banner87
  65. Hükümet adına konuşan Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, Suriye ve Irak başta olmak üzere bölgede ‘normalleşme’ vurgusu yaptı.   Doğru tespit. İnşallah geç kalınmadı. Peki, AKP iktidarı güven sorununu nasıl aşacak?   İran, Türkiye ile iyi ilişkiler arıyor. Ama sanıyorum O da ‘güven’ sorunu yaşıyor.      Şimdi bir de ‘muhataplık sorunu’ oluşmak üzere. Türk Dış Politikasını kim temsil ediyor? Başbakan Binali Yıldırım mı? Cumhurbaşkanı Erdoğan mı? Son sözü kim söyleyecek? Başbakan Binali Yıldırım ‘yatırım ve hizmet’ sloganına ‘dış politikayı’ ekleyebilecek mi?    Bir zamanlar  ‘Erdoğan tişörtlü’ coşkulu binlerce Arap vatandaşı ile Kahire’de miting, Şam’da Bakanlar Kurulu toplantısı yapan Cumhurbaşkanı artık Afrika’da dolaşıyor.      ABD, İngilizlerin çizdiği ‘haritayı’ yenilemek istiyor. İsrail’e, ‘kenara çekil’ diyor. İsrail de, Arap Milliyetçiliğinden korunmak, Kudüs’teki üstünlüğünü elinden bırakmamak için bağımsız bir Kürt Devleti istiyor. IŞİD başta olmak üzere Arap radikallerin hedefine Kürtleri koyması için.   Türkiye’de Musul üzerinde duruyor. Çünkü Musul Türkiye’nin daha doğrusu Anadolu’nun ‘doğal uzantısıdır’, stratejik olarak Kıbrıs’tan da önemlidir.    Bütün bu olumsuzluklara rağmen Türkiye ‘birlik’ olmalıdır.  İsmet Paşa’nın Musul ısrarı!    Yaşadıklarımızı daha sağlıklı tahlil edebilmemiz için  ‘geçmişe göz atmakta’ fayda var. Türkiye gerek Mondros’ta, gerek Sevr’de ve de Lozan’da Süleymaniye, Musul ve Kerkük sancaklarında Türk ve Kürt nüfusları bir, Arap nüfusları ayrı kategoride hesapladı. Musul merkez sancağında 137 bin Türk ve Kürt’e karşılık 28 bin Arap, Musul Vilayetinde ise toplam 410 bin 790 Türk ve Kürt’e karşılık 31 bin Arap nüfus olduğu Osmanlı kayıtlarında var. Ve bu rakamlar Lozan’da da, Mondros’ta da masaya konuldu. İsmet İnönü’nün ortaya koyduğu “Arapça konuşan nüfusun birçoğunun Türk ya da Kürt kökenli olduğu” kayıtlarda var. Buna karşılık Kerkük ve Erbil’i Türk olarak kabul eden Lord Curzon,  Kürtlerin İran kökenli olduğunu vurguluyordu. İsmet Paşa ise Musul’u almadan Ankara’ya dönmeyeceğini söylüyordu.  Eyyyy CA-HA-PE diye höykürenler    Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere Eyyyy CA-HA-PE ve İsmet İnönü diye ‘höykürenler’in dikkatine sunmak istiyorum. Lozan’ın ikinci delegasyon üyesi İsmet Paşa’nın Musul ile ilgili kararını şöyle anlatıyor: “İsmet Paşa konferansta, Musul’u almadan Ankara’ya dönmeyeceğini söylüyordu. İngilizler ise İsmet Paşa’nın Musul’dan vazgeçmesi koşuluyla petrol gelirlerinden pay vermeyi öneriyorlardı. Türk delegasyonu İngiliz delegasyonunun Musul’u elde edemeyeceğine inanıyordu. İkinci Türk delegesi Rıza Nur Bey şu gizli antlaşmayı ileri sürmüştü: Eğer İngilizler Musul’u geri verirlerse, Türkiye Sovyetler le ilişkisini kesmeye hazırdı. Koloni Bakanlığı buna karşı çıkmıştı. Musul’u kaybetmek Bağdat’ı hatta bütün Irak’ı kaybetmek ve Britanya politikasının Doğu’da kesin olarak yenilmesi demektir.’    İsterseniz 1918 Ekim’ine dönelim. Mondros müzakeresi sırasında aslında Musul, İngiliz işgalinde değildi. İngilizler Mondros’a bir madde (7. Madde) ekleyerek ‘müttefikler kendisini güvende hissetmezse, o bölgeyi işgal ederler’ diye sübjektif bir madde koydular. Sonra mı? İngilizler Süleymaniye’deki Türkmen kabileler tarafından rahatsız edildikleri bahanesiyle, Musul’u işgal ettiler.    Lozan ardından 1924 yılında toplanan ve dağılan Haliç Konferansı… Lozan’ın 3. Maddesi, Türk-Irak sınırını 9 ay içinde ‘dostane’ düzenlemeyi öngörüyordu.  Eğer 9 ay içerisinde bu olmazsa, konu Milletler Cemiyeti’ne (Şimdiki adıyla BM Güvenlik Konseyi) gidecekti. Türk Heyeti Başkanı Ali Fethi (Okyarİnönü’den sonra Atatürk’ün Başbakanı oldu)  Musul’un bir sınır sorunu değil, ülke sorunu olduğunu vurguladı. Yani Musul’un Türkiye’nin Misak-ı Milli sınırları içinde olduğunu vurguladı. Ve Türkiye’nin Milletler Cemiyeti üyesi olmadığını, buna karşılık İngilizlerin ‘veto hakkı olan’ bir üye olduğunu anlattı.    Bu konferansın en önemli konusu Okyar’ın, “Musul Anadolu’nun coğrafi uzantısıdır. Demografik açıdan da. Musul’da da Anadolu’da da, Araplar bir tarafta, Türkler ile Kürtler iç içe aynı tarafta yüz yıllardır yaşıyor. Kaderlerinin bir olduğu gibi” sözleridir. Okyar bu görüşmede Musul’da plebisit  istemiş. İngiliz Percy Cox da tıpkı Lord Curuzon’un Lozan’da yaptığı gibi Türk ve Kürtleri aşağılayıcı konuşarak, ‘Halk cahil ve göçebe, sandığı lazımlık zanneder’ diye yakışıksız bir benzetme yapmıştır.    İşte olan o tarihten sonra oldu. Musul için Anadolu’daki  Türk ve Kürtler ‘kader birliği içindedir, aramızda sorun olmaz’ sözünü kullanan Ali Fethi Okyar, başbakan olarak birkaç ay sonra Şeyh Sait ayaklanmasını bastırmaya çalışmıştır. Yani, bu tarihten sonra da nur topu gibi bir Kürt sorunumuz oldu. Tabii kötü yönetim ile beslenerek.  1915-20 şartlarını yaşıyoruz   Almanlar hep yanımızda görünüp Anadolu sıkıntıya düştüğü zaman 'parçalama ekibinde' yer almıştır. Ermeni yasa tasarısını bu yönde değerlendirmek gerekiyor. Barzani ile anlaşan Türkiye, Musul'u bu haritanın dışında tutmaya çalışıyor. Bunu başarabilecek mi?    Başarması lazım. Aksi halde Türkiye 'toprak kaybı' gibi bir fotoğrafla karşı karşıya kalabilir.    Bu birliği sağlayacak güç var mı? Muhalefeti toparlayacak, hedef koyacak, TSK ve bürokrasiyi bu hedefe kilitleyecek!  Tamam, birlik zamanı da kim yapacak?  Toplamazsan, toplayan çıkar.  Şımarıklığın anlamı yok!  Varsa da yoksa da Başkanlık sistemi. Aspirin gibi mübarek her derde deva!   Buyurun sandığa...
Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.