Bugün toprağa verilecek büyük usta Vedat Türkali, sanki bir şiir değil destan yazmış, bizi anlatan…
Resimli tarih kitabı değil, şiirli memleket tarihi…
Bir şehre yazılmış, bir romanın içinde yayınlanmış, bütün bir Türkiye tarihini anlatan bir şiir…
Hem de daha 1945’lerde…
Bir memleket bu kadar mı değişmez?
Vedat Türkali’yi pazartesi sabahı saat altıda kaybetmişiz.
O gece 20 küsur seneden sonra tekrar okumaya başladığım “Bir Gün Tek Başına” romanını 474. sayfada kapatıp uyudum, saat üçe geliyordu.
Sabah kalktığımda duydum kara haberi. Biraz daha devam etseydim, kitabın 535. sayfasındaki ‘Bekle Bizi İstanbul’ şiirine kadar gelecektim, neredeyse ezbere bildiğimiz…
“Boşuna çekilmedi bunca acılar İstanbul
Büyük ve sakin Süleymaniye’nle bekle
Parklarınla köprülerinle meydanlarınla
Bekle bizi İstanbul
Bekle yumruklarımız haramilerin saltanatını yıksın
Bekle o günler gelsin İstanbul
Sen bize layıksın, biz de sana İstanbul…”

***

Şiiri okurken, içimden şarkısını söylüyorum…
Yazıldıktan 40 yıl sonra, Onur Akın’ın bestelediği, Grup Baran’ın ‘Yediveren’ albümünde seslendirdiği, adeta marş gibi dilimizden düşmeyen şiir,
500 yıllık haşmetli Süleymaniye camisinin önündeki kahvelerde otururken,
Onur sazını çalarken, basın yayın korosuyla milli marş gibi hep bir ağızdan, bir dilek gibi söylediğimiz, “Bekle Bizi İstanbul” şarkısına dönüşmüşken…
Sıcak çayımız, sigaramız,
Kâh Beyazıt Meydanı’nda, kâh üniversitenin bahçesinde, koşturup dururken…
Duyduğumuzda tüylerimizi diken diken eden, çoğu zaman gözlerimiz ıslansa da söylemekten hiç vazgeçmediğimiz, öğrenci evlerinin ve eylemlerinin vazgeçilmezi, bize umut aşılayan ve bir araya getiren o ruhun kaynağı, şarkımız “Bekle Bizi İstanbul…”

***

68 kuşağı dünyada iz bırakmıştır, Türkiye’de darbe ile kıyılan bir 78 kuşağı vardır, biz de 88’liler kuşağıydık belki de…
80 darbesinden sene sonra üniversiteye girmiş, üniversitedeki mavi bereli askerler daha yeni kışlaya dönmüşken yaşanan kısmi özgürlük ortamında ilk öğrenci derneğini kurmuş, YÖK’e ve üniversite harçlarına karşı ilk boykotunu yapmış, solcu öğrencilere açılan soruşturma ve okuldan uzaklaştırma cezalarına karşı ilk yürüyüşünü gerçekleştirmiş gençler olarak okuyorduk Vedat Türkali’yi… 1960’ların İstanbul Üniversitesi’ni, Beyazıt Meydanı’nı, öğrenci gençliğin baskıcı ve otoriter bir rejim tarafından nasıl ezildiğini, Taylan Özgür’ün nasıl öldürüldüğünü, ardından 27 Mayıs ihtilalinin nasıl gerçekleştiğini anlatıyordu.
Vedat Türkali “Bir Gün Tek Başına” romanında, Günsel ve Kenan’ın Beyazıt meydanındaki buluşmalarını anlatıyordu, biz 25 sene sonra aynı tahta masalı çay bahçesinde çay içiyor, sonra ayağa kalkıp Filistin İntifadası için yapılan yürüyüşe katılıyorduk. Hep bir ağızdan türkü söylemek gibi…
Hep bir ağızdan söylenen türkülerin tadı hiçbir şeyde yoktur…
Vedat Türkali’nin bize çizdiği Türkiye tablosu ne yazık ki çok değişmedi. O günlerde bizimle bu şarkıyı söyleyen bazı arkadaşlarımız “Bekle Bizi İstanbul” diyerek gittiler…
Şimdi 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde uğurluyoruz büyük ustayı…
Belki de onlar karşılayacaklar Vedat Türkali’yi…
Onlar yani barıştan, eşitlikten, kardeşlikten, özgürlükten yana olanlar, namuslular, çalıp çırpmayanlar, bu adaletsiz dünyada tutunamayanlar…
Bizse her gün tek başına kalsak da, büyük ve sakin Süleymaniye gibi, haramilerin saltanatını yıkmak ve zafer şarkılarıyla geçmek için meydanlardan, bekleyeceğiz…
O’nu çok sevdiği İstanbul’un sokaklarından geçerek yolcu edeceğiz…
Uğurlar olsun, bize öğrettiklerin ve kattıkların için minnetle, sevgiyle…

 

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.