En son ne zaman gittiniz Diyarbakır’a, Mardin’e, Batman’a? Veya gittiniz mi hiç Gaziantep’e? Şu anda hendekler kazılı olmasa, çatışmalar yaşanmasa gider miydiniz Güneydoğu’ya? Bir ilkbaharın taptaze havasında,  tarlalar yeşermişken, koyunlar kuzular otlarken mesela… Hasankeyf’in o şaşırtıcı, masal alemini andıran dik patikalarından çıkıp, bir Ortaçağ kentinin içinden Dicle Nehri’ne baktınız mı?

Ankara’nın doğusuna ilk defa gittiğimde 30 yaşındaydım. Adıyaman’dı ilk durağım ki orada anlamıştım Güneydoğu’nun batıya en yakın şehirlerinden biri olsa da farkını… Daracık sokaklar, bin bir çeşit baharatın satıldığı çarşılar ama en çok da çuval çuval açıkta satılan tütünler… Sarı, sapsarı tütünleri önündeki çuvalın içine koymuş, başında bağdaş kurup oturmuş bekleyen şalvarlı, poşulu yaşlı adamlar. Beklemek ki sanki bir kaderdir doğuda…

Yabancı olduğunuzu anlayınca, oturup dinlenmeniz için tabure uzatan, çay ikram eden çarşı esnafı… O kadar belli demek yabancı olduğumuz, sanki başka bir ülkeden gelmişiz… 

Ki henüz Urfa’yı görmemişiz… Şanlıurfa havaalanına inip şehre girdiğimizde anlıyorum ki başka bir iklim burası… Yöresel kıyafetle gezen erkeklerin taktığı eflatuna çalan poşular, kadınların belindeki altın rengi kemerler, rengarenk elbiseler, eşarplar… Aynı hızla Urfa çarşılarına dalıp alınan poşular, boyuna takılan fularlar. Yabancılığını gizleme, sokaktaki insanla kaynaşma, kalabalıkta yok olma çabaları… Hele o sıra geceleri, Kazancı Bedi henüz ölmemişken, o yanık sesiyle hep birlikte söylenen türkülerin tadı… Sofradaki lahmacun, bostana, kebap, bol köpüklü ayran…

Bir uzak masal gibi şimdi Güneydoğu, gidemediğimiz Güneydoğu… Çünkü birçok yerde sokağa çıkma yasakları, sokağa çıkılsa da aşılamayan hendekler var. Hendek siyaseti diye bir kavram girdi günlük hayatımıza… Bir yanda güvenlik tedbirleri, tomalar, akrepler, tanklar diğer tarafta hendekler, hendeklerin arkasında yine bitmeyen bir bekleyiş…

Her gün gelen ölüm haberleri, sokaklarda kazılan hendekler gibi bizi birbirimizden ayrıştıran siyaset… Nereye kadar gidecek?

Belki de bir zihniyet meselesidir değişmesi gereken. Ki bu zihniyetin 90’lı yıllarda attığı düşmanlık tohumları sonuçlarını veriyor şimdi. Yaklaşık on beş sene önce, gazetecilerden oluşan bir araç konvoyuyla Siirt’e doğru giderken, geçtiğimiz mahallelerden birinde gördüğümüz davullu zurnalı düğünü izlemek, fotoğraf çekmek için arabalardan aşağı inmiştik ki üzerimize doğru atılan taşlarla neye uğradığımızı şaşırdık. Meğer konvoyun önünde bize eskortluk eden polis aracını görmüş çocuklar ve polislerle birlikte gezdiğimiz için bize de taş atmaya başlamışlar. İlk şoku atlattıktan sonra arabalara doluştuk ve neden diye sorduk birbirimize. Sorunun cevabı açıktı oysaki polis düşman saydıkları TC’nin bir parçasıydı. Polislerle yan yana olduğumuz için bizi de düğünlerinde istememişlerdi.  Çocuklara kızmak çözüm değil tabi. Şimdi bu çocuklar büyüdü, belki de hendeklerin arkasında onlar bekliyor. Zaten HDP’li yöneticiler yıllardır söylüyordu, yeni gelen kuşak bizden farklı, çözüm için son fırsat, bu fırsatı kaçırırsak, yeni gelen kuşak olaylara daha farklı yaklaşacak, barış umudu kalmayacak diye… Ama dinletemediler. Gerçek şu ki gençler devletin polisi ve ordusunun varlığını Güneydoğu’da bir tehdit olarak görüyor. Hatta şöyle diyelim, kendi topraklarını işgal eden sömürgeci bir devlet olarak görüyor…

Şimdi yapmamız gereken kim haklı kim haksız tartışmasını bırakıp, silahların acilen susmasını sağlamak. Şiddete dayanan politikaları bırakmak. Daha fazla insan ölmeden bu savaştan vazgeçmek. Hükümet bir an önce Güneydoğu politikasını değiştirmeli. Kürt hareketini silahla bastırmanın neredeyse imkansız olduğunun farkına varmalı. 30 yıldır denendi bu savaş teknikleri ama bitmedi, bitiremediler. Bu kadar insan ölürken, bundan sonra da bitmez. Ölenlerin intikamını almak isteyen, her iki taraftan da çok insan çıkacak. Bu düşmanlık şehirlerimize, sokaklarımıza sinecek. Güneydoğu’da yaşadıkları şehirlerden göç etmek zorunda kalanlar, içlerindeki öfkeyi büyük şehirlere de taşıyacak. İstanbul’un, İzmir’in, Mersin’in aynı zamanda büyük bir Kürt nüfusa sahip olduğunu unutmamak lazım. Birlikte yaşamaktan başka çaremiz yok. Bu anlamsız savaş biterse kim bilir belki İlkbaharda yine Güneydoğu’ya gideriz...

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.