Auschwitz-Birkenau Kampı’nın “Arbeit maht Frei” (Çalışmak Özgürlük Getirir) yazılı kapısından girerken sahip olduğunuz psikoloji, çıkarken yerini bambaşka bir duygu yoğunluğuna bırakır.  Bu kampın tarihsel geçmişinin farkında olmayanlar başlangıçta tipik bir müze gezme telaşında olduklarını sanırlarken çıkışlarında bu tatlı telaşın, yerini bembeyaz yüzlere bıraktığını ve duygu durumlarını darmadağın ettiğini fark ederler. Bu “müze”nin de amacı Holokost’a farkındalığı ve duyarlığı yeniden hatırlatmaktır zaten.

27 Ocak tarihi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 2005 yılında “Uluslararası Holokost Anma Günü” ilan edilmiştir. Türkiye de bu kararın imzacıları arasında yer almıştır. Holokost Yunanca kökenli bir sözcüktür; Holos (bütün) ve Kostos (yanmış) sözcüklerinin bir araya gelmesi ile oluşur.

 İkinci Dünya Savaşı’nın önemli sembol mekânlarından biri olan Auschwitz-Birkenau Toplama Kampı’nın kurtarıldığı 27 Ocak 1945 tarihi, bugünün kaynağını oluşturmaktadır.

Auschwitz-Birkenau ve diğer kamplarda yaşanan felaketler sonucunda, milyonlarca insanın öldürülmesine yönelik farkındalıkları arttırmak amacıyla 27 Ocak günleri bir süre sessizce beklemek ve orada olanları düşünmek, anmak gerekir. Holokost’un tüm insanlığın ortak sorumluluğu olduğunu hatırlatmak için bu bir insanlık görevidir.

Savaş öncesinde Avrupa’da yükselen ırkçılık ve antisemitizm gibi anlayışlar Holokost olarak adlandırılan, tarihin en büyük ölümlerine neden olmuştur.  Başta Yahudiler olmak üzere milyonlarca insan Naziler tarafından sistematik şekilde yok edilmiştir.

Bugün bizlere düşen, insanlık tarihinin en karanlık dönemlerinden olan Holokost’un tekrar yaşanmaması için ne gerekiyorsa yapmak, yaşamlarını kaybeden 6 milyon insanın anılarına saygı duymak ve onları hatırlatmaktır.  İnsanlık tarihinin en trajik günlerinden biri olan bu günü hatırlamak ve Holokost konusunda yeni nesillerin bilinçlendirilmesi çalışmalarını güçlendirmek amacıyla hiçbir eylem düşüncesi için geç değildir.

Ayrımcılık, dışlanma, yabancı düşmanlığı, ırkçılık gibi yükselen eğilimlerin toplumları başka felaketlere sürüklememesi için eğitsel, kültürel ve sanatsal önlemler alınmalıdır. Bu süreçte farklı eğitim yaşantıları ve etkileşimli yöntemlerden yararlanmak gerekir. Yaratıcı drama bu yöntemlerin başında gelir. Yaşantıya dayalı eğitimi odağına alan yaratıcı drama anlayış ve yöntemi, kurgusal gerçeklikler içerisinde tüm gerçeklikleri irdeleyerek kişinin kendini bu tür olayları yaşayanların yerine koyarak onlarla empati kurmasını ve toplumsal olaylara karşı farkındalık geliştirmesini sağlar.

27 Ocak, birey ve toplumların bir arada yaşama kültürünün önemini vurgulamanın yanı sıra, ırkçılığa karşı öldürülen milyonları hatırlamak ve onların boşuna ölmediklerini hatırlatmak için de önemli bir gündür. Şair Isaac Lambdan’ın söylediği gibi hep bir ağızdan “Bir Daha Asla…” demek için bu konuda her kuşağı bilinçlendirmek temel amaç olmalıdır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ceyhan Ozer 2019-01-28 00:05:05

Sanat dünyanın birleştirici gücüdür, ayrım yapmaz ve her şeyin üzerindedir.