İsrailli şirketler Türkiye'de çok iyi para kazanıyor.
Gözlerden uzak ve sessizce.
Özellikle GDO'lu işlerde.
Türk ortaklarıyla birlikte. Alıyorlar, satıyorlar, ekiyorlar, biçiyorlar ve karanlık işler çeviriyorlar.
KKTC'de olduğu gibi.
Geniş topraklar, yat limanları, sahiller, havaalanları ve eski mezarlıkları satın alıyorlar.
Kıbrıslı Türk dostlarının yardımı ve AKP’nin yeşil ışığıyla.
Tıpkı Filistin'de yaptıkları gibi.
Sultan Abdülhamit zamanında başladılar, İngilizler döneminde devam ettiler ABD desteğiyle 1947'de İsrail devletini kurdular.
2008 yılında Şile'de bahçeli bir evim vardı. Her yıl bahçede domates, salatalık ve biber ekerdim. Fideleri de Çanakkale'den gelen bir tarımcıdan alırdım. O yıl aynı adamdan aldığım fideler acayip boy verdi ama domates vermedi. Vitamin ve ilaç verdik ama işe yaramadı. Adamı arayıp sorduğumda özür dileyip durumu anlattı. Meğer fideler daha ucuz diye İsrail fidesi alıp satmış.
Yani GDO'lu fide.
Belki de bir Arap olarak beni görünce hiç domates verdi.
Bu işin esprisi.
Fideler domates vermedi ama o yıldan sonra o toprakta hiç bir şey yetişmedi.
Bu benden bir örnek. Yüzlerce benzerini biliyorum.
Yıllar önce bir konferans için Şanlıurfa'ya gitmiştim.
İsrail ve Yahudi şirketlerinin GAP bölgesinde geniş araziler kiralayıp satın aldıklarını ve Türk ortaklarla şirketler kurup iş yaptıklarını anlatırken bir dinleyici 'Hocam biliyorsun biz Urfalılar balcan kebabını çok severiz. Bizim balcanlar on onbeş santim boyunda ( el kol hareketiyle) ama bu Yahudilerin yetiştirdiği balcanlar otuz kırk santim boyunda. Onun için  millet Yahudi malını yılıyor' dedi.
Hormonu, GDO'yu, tarım ilaçlarını anlattım ama  işe yaramadığı ortada.
Bugün yediğimiz ve içtiğimiz herşey GDO ve hormonlu.
Devlet denetimi yok gibi.
Herkes yalan söylüyor.
Örnek mi?
Organik yumurtalar.
Bu işi yapan bir arkadaş anlattı.
'Yılar önce arazide tavuklar çok şey bulabiliyordu. Tarım ilaçları ve çevresel sorunlar toprağı perişan etti. Tavuklar şimdi aç ve sefil dolaşıyor. Biz de dışardan suni yem alıp tavuklara veriyoruz. Yemler GDO ve hormonlu olunca bizim de tavuklarımızın yumurta ve etleri GDO ve hormonlu oluyor. Elbette hiç güneş görmeyen  kapalı alanlarda fabrikasyon yetiştirilen tavuklar ve onların yumurtaları kadar değil. Çünkü onlar görerek ve bilerek felaket'.
GDO ve hormonlu yemle beslenen tüm hayvanların ürünleri bundan farklı değildir.
Et ve süt mamullerinin tümü.
Naylon dünyada yasaklanıyor ama bizde sıcak ekmekler naylonlara konuluyor ve ertesi gün küfleniyor. Çünkü ya buğday ya da un ithal yani GDO'lu.
Tipik bir AKP-Fetö ilişkisi.
Beraber yürüdüler yağan yağmurlarda.
Beraber yediler balcan kebabını.
Beraber taşıdılar GDO'lu yumurtaları kocaman küfelerde.
Gariban insanların sırtında.

 

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.