Şu sıralar Türkiye ile ABD arasında tam bir “gergin telde cambaz diplomasisi” sergileniyor.
Zira 17/25 Aralık skandalını Türkiye sınırlarından okyanus ötesine taşıyan Reza Zarrab’ın gittiği- gönderildiği - götürüldüğü Miami’de tutuklanması Türkiye-ABD ilişkilerini Suriye üzerinden Miami’ye kaydırdı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 29 Mart-2 Nisan 2016 tarihleri arasında gerçekleştireceği ABD ziyareti kritik…
Çok şeye gebe…
ABD, Erdoğan’a açık açık “gelme” demekten geri duruyor.
Ama Amerikan iş dünyasının köklü think tank kuruluşu Carnegie Foundation, Cumhurbaşkanlığı adına Kamu Müsteşarlığı üzerinden iletilen talebine, “Demokrasinin işlemediği ülkelerin liderlerinin kurumumuzda konuşma yapmasını tercih etmiyoruz” yanıtı verdi.
Yani Erdoğan’a bir anlamda 'gelme” dedi. Bu ABD’ye de gelme yönünde bir uyarı da olabilir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Carnegie Foundation’a uğramasa da ABD’ye gitmekte ısrarcı.
Bu ısrar “vezir de olabilir, rezil de”…
Aslında Türkiye ile ABD arasındaki tüm hesaplar, Suriye'deki vekâlet savaşının üçüncü yılından itibaren değişmeye başladı.
O güne kadar özellikle yurtdışında ‘Genişletilmiş Ortadoğu Projesi'nin Başkanı’ titrini kullanmakta bir beis görmeyen Erdoğan ABD'de Ortadoğu için 'rol model' olarak tanımlanırken, bugün önde gelen Amerikalı gazetecilerin makalelerinde ABD Başbakanı'nın ağzından 'beceriksiz otokrat' ilan edilir oldu.
O günden bu yana Ankara-Washington ilişkileri gergin telde bir cambaz diplomasisi şeklinde ilerliyor. ABD'nin eski Türkiye büyükelçilerinin ağzından 'istifa et' çağrıları yapılıyor, dünyaca ünlü gazetelerde 'sürdürülemez iktidar'dan söz ediliyor, hatta açıktan 'orduyu demokrasiyi korumaya' çağıran yazılar yayınlanıyor.
Hedefte ise Ankara'dan, Başbakan Ahmet Davutoğlu’ndan ve AKP iktidarından ziyade, Recep Tayyip Erdoğan var.
Washington, Erdoğan ile ilişkileri sürdürülebilir görmüyor, yine de son bir koz oynamayı ihmal etmiyor.
Bu koz da Reza Zarrab…
Tutuklama ve karizmatik savcının beyanları, şimdilik işin sansasyonel kısmı.
Türkiye’deki sosyal medya klavyecileri dâhil, birçok yazar, aydın ve gazetecinin ürettiği komplo teorileri ve senaryolar da Erdoğan karşıtları için en gözde eğlence…
Ama uluslararası siyaset sansasyonel eğlence üzerinden yürümüyor. Washington'ın planı her zamanki daha girift ve son bir uyarı niteliğinde.
Amaç, ABD gezisi öncesinde Erdoğan ve Türkiye ile 'fabrika ayarları'na geri dönülüp dönülemeyeceğini yoklamak.
Washington bürokratlarının amacı Recep Tayyip Erdoğan'a uluslararası kamuoyu önünde bir geri adım attırmak. Bu geri adım, Zarrab soruşturmasını genişletip, Erdoğan'dan bir kurban istemek olacak.
ABD’de, suçlarda ceza indirim sağlayan “plea bargain” diye bir sistem var.
Türkçe karşılığı “büyük balık için küçük balık” verilir.
ABD de Erdoğan da şu an aynı noktada…
Soru şu: Büyük balık kim?
Kurban kim olacak? Eski bir bakanın kellesi mi?
Süreç işliyor… ABD ile büyük balık pazarlığı kızışıyor…
Zarrab, “anlaşmalı gitti, kandırıldı” deniyor…
Çok zor. Çünkü Zarrab anlaşmalı gitse küçücük çocuğunu ve ünlü eşini niye götürsün? Miami’deki akrabalarını bile aramamış. Şu anda geçici avukatı var. Hazırlıklı olsa asıl avukatı orada olurdu.
Bu sebeple ABD, Zarrab’ı takip edip gitmeye sürmüştür.
ABD sistemi şu; yolculara vize verir. Sonra havalimanında (Atatürk Havalimanında da aynı sistem var) kurduğu bir konteynırda aramasını kendisi yapar. GBT’sini de.
Zarrab düşmüşse ya da kucağa düşürülmüşse ne ala ABD için.
Zarrab’ın tutuklandığını ABD Bakan Yardımcısı açıkladı. Yani hukuki değil politik bir açıklama.
Topal ördek Başkan Obama, Erdoğan ile baş başa görüşmeyi reddetti. Cami açılışına beraber gidecekti. Onu da yapmıyor. Ev sahibi sıfatıyla ayaküstü görüşme ayarlanıyor.
Bu da Zarrab işini izah ediyor aslında.
Peki, büyük balık kim?
Erdoğan mı?
Değil… Şimdilik!
ABD gezisinde anlaşma olursa
Büyük balığı Erdoğan verecek.
Büyük balık Ali Babacan olabilir.
Büyük balık Zafer Çağlayan olabilir.
Dönemin Maliye Müsteşarı Naci Ağbal…
Dönemin Halk Bankası Genel Müdürü Süleyman Aslan…
Dönemin Halk Bankası Genel Müdür Yardımcısı, şu an AKP Aydın Milletvekili Mustafa Savaş (!) da olabilir…
Erdoğan, Fetullah Gülen işbirliğindeki dönemde  olduğu gibi kandırıldık da diyebilir.
Çünkü suçlamalarda sahte evrak işi var.
Çünkü işin içinde Hazine Müsteşarlığı var.
Çünkü 17-25 Aralık’ta Halkbank Genel Müdürlüğü var.
Hazine Müsteşarlığı, Ali Babacan’a bağlı idi...
Halkbank ise Zafer Çağlayan’a.
Unutulmasın; Zafer Çağlayan “Benim oğlum benim için senin oğlundan daha kıymetli” demişti...
“Topal ördek” Obama giderayak, ABD’nin gelecekteki politikalarını etkileyecek bağlayıcı bir diplomasi sergilemez.
“Cambaza bak” der, teldeki kuşu gösterir…
Yani, Erdoğan ile artık Obama değil, ABD devleti muhatap olacak.
Erdoğan bu noktadan sonra nasıl yürüyecek?
Göreceğiz…
Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.