Bundan yaklaşık 6 yıl önce; 10 Mayıs 2010’de CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, CHP Ankara Milletvekili Nesrin Baytok'a ait olduğu ileri sürülen bir kasetin internette yayınlanması üzerine dört gün sessiz kaldıktan sonra 'kasetteki görüntüler' için komplo deyip hükümeti suçlayarak istifa etmişti.

CHP üst yönetimindeki hemen herkesin ”yapmayın, etmeyin” itirazlarına rağmen ''Hakkınızı helal edin, ben ediyorum'' diyen Deniz Baykal, gözyaşları eşliğinde CHP Genel Başkanlığı’nı bıraktığını açıklamıştı.

Baykal, istifa açıklamasında;  kaset komplosunun “iktidarın bilgisi olmadan gerçekleştirilemeyeceği”nin altını çizerek “Ana muhalefet liderine yönelik bu kadar kaba kanunsuzluk, bu kadar kaba  ahlaksızlık, bugünlerin ortamında iktidarın bilgisi ve onayı olmadan  gerçekleştirilemez, piyasaya sürülemez. Komployu ayıplar gibi yapanlar aslında bizzat ayıbı işleyenlerdir. Bu çerçevede başka bir sorumlu arayışına çıkacaklara yardımcı olmak üzere, ABD'den, Pensilvanya’dan aldığım üzüntü ve destek mesajlarının samimiyetine inandığımı da belirtmek isterim” demişti.

Deniz Baykal, başta CHP’liler olmak üzere bütün Türkiye’yi ekranların başına kilitleyen açıklamasında “Bu komplonun hedefi sadece ben değilim, aynı zamanda CHP'dir. CHP de bu kirli tezgâhlar karşısında yolunu seçmek zorundadır. Benim istifa kararım, hem  Türkiye siyasetini hem CHP'yi yeniden tanzim etmek isteyenlere bir imkân  tanıyacak hem de CHP'ye bu komplo ile hesaplaşma fırsatı verecektir” diyerek önemli bir vurgu yapmıştı.

Aradan geçen 6 yıllık süre içinde CHP cephesinde Deniz Baykal’ın seslendirdiği “Türk siyasetini ve CHP’yi yeniden tanzim” yönünde birçok sürpriz gelişmeler yaşandı. Örgütte ve tabanda yadırganan, tepki gören, CHP’yi kendi içinde bitmek bilmeyen tartışmalara çeken, önemli kopuşlara ve bunan paralel farklı cephelerden katılımlara neden olan gelişmeler yaşandı.

Deniz Baykal’dan sonra Genel Başkanlık koltuğuna oturan Kemal Kılıçdaroğlu, AKP iktidarı tarafından, özellikle de Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından her fırsatta “kasetle gelen” salvolarına maruz kaldı.

Bu konuda yakın çevresine kısa değerlendirmeler yapan ancak derine inmeyen Deniz Baykal, geçtiğimiz günlerde CNNTÜRK’te Ahmet Hakan’ın sunduğu Tarafsız Bölge programında kaset konusunda ilk kez açık ve net konuşup isim vererek "Bunu bana değil, dönemin başbakanı (Erdoğan) ve Kılıçdaroğlu'na sorun." dedi. Sonrasında da bir program nedeniyle ABD'ye gitti.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Baykal’ın sözleri üzerine Habertürk’te katıldığı canı yayında “Bu kasetle ilgili bir kumpas var. Baykal kaseti kimin servis ettiğini biliyor. Erdoğan’ın kaseti izlediğini gördüm. Orada ikinci bir siyasetçi daha var” dedi ama o siyasetçinin hangi partiden ve kim olduğu konularına girmedi.

Ve nihayetinden önceki gece Habertürk ekranlarında yine “kaset komplosu” tartışması vardı. İnternethaber.com yazarı Süleyman Özışık, Baykal'ı koltuğundan eden kaset skandalının arkasında CHP'den iki ismin olduğunu söyledi. “O iki isim hala CHP'de siyaset yapıyor ve Kemal Kılıçdaroğlu'na çok yakınlar. Şu an siyasetin içindeler. Önemli göreve gelen de oldu. Bazı zamanlarda masum yüzlere daha da dikkat etmek gerekiyor. Elimde bir belge olmadığı için kamuoyuna bu isimleri açıklayamam. Eğer savcılar çağırırsa bu konuyla ilgili yeterli bilgiyi veririm. Kaynağım bana bu kişilerin kumpas kurduğunu ve Baykal’ın gidişinden sonra siyasete adım atacaklarını söyledi. Ve o bahsini ettiği iki kişi de siyasete adım attı. O kadar net” dedi.

Ertesi gün Süleyman Özışık’ı aradım
ve o iki ismi neden kamuoyuna açıklamadığını sordum. CHP’deki birçok milletvekilini töhmet ve zan altında bıraktığını söyledim. Savcılığın kendisini ifadeye çağırdığını ve bugün Ankara’da ifade vermeye gideceğini söyledi.

Israrlarım üzerine, isimlerini vermediği iki CHP’liden birinin 2010 seçimlerinde diğerinin ise Haziran 2015 seçimlerinde milletvekili seçildiğini anlattı. Her iki ismin 1 Kasım seçimlerinde İstanbul’dan yeniden milletvekili seçildiklerini söyledi.

Bu iddialar doğru mudur, karşılığı var mıdır mutlaka çözümlenmeli!

Çünkü bu iddialarla ortaya çıkmıştır ki, “kaset komplosu” CHP’nin sırtındaki kamburdur.

17/25 Aralık yolsuzluklarında
adı geçen dört bakan nasıl AKP’nin sırtında bir kambur ise, “kaset komplosu” da CHP’nin kamburudur.

CHP sırtındaki bu kamburdan bir an önce kurtulmalıdır.

Bunun için en büyük görev de; kamburun kalkmasıyla kendisi de Erdoğan’ın “kasetle gelen” salvosundan kurtulacak olan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na düşmektedir!

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.