Kuvvetler ayrılığı ilkesini yok ederek, çağdışı bir kamu yönetim düzeni kurmak üzere tasarlanmış anayasa değişikliğinin, hayatın olağan akışı içinde kabul görmesi mümkün değildi. Nitekim de öyle oldu.

Olağanüstü hal baskısı altında olağanüstü adaletsiz geçen bir seçim yarışı ve Yüksek Seçim Kurulu’nun kanun tanımayan ve vicdanları yaralayan olağanüstü kararıyla, ucube sistemin önü açıldı.

Tüm bu kanunsuzluklara gösterilen tepkilere; Başbakan Yıldırım’ın verdiği “herkes hukuk içinde kalmalı” yanıtı ise, Cumhurbaşkanı Erdo- ğan’ın “Atı alan Üsküdar’ı geçti” deyimiyle, insan aklıyla dalga geçme konusunda yarışır nitelikte.

Anayasa’ya göre tarafsız olması gereken Cumhurbaşkanı, milleti eli kanlı canilerle bir tutarak referandum kampanyasında taraf olacak, meydan meydan gezip ana muhalefet partisine hakaretler edecek ve bunlar hukuk içinde kabul edilecek öyle mi?

Başbakan ve bakanların, devletin gü- cünü, kaynaklarını hoyratça kullanarak, örtülü bütçeyi üç ayda yüzde 50’ye yakın bir artışla harcayarak yürüttüğü kampanya hukuk içinde midir?

Ya da Yüksek Seçim Kurulu’nun kanunun açık hükümlerini yok sayan kararı, hukuk içinde kalmakta mıdır? Türkiye’nin hukuk devleti olup olmadığı tartışması bir yana, YSK’nın kararı; kanun devleti bile olamadığımıza işaret ediyor.

***

Hukukçular arasında adalet denince akla ilk gelen; Prusya Kralı Friedrich’e arazisini satmamakta direnen değirmencinin, Kral’ın “Benim binlerce askerim var, senin kimin var?” sorusuna verdiği “Berlin’de Hâkimler Var” yanıtı olur.

Bugün için “Ankara’da-YSK’da hâkimler var” diyebilmek mümkün mü?

Hayır.

Türkiye’nin uluslararası hukukun üstünlüğü endeksinde 113 ülke arasında 99’unculuğa kadar gerilemesi de bunu kanıtlıyor. Peki, adalet ve demokrasinin rafa kalktığı bir sistem, huzur, barış ve kalkınma üretebilir mi? Adalet duygusu zedelenmiş, hukuk devletine inancı kalmamış insanlar, kendini güvende hissedebilir mi?

Ekonomide güven ortamı oluşur, yatırım, üretim ve istihdam artışı sağlanabilir mi? Bu sorulara verilecek yanıt tektir: Hayır. O nedenle dikiş tutmuyor, tutmayacak. O nedenle Avrupa Birliği ilişkiler kopma noktasına sürükleniyor.

O nedenle ekonomide affın affı gündeme geliyor, referandum kredileri çarkları döndürmüyor. Ocak-Şubat-Mart dönemi için getirilen prim ertelemesinin, ikinci 3 aylık dilim için de hatta tüm yıl için ertelenmesi talep ediliyor. Yine hukuksuz şekilde Varlık Fonu’na devredilen halkın birikimleri, halktan gizlenerek, yabancılara rehin veriliyor.

***

Hukuku, kendi siyasi hedefleri için eğip bükmekten çekinmeyen iktidarın “herkes hukuk içinde kalmalı” çağrısı, YSK’nın kararıyla birlikte değerlendirildiğinde; “ele verir talkını kendi yutar salkımı” niteliğindedir. Ancak unutulmamalıdır ki; adaletsiz düzenler çökmeye mahkûmdur. 16 Nisan; çöküşün başlangıç günü olarak tarihe geçecektir.

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
0sman kaplan 2017-04-27 13:37:34

bunlarda adalet hukuk aramayın vekılım uc kagıtla evedı gecırdıler saygılarımla vekılım