Kentlerin sokaklarında, meydanlarında gece gündüz demeden çalışma yapan, seçimlere neden girdiklerini anlatan solculara karşı en çok gelen tepki "oyları bölmeyin" tepkisidir. Ancak bu tepkinin bir girizgâhı var ki, meselenin can alıcı da kısmı orası aslında. Bildiriyi uzattığı yurttaşa anlatır meramını, devrimci dediğin yorulmaz çünkü. E dinleyen de ideolojik olarak karşı bir konumlanışta değilse, solcu kardeşin anlattığı sömürüyü anlamazdan gelmiyor elbette. Hak veriyor, lafta destek de veriyor. Ama yol ayrımı geldiğinde... Yurttaş "oyları bölmeyin" demezden önce o ebedi girizgâhı yapıyor; "haklısınız ama... ben de solcuyum zaten ama...

Bu gerekçelerden bin tane var. Neyse ki bu "oylar bölünmesin" havalarında direnenler de var. Hatta başaranlar da. Bu hikaye o başaranların başarısının kısacık bir kısmı.

Türkiye'de yerleşmiş bir kanı var. Deniliyor ki yönetici yiyecek ki halka da azıcık hizmet edecek. Yönetici kendini mutlu etmeden halkı mutlu edemez. Bu durumu kanıksamışların aynı zamanda "Haklısınız ama oyları bölmeyin" diyenler olduğunu görmek zor değil. Bu iki tezin arasında, insanın kapıyı açmak için elini uzatması kadar doğal bir bağlantı var. Yani "haklsınız ama oyları bölmeyin" diyenle "belediyeci yiyecek ki hizmet getirsin" diyenin aynı kişi olması hiç de sürpriz değil.  

***

30 Mart 2014 yerel seçimlerinden sonra Türkiye'de yepyeni bir sayfa açılıyordu. Solcuları bol bol tebrik edip, hak verip oy vermeyenler "Keşke bizim belediye de komünistlerin eline geçse" deyivereceklerdi artık. Ovacık'ta doğan güneşin sıcaklığı Türkiye'nin en batısına kadar ulaşacak, "Ovacık'ta olur ama bizim burada imkansız" diyenler bile bir yandan "Yahu olsa ne güzel olur ama!" diye iç geçireceklerdi. Komünistler büyük bir mücadele verdi Ovacık'ta. Daha önce de belirttiğim gibi öksüz bırakılmıştı o bereketli topraklar. Tarlası olanın ekmediği, bahçesi olanın yolunu unuttuğu, hayvanına, suyuna adeta küsülmüş topraklardı bunlar. Komünistlerin buraya getirdiği üretim modeli, halkı tekrar toprağıyla, suyuyla buluşturdu. Üretim sadece 1-2 yılda kimsenin hayal edemediği bir noktaya taşındı. Şimdi Türkiye'nin ve dünyanın dört bir yanından insanlar, "İnsanın sağlıklı gıdaya en ucuz şekilde ulaşması en temel insan hakkıdır" sloganıyla üreten Ovacık Kooperatifi'nin ürünlerinden edinmek için yarışıyor. Sadece üretim değil, komünistlerin şeffaflık ilkesi de tüm ülkeyi mest etmedi mi? Her yıl belediye binasına asılan gelir-gider tablosu, aralarında "Belediyeci yiyecek ki hizmet etsin" diyenler de dahil olmak üzere milyonları komünistlere hayran bırakmadı mı? 

Bunlar ve daha binlerce başarıya imza atan komünistler, şimdi Fatih Mehmet Maçoğlu önderliğinde yeni bir sayfa açıyorlar, bir kenti yönetmeyi deneyimleyerek. Komünist Başkan ilk yaptığıyla bile nasıl olay oldu, görmüyor musunuz? Kayyum, belediye ile halkı birbirinden 'korku'yu kullanarak ayırmıştı. İlk iş kayyumun belediye önüne yaptırdığı ve kale surunu andıran beton duvarları yıktırdı Maçoğlu. Bunun ertesi günü üç çocuk geldi Maçoğlu'nun makamına. Maçoğlu'na belediye hizmetini şikayet ettiler. Maçoğlu yaşlarına bakmadan karşısına aldı, sorunlarını dinledi çocukların. "Otobüs bizim mahalleye gelmiyor, okula yürüyerek gitmek zorundayız, derse geç kalıyoruz" diyorlardı çocuklar. Talimat verdi ve çözdü. Bunun da ertesi günü "zaten benim kendi aracım var, makam aracı benim neyime" diyen Maçoğlu makam aracını düğün günlerinde bir çifte tahsis etti.

Sonra CHP'lisinden, HDP'lisine, hatta MHP'lisine kadar taklitleri çıktı. HDP'li başkan aldığı belediyenin kayyum icadı duvarlarına balyoz vururken, CHP'li başkanlar tebrik çiçeği göndermek isteyenleri uyarıp "vakıflara bağış yapın" diyordu. Bu fikir de komünistlerden çıktı. Komünist başkan, göreve geldiği ilk gün "Tebrik çiçeği göndermeyin, o paralar sokaktaki canlarımız hayvanlarımıza mama desteği olsun" diyerek unutulmayacak bir adım atmıştı çünkü. HDP'liler ve CHP'liler bunu yaparken MHP'li birkaç başkan da makam odasının kapısını söktürüyordu. Bunu da tabii ki önce komünistler yapmıştı. 

Örnekler çoğaltılır. Mesele örnekler değil zaten, perspektif. 2014'te ısınmaya başlayan güneş artık yekten içimizi ısıtıyor. Artık kimse o kadar özgürce "belediyeci yiyecek ki..." pervasızlığıyla yaklaşamıyor olaylara. Çünkü artık yemeden de yapılabileceği, hatta en iyisinin yemeden yapılabileceğinin kapı gibi örneği var. 

Böyle örnekler eğitici olduğundan değerli. Zaten verilmesi gereken hizmet için belediyeye dilenmek zorunda değilsiniz, gidip hakkınızı isteyin dedirtiyor halka. Ve artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak dedirtiyor bize.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.