Koyunları yakından gözleyenler bilirler ki koyunların dünyasında izdiham yoktur. Kıç kıça yaşarlar ama iteklemezler birbirlerini. İnsanların yakın tarihlerde zaman zaman stadyum gibi, Hac gibi kalabalık alanlarda birbirlerini ezmek veya itelemek suretiyle birbirlerinin ölümlerine yol açmalarının aksine koyunlar birbirlerini sıkıştırmazlar.
Koyunlar birbirlerini takip ederler. Bu takip işlemi, koyunların insanlık tarihi sürecinde evcilleşmeleri ile beraber çoğu zaman insanlar, yani bildiğiniz çobanlar ve yine bir başka evcil hayvan olan sürü köpekleri sayesinde yönlendirilir.
Ancak durumun böyle olması koyunların insanlar ve köpekler dışında başka etmenler sayesinde birbirlerini takip etmeyeceklerini göstermez. Kendi içlerinde sürüye isteyerek veya istemeyerek liderlik edebilen koyunlar tarih boyunca görülmüştür. Üstelik koyunların ezelden beri evcil olmadıklarını, genlerinde insanlık tarihi öncesine ait sürü refleksleri bulunduğunu da göz ardı etmemek gerekir.
Sürü psikolojisi nedir? Çoğu zaman zırcahil, ruh hastası ve hatta geri zekâlı olsa bile sabit kalan bir ‘üst akıl’ ve etkileyici bir ‘sağlam irade’ liderliğinde bir grup insanın gruplaşarak yahut cemaatleşerek aynı davranışları göstermesidir.  Grup veya cemaat bireylerinin az ya da çok herhangi bir tepkisel, isyan kokan ya da eleştirel tepki vermeksizin gruba veya cemaate liderlik eden bireyin davranışını neredeyse birebir kopyalaması, bir papağan gibi tekrarlamasıdır. Elbette burada bahse konu olan tanımlama insanların davranışları hakkındadır. Yoksa papağanlar ve koyunlar gerçekten zeki, eğitimli ve ruhi sorunları olmayan canlılardır.
Doğal olarak hayvan psikolojisinde de benzer bir başlık mevcuttur ve hayvan psikologları tarafından incelenmektedir. Öte yandan insanın da bir hayvan türü olduğu kabulü ile olayı hayvan ve insan diye ayırmayı ben şahsen gereksiz buluyorum.  Neden derseniz cevabım basittir. Neticede insan türü de evrim basamaklarını sürüler halinde geçmiştir ve hatta halen sürü içinde evrimleşmektedir. Bunun en güzel kanıtı insanların bugün klanlar ve kabilelerden çok köyler, kasabalar ve kentlerde yaşıyor olmalardır.
Sürü psikolojisi olmayan bir insan olsaydık, şu koskoca gezegende koyunlar gibi birbirimizin affedersiniz kıçı dibinde apartman dairelerinde yaşıyor olmaz, ortalama bir batılı burjuva gibi müstakil evlerde yaşardık diye düşünüyorum. 780 küsur bin kilometrekare görece büyük bir ülkedeyiz ama ortalama 100 metrekarelik sıradan dairelerde komşularla kıç kıça yaşıyoruz bu ülkede. Komşu çocuklarının zırıltısını, evlerini olimpiyat sahası olarak kullanmalarını karton duvarlardan duyuyor, komşu çocuklarının bir an önce büyümesini ve olgun bir ergen olmalarını bekliyoruz. Komşu çocuklarının yarattığı gürültüler, 12 Eylül 1980 uğursuz darbesinin bir diğer kötülüğüdür bu ülkeye.
1980 darbesi sonrası patlayan çoğu Karadenizli müteahhitler ve günümüzde iktidarın yandaşlara pay dağıtan inşaat şirketi TOKİ sadece taşeron oldular bu korkunç kötülüğe. İlk büyük depremde zaten yıkılmış ve gelecek büyük depremlerde sırayla yine yıkılacak apartmanlara doldurdular hepimizi. Kaderimiz maalesef böyle yazılmış NATO tarafından. Türkler ve Kürtler bir gün nasıl olsa yıkılacak apartman binalarında komşularının çocuk gürültülerini yaşayarak emekli olmayı beklesinler diye karar alınmış en karanlık NATO toplantılarında.
İnsanlık tarihinde rastlanan en büyük sürü psikolojisi felaketlerinden birisi hiç şüphesiz Almanya’da yaşanmıştır. Sadece kendilerini ve kendine oy veren Almanları değil, tüm Avrupa ve dünyayı ikinci emperyalist dünya savaşı bataklığına düşüren Naziler, faşizm ideolojilerine uygun olarak kelimenin tam anlamıyla bir sürü toplumu yaratmayı başarmışlardır. Uyguladıkları psikolojik taktiklerle ve acımasız faşist uygulamalar ile Alman toplumunun ve daha sonra işgal ettikleri Avrupa ülkelerindeki toplumların çok ciddi bir bölümünü sürü psikolojisine uygun hale getirmişlerdir. Benzer felaketler, faşizmin yükseliş yılları olan 20. yüzyılın ilk yarısında İtalya, Japonya gibi başka ülkelerde de yaşanmıştır. İşin ilginç yanı şudur ki, dünya savaşında yenilgiye uğramasına rağmen faşizm ideolojisi dünya tarihinden kalkmamış, hemen her ülkede kendi karakteristikleri dahilinde yaşamaya devam etmiş, hatta burjuva demokrasilerinde ‘sürüleştirilen’ lümpen kitlelerden oy alarak zaman zaman iktidar olmayı dahi başarmıştır ve başarmaktadır. Öyle ki, durum 21. yüzyılda düzeleceğine “ileri şizofren demokrasi” adı altında daha vahim şekillere dahi bürünmüştür.
Sürü psikolojisi evrimsel bir gerçektir. Sürü olmak, hayatta kalma çabasıdır neticede. Fakat yanlışlığı zaman içinde kayıtsız şartsız kanıtlanacak liderler, çobanlar ve köpekler yüzünden zaman zaman maddi ve manevi facialar olabilmektedir.
Ama umutsuzluğa yer yok. Dışlanmaktan korkmayan, iktidarın peşinde sürüklenen sürü bireylerinden daha fazla evrimleşmiş, kabir meleklerinden daha sorgucu ve sualci bireyler her zaman her yerde mevcuttur ve sanılanın aksine giderek güçleri çoğalmaktadır. Yalnız kalmaktan korkmayan bireylerin önünde sürüleşmek yerine örgütlenmek seçeneği her zaman mevcuttur.  Sadece örgütlenen bireyler koyun sürüsünü uçuruma sürükleyen baş koyunu durduracak güce sahip olurlar.
Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.