Dert bini aştı... 

Ekonomi bıçak sırtında.
Terör azdı.
Sadece bizde değil, komşularımız da terörle boğuşuyor...
Yeni Osmanlı'dan, komşularımızla "sıfır sorundan" nerelere geldik.
Varsa da yoksa da başkanlık sistemi tartışması...
Bir gazeteci abimiz vardı. 
Gazete'deki haberde, imza ve başlık kalsın istediğin bölümü at havasındaydı...
"Resim, imza ve başlık kalsın gerisini at" derdi...
Ne kadar garip değil mi?
Ülkemiz komşuları ve terör örgütleri ile böylesine sıkıntılı bir dönemde iken iç politikada gündemin birinci sırasında yine anayasa değişikliği yer alıyor. 
Bu defa kişisel değişiklik ya da yeni bir anayasa, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin bir konuşması ile durduk yerde tekrar gündeme geldi. 
Bu konuşmanın ardından sanki bu defa en azından yeni bir anayasayı milletin onayına sunacak yeterlilikte oyu parlamentoda sağlayacağı havası oluştu. 
Ne var ki, önce Bahçeli’nin yardımcısı yaptığı açıklama ile bırakın yeni bir anayasa yapılmasını başkanlık sistemini öngören kişisel bir değişikliğe bile karşı oldukları görüntüsü ortaya çıktı.
Yapılan açıklamada MHP’nin parlamenter sistemden yana olan tavrında bir değişiklik olmadığı ifade ediliyordu. 
Bu açıklama ile işler ters  oldu. Bırakın yeni bir anayasa yapılması ve TBMM'ye sunulmasını, başkanlık sistemini anayasal bir zemine oturtacak küçük bir değişikliğin bile TBMM'den geçmesinin mümkün olmayacağı havası esmeye başladı. 
Tüm bu handikaplara rağmen Başbakan Binali Yıldırım  ile Devlet Bahçeli bir araya geldiler. 
Konuyu görüştüler ve görüşmenin ardından net olmayan ama olumlu açıklamalar yaptılar. Belli ki, şu anda uygulanmakta olan yarı başkanlık sistemi biraz daha genişletilerek başkanlık sistemine dönüştürülmesinde mutabakat sağlanmış durumda. Bu durum Bakanlar Kurulu toplantısının ardından Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuşun yaptığı açıklama ile netlik kazanmış oldu. Kurtulmuş, sadece başkanlık sistemi ile ilgili sınırlı bir anayasa değişikliğinin Meclise geleceğini, yeni bir anayasa yapılmasının şimdilik gündemde olmadığını söyledi. 
Sonuç itibariyle yeni, özgür ve sivil bir anayasanın bir bütün olarak hazırlanıp Meclise getirilmesi bir başka bahara kalmış oldu.
Görünen son durum bu. 
Kapalı kaplar ardında varılan mutabakat değişirse başka bir manzara ile karşılamak sürpriz olmaz. Bu durumda AKP iktidarının yeni bir sivil anayasadan ziyade başkanlık sistemine ihtiyaç duyduğu görünür oluyor. 
Kendilerince bunun haklı sebepleri de olabilir. Mevcut durumun net olmayışı, mevcut anayasaya uymadığı için uygulamanın anayasal zemine oturtulmasının öncelikli ihtiyaç olduğu söylenebilir. Ama yurtta tüm siyasi partiler her seçim kampanyası döneminde yeni özgürlükçü ve sivil anayasaya ihtiyaç olduğunu, olanak bulduklarında bunu gerçekleştireceklerini topluma vaat ettiler. Ama bu söz bir türlü gerçekleşemedi. Son 14 yıldır AKP iktidarı boyunca kendilerine uygun bir takım adımlar attılar, komisyonlar kuruldu ama sonuç çıkmadı. Bunun en önemli sebebi AKP’nin Meclis’te temsil edilen partilerin ortak mutabakatı ile bunu gerçekleştirmek istemeyişiydi. 
Ne zaman dört partinin mutabakatı ile yeni sivil bir anayasa yapılması gündeme gelmiş, bunun için komisyonlar oluşturulmuş ise bunun mümkün olmadığına gazetemiz Yurt defalarca sayfalarında gündeme getirdi.
Geçmiş geride kaldı. Ancak, cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini öngören anayasa değişikliği sırasında bugün yapılmaya çalışılan değişiklik de yapılabilir, referanduma birlikte sunulabilirdi. 
Olmadı yapamadılar. Önce cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini öngören anayasa değişikliği yapıldı ve referanduma gidildi. Ardından halkın seçtiği cumhurbaşkanı ile Meclis’in seçtiği cumhurbaşkanının yetkileri ve konumu aynı olamaz, söylemiyle anayasayı arkadan dolanarak halka başkanlık sistemine ihtiyaç var denildi. Kısacası, önce hukukta bir boşluk oluşturuldu ardından boşluğun giderilmesi amacıyla başkanlığın getirilmesi için uğraşılmaya başlandı.
Hemen belirteyim ki, cumhurbaşkanının halkoyu ile seçilmesinin gerektiğine, yapılan düzenlemenin doğru olduğuna inanmayanlardanım.
Çünkü her cumhurbaşkanı seçimi öncesi ülkede bir gerilim ortaya çıkıyor, bir takım atanmışlar seçilmişleri istedikleri adayın seçilmesi için zorluyorlardı. Bu ise hem sisteme hem de anayasaya aykırı. Bu aykırılık düzeltilirken mesele eksik bırakılmasaydı sanıyorum mesele kökten çözüme kavuşmuş olurdu. 
Şimdi eksikliği gidermek için MHP ve CHP’nin razı edilmesi gerekiyor. Onlar da bir yandan yeni anayasaya ‘evet’ derlerken içeriğinin toplumun düşünceleri çerçevesinde oluşturulmasını istiyorlar. 
Bu tavır da, AKP'nin istenmediğini ortaya koyuyor. Kısacası artık iç siyasetin yeni anayasa söylemlerinden kurtulması gerekiyor. Çünkü söylenenler Meclis’te uygulamaya konulamadığına göre halka oylatmış oluyor. Hâlbuki ülkenin öncelikli ihtiyacı başkanlık sistemi değil, darbe dönemlerinin tüm izlerini silecek sivil ve özgürlükçü bir anayasadır.

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.