YSK’nın İBB seçimlerinin yenilenmesi kararının ardından sosyal medyada virüs gibi “ben zaten demiştim, Erdoğan İstanbul’u vermez, ne yapar eder alır” görüşü yaygın paylaşılıyor. “Dünyada totaliterler seçimle gelirler ama seçimle gitmezler. Ne yaparsanız yapın, 23 Haziran'daki seçimi asla bize vermezler…” tarzında, ilk bakışta gözlem ve deneyimlere dayalı gerçekçi bir tahlil ve öngörü gibi görünen bu tür yaklaşımlar tarif edilemez büyüklükte sakıncalar içeriyor.

Muhalif seçmeni sandıktan soğutmaktan başka işe yaramayan bu paylaşımlar bizlere ne öneriyor peki? Bu ruhen yenilmişlere şunları söylemek gerekiyor; "Eee hocam, ne yapalım peki? Sokağa dökülüp eylemler yapıp onların tuzağına mı düşelim, sandığı protesto edip meydanı onlara mı bırakalım, bunları da söylemiyorsunuz. Elimizi kolumuzu bağlayıp oturalım mı, yenilgiyi baştan kabul mü edelim? Kaderimize kahredip durduğumuz yerde söylenmeye devam mı edelim?"

Bu işler öyle olmaz, şöyle olur!” demediğinize göre, pek de parlak fikir ürünleri gibi dolaşıma sokulan bu arabesk-teslimiyetçi yaklaşımlardan ne umuyorsunuz? Bir şeyleri değiştirmek için parmağını dahi kıpırdatmayanlar, bu tür görüşleri yayarken ne umuyor, ne bekliyor? “Ben gerçekçiyim arkadaş, kendimizi kandırmayalım!” minvalindeki zehirli görüş beyanlarının yaygınlaşması kimlerin amacına ulaşmasını kolaylaştırıyor? Bunların topluma, demokrasimizin geleceğine ne faydası var acaba?

Despotların konumlarını kaybetmemek için ülkenin yanması, batması pahasına her şeyi göze alabileceği gerçeğini hepimiz görüyor ve biliyoruz. Ama onların akla gelen veya gelmeyen her şeyi yapma konusundaki sınırsız çabaları, istedikleri tüm sonuçlara mutlaka ulaşacaklarının garantisini içeriyor mu? Tüm çabalarına rağmen birçok büyükşehir belediyelerini kaybetmediler mi? Her şeyi yapmak istiyorlar ama her istediklerini yapmayı her zaman başarabiliyorlar mı?

Erdoğan ve iktidarı çoktan inişe geçmişti zaten, bu süreci olabildiğince yavaşlatma ve ötelemeye yoğun çaba sarf ediyorlar sadece. Ama yapabilecekleri şeyler nihayetinde kısıtlı. Ülkemizde çok sorunlu da olsa işleyebilen tek demokratik mekanizma olarak sandık kaldı. Bari bundan vazgeçmeyelim. Bu gerçek kavranmalı, sandığa inancın ve güvenin kaybedilmesine izin verilmemelidir. Siyasette moral üstünlük zaten muhalefete geçmişti. Bu avantaj gözden çıkartılmamalı, mücadele azmini kıracak yaklaşımlara pirim verilmemelidir.

Sevgili okurlar, değerli dostlar; bizleri demokrasi mücadelesinden, sandıktan ve umuttan uzaklaştırma dışında hiçbir yararı olmayan bu tür negatif propagandaları lütfen yaymayın, paylaşmayın, okuduktan sonra silin bence. Umudu, mücadele azmini destekleyen, heyecan ve motivasyon sağlayan görüşleri yayın, örneğin şu okuduğunuz yazı gibilerini. Neden mi? Daha önce de söylediğim gibi; umutsuzluk ve karamsarlık bir zehirdir; insanı öldürür. Oysa umut ve mücadele panzehirdir; kurtulma ve yaşama olasılığını artırır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.