Biz, Türkiye’de 5 arkadaş, SSD-Sigarayla Savaşanlar Derneği kurucularındanız.

Yıllar boyu çilimin-sigaranın toplum, kişi ile ülkeye dokuncaları üzerine yazdık, çizdik, konuştuk, yasalar çıkarttık.

Ancak, sigaranın bir ülkenin varlığı ile yokluğunu etkileyeceğini hiç düşünemezdim.

Keçi dikeni bile yer, ancak tütün yaprağını yemez.

Hiç eşek, inek, televizyon izlemez, betik-kitap okumaz, ancak tütün yaprağını yemez.

Çünkü andıklar-hayvanlar, tütünün bir ağulayıcı- zehirleyici ot olduğunu bilirler.

Eskiden, tütün içmenin dinginleştirici olduğu sanılıyordu.

Ancak son yıllarda sağlık bilimlerinin ilerlemesiyle, kişioğlunun sağlığını etkileyen iki temel öğe bulundu; bunlardan biri sigara, diğeri ise aşırı kilo.

Günümüzde, sigara paketlerinin üzerinde SİGARA ÖLDÜRÜR diye yazılar ancak, gençler onu gülümseyerek, önemsemeyerek satın alıyorlar.

Türkiye’de sigarayla gelen hastalıklardan ölenlerin sayısı yılda 110 bin kişi.

Her yakılan sigara kişinin ömrünü 11 dakika kısaltıyor.

Erkeklerde cinsel sorunlar yaratırken, kadınların sakat doğum ya da düşük yapmasına neden oluyor.

Ancak, halen içiliyor.

Anlayamıyorum, anlamak için keçi mi olmak gerek, yoksa eşek mi?

...

Ne yazık ki, Ata’nın iki kötü alışkanlığı vardı; biri sigara, diğeri içki.

Ancak, sigarayı bırakmak için üzerinde 99 tane boncuğu olan pembe mercandan bir tesbihi vardı.

Oysa bol bol su içmesi gerekirdi.

Onun döneminde sağlık bilimleri bu denli ilerlememişti.

O nedenle onu genç denilecek 57 yaşında yitirdik.

Atatürk, ata çok iyi binerdi.

Onun bir alışkanlığı da, tanertende-sabahleyin erkenden kalkıp, Londra’dan getirttiği at biniş giysilerini giyip, yanına aldığı bir arkadaşıyla bozkırda dörtnala at sürmekti.

Bu sürüşler sırasında, bir ırmak kıyısında durup devrimleri üzerine konuşur, at yarışları yapar, tırıs giderek Çankaya’ya dönerdi.

Ata binmek onu uçuran, güdüleyen alışkanlıklardandı.

Anafartalar savaşında Ata, üç gün üç gece at sırtından inmemişti.

Bu görülen bir olay değildir.

Böyle ülküsünün adamı olan kişi çok azdır.

O hiçbir savaşını yitirmemiştir. O bir yılmazdı.

O, bir çekirge gibi sıçrar ata binerdi. At binmede, onun üstüne yoktu.

Ancak, nasıl kayakta ayaklarını öncelikle kıranlar, usta kayakçılar ise bir gün at kazası da Ata’nın başına geldi.

...

Genereal Papulas önderliğinde Yunan ordusu, İsmet Paşa’nın önderliğini yaptığı Kuvayı Milliyeyi Kü- tahya ile Eskişehir Savaşlarında yenmiş, Bursa’ya girmiş, Ankara’ya doğru yürüyor.

Bunun üzerine Ata, ordumuzu kırdırmamak için, Ankara’nın 50 km batısında Polatlı-Gordiyon, Sakarya ırmağının doğusuna dek çektirmişti.

Artık, Ankara düşeceği için Yunan Kralı Danimarka Asıllı Constantine Türklüğü bitiren bir batur gibi tören ile Ankara’ya girmek üzere Yunan Ordusuna katılmıştı.

Rusya’dan alınan yardımlarla Türk Ordusunun durumu düzeltilmişti.

Ancak, Yunan saldırısına karşı savunma savaşı yapılacaktı.

Çünkü ordumuz saldırı savaşı yapacak nitelikte değildi.

Saldırı savaşı yapmak için düşmandan 3 kat kalabalık olmak gerekirdi.

Ancak, Sakarya Savaşı bir ölüm kalım savaşıydı.

Savaş yitirilirse, ne TBMM, ne Ankara, ne de Türklük kalacaktı.

Savaşın nasıl sürdürüleceği tasarısını Fevzi Çakmak ile Kazım Karabekir Paşa hazırlamıştı.

Atatürk, savaş yönetim kurulu olarak sıkça, ayrıca yerinde Türk güçlerinin hazırlıkları görmek için Sakarya Irmağı kıyısındaki savaş alanına giderdi.

Bir gün yanına Halide edip Adıvar’ı da alıp gitmişti ki, savaş alanını gezisi bitip de, yeniden ata binerken attan düşmüştü.

Bu kazayı kendisi şöyle anlatıyor gülerek ‘Doğal olarak ata binerken sigaranı yakmağa kalkarsan başına bu gelir.’

Kötü yaralanmıştı; hemen Ankara’ya kaldırıldı.

Dirigerler-doktorlar en alttan üç tane kaburga kemiğinin kırıldığını, kesin, ırlanmadan uzun süre yatması gerektiğini bildirdiler.

Oysa savaş kapının ağzındaydı. Onsuz savaşın ne olacağı belirsizdi.

Doktorlar ona, ‘Hareket edersen, kemikler ciğerini yırtabilir, sizi kurtaramayabiliriz’ dediler.

O doktorlara, ‘Eğer bu ulusun gelecek yazgısı bana bağlıysa, öleceğimi bilsem de ben bu savaşa katılırım’ demişti.

Onu, sıkıca sardılar. Bugün Polatlı’da olan o karargâh tepesine getirildi.

O tepeden neredeyse 100 km’lik savaş alını-cephesi görülüyordu.

Ata, o tepeden kurmaylarıyla birlikte savaşı yöneltti.

Bu yılmazlık ile Mohaç’tan beri Türk ordusu ilk kez savaş kazanıyordu.

Yunan Ordusu bir yanda Bursa, Kütahya, diğer yanda Afyonkarahisar’a dek püskürtüldü.

Bir sigaranın neden olduğu kaza sonucu, eğer Ata savaşı yönetmesiydi, belki bugün ne Cumhuriyet, ne Türkiye Devleti, ne de Türk ulusu olacaktı.

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.