banner87

Halep-Musul-Rakka Üçgeninde yoğunlaşan Irak-Suriye merkezli kriz, Ortadoğu’nun ve Türkiye’nin geleceği açısından büyük bir önem arz ediyor. 

Bu şeytan üçgeninin tam merkezinde güçlü bir pozisyon elde etmeye çalışan Türkiye’nin, bölgede temkinli bir şekilde yürüttüğü operasyonlarını ısrarla Rakka’ya sevk etmeye yönelik çabalar, buna dönük baskılar ise bu noktada fazlasıyla dikkat çekici. 
Rakka üzerinden Türkiye’yi bölgede bir batağa çekmek istedikleri kadar, Halep ve Musul bağlamında bir takım oldu-bittilerle Türkiye’yi Ortadoğu sürecinin dışında tutmak istedikleri ortada... 
Daha somut bir şekilde ifade etmek gerekirse, başta ABD-AB, Rusya, bir yandan kendi aralarındaki kozlarını paylaşmak, bir yandan da emperyalist emellerini gerçekleştirmek üzere, uluslararası ve bölgesel güçler, Türkiye’yi Halep ve Musul’un dışında tutmak için ellerinden gelen tüm gayreti sarf ediyorlar. 
Hiç kuşkusuz Ankara bunun farkında. Bundan dolayı Fırat Kalkanının yönünün doğuya doğru kayacağı yönünde güçlü, emareler var. 
Bu operasyon eğer böyle devam eder ise, Dicle Kalkanı olarak gündeme geleceğe benziyor. 
Gerekçesi ise çok açık: Güvenlik ve insani nedenler. 
Bu kapsamda Musul’un demografik konumuna yapılan vurgular çok önemli. 
Unutulmamalı ki, bölgede, dünyanın en büyük etnik temizliği, üstelik bizim elimizle gerçekleştirildi. 
Bu arada 100 yıl öncesi tehcir elbette dram ama dikkat edin bu olay temcit pilavı gibi önümüze sürülmekte. Hem de alçakça hokkabazlık marifetleriyle her daim gündemde tutularak... 
Suriye’nin, giderek Irak’ın kuzeyindeki Türkmenler, Araplar ve Şiiler-Aleviler, çok vahşice yerlerinden yurtlarından edildi. Bunların çoğunu, “Ensar” yaveleriyle, kucağımızda bulduk... 
Bize bizim öngörüsüz ellerimiz ve gerçek dışı yuttuğumuz ham hayallerle, milyar dolarlar bozdurmayı başardılar... 
Etnik temizlik, kürtçü nüfusu Türkiye ile Şam ve Bağdat arasında, çoğunluk kılmak içindi. 
Bu elhak başarıldı, hem de bizim gafletimiz ve elimizle... 
Amaç Barzani’yi Akdeniz’e bağlamaktı... 
El hak, o da bizim gafletimiz ve elimizle oldu... 
İş işten önemli ölçüde geçmiş olmakla beraber, bölgenin asli unsurlarına yönelik müdahalelerin asla kabul edilemeyeceğinin altı kalın bir çizgiyle çizilmeli. 
Bölgedeki Türkmen ve Arap aşiretleri dışında 2007’de 63 Kürt aşiret reisinin Ankara’ya Türkiye ile birleşme yönündeki çağrıları hala hafızalarda. 
Türkiye Lozan Anlaşması sonrasında 1926’ya kadar uzanan süreçte yaşanan hukuksuzlukları ve çözüm önerilerini bir kez daha gündeme getirebilir. 
Bu ülkemizin en doğal hakkıdır. Yeter ki, “Halep-Musul-Rakka şeytan üçgeninde Rakka bataklığına batmayalım... 
Aksi takdirde rüzgâr tersine dönebilir. Kırılgan ve kaygan şeytan üçgeni her ne kadar saflar belirgin gibi görünse de, aysbergin derinlikleri çok farklı. 
Açıkçası, ezberlerin bozulduğu bir dönemde kimin eli kimin cebinde belli değil. Dolayısıyla, aysbergin görünen yüzü bizi aldatmamalı. 
Dipte uluslararası ilişkilerin doğasından kaynaklanan güç-çıkar çatışması merkezli (çözülemez olsa da, ilk bakışta) büyük bir “muamma söz konusu. 
Bu muamma, yerel-bölgesel-küresel ölçekte her an yeni ittifaklara gebe gibi görünüyor. 
Bu temelde Türkiye-Rusya-İran, üçlüsünün geleceği çok önemli… 
Suriye ile büyük ölçüde yakınlaşma, bu çerçevede, bize yutturulan ve figüranlığını devam ettirmeye sıkıştığımız tiyatrodan çıkmamız hayatî... 
Irak da benzer bir sınavdan geçiyor dersek, çok abartmış olmayız.

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.