banner87

Güvende olmak! Sahi kaçımız kendisinin, ailesinin,
çocuklarının ve dostlarının güvende olduğunu
hissediyor acaba?
Öyle sanıyorum ki hiçbirimiz artık güvende değiliz ya
da kendimizi öyle hissediyoruz. Onun için Facebook
sayfanız bile bir afet ve büyük bir terör saldırısı kaşısında
size şu soruyu soruyor “Güvende misiniz?”
Sürekli tehdit altındayız aslında. Kendimizi tehdit
altında ve güvensiz hissetmemiz duygusal beynimizin bir
parçası ve bu parça ile başa çıkamadığımız zaman
yaşamımız cehhenneme dönüyor. Çünkü karşılaştığımız
bu yeni durum için zihnimiz, beynimiz ve bedenimiz
kendisine özgü bir hafıza oluşturuyor. İnsanın varoluşu ve
gelişimi de bu olaylarla doludur.
Nörobilimdeki son araştırmalar gösterdi ki bir afet ve
terör saldırısı karşısında insan beyninin, zihninin ve
bedeninin ayrı ayrı etkilendiğini, hepsinin kendine özgü
bir hafıza ve savunma mekanizması geliştirdiğini ve
bundan dolayı da kişinin kendisini tehdit altında
gördüğünü ve güven duygusunda zedelenmeler
olduğunu göstermiştir. Bunun üzerine bir de atacı miras
da eklenince vay halimize!
Peki tehdit ve güvende olmadığımızı anladığımızda
nasıl tepkiler veririz. Bu tepkileri üç başlık altında
toplamak mümkün; birincisi sosyal ilişkiler kurmak,
ikincisi savaş ya da kaç tepkisi vermek üçüncüsü de
donup kalmak yani bedendeki organların ve zihnin
çöküşüne maruz kalmak.
Onun için hepimiz bedensel ve ruhsal tehditler
karşısında bu üç tepkiyi veririz. Yani ya hemen kendimizi
oyalayacak bir geçiş nesnesi, köpek, kedi, oyun ediniriz
ya mücadele eder ya da kaçarız, son çare olarak da
donup kalırız ve bütün organlarımız çöker. Beynimiz ve
zihnimiz kendini dış dünyadaki tüm uyarıcılara kapatır.
Eminim ki hepimizin bu üç durumu da yaşadığı
dönemleri olmuştur. Çünkü yaşadığımız coğrafyada
tehdit hepimizin tepesinde Damokles’in kılıcı gibi
durmadan sallanmakta.
Damokles’in Kılıcı miti aslında hepimizin ruhunu esir
alan ve kendimizi sürekli bir tehdit algısı altında
hissetmemizi sağlayan ilginç bir metafordur.
Çiçero MÖ. 260 yılında yazdığı “Turculum
Tartışmaları” adlı kitabında Sirakuza kralı Dionysios ile
Danışmanı Damokles arasında yaşanan bu miti şöyle
anlatır. Kralın danışmanı Damokles; sürekli olarak
ülkenin yönetimi ile ilgili konuşmaktadırlar. Bu
konuşmalardan bıkan Kral, danışmanı Damokles’i
ihtişamlı bir törenle kendi tahtına oturtur ve tam kafasının
üstüne gelecek şekilde bir kılıcı at kuyruğu ile bağlar ve
Damokles kendisini sürekli olarak tehdit altında ve güven
içinde hissetmediği için krallığın ihtişamından ve
gücünden hiç hoşnut ve huzurlu olmaz.
Bu gelenek modern ve eski imparatorlukların hepsinin
hafızasında var. Sadece kılıç, yerini başka nesnelere ve
başka tehditlere bırakmıştır. Mesela dinler için bu gelenek
günah ve cezadır. Yine aynı şekilde “modern devletler”
için insanın onurunu ve değerini yok sayarak yapılan
yasalar ve yasal düzenlemelerdir. Yani yaratılan korku
cehennemleridir. Onun için korku cehennemleri
bedenimizi, beynimizi ve zihnimizi her zaman
çökertmiştir.
Peki, bununla nasıl başedeceğiz ve ruh sağlığımıza
nasıl kavuşacağız? Bu çok zor bir problem çünkü en
başta zihnimizi, bedenimizi ve beynimizi tehdide karşı
bloke eden bir yapımız var ve bizler bu yapımızdan dolayı
bir türlü ruh sağlığımıza kavuşamıyoruz. Çünkü bizi
sürekli bu noktada tutmak isteyen ve bunun üzerinden
rant sağlayan ve para kazanan bir sistem var. Bu sistem
önce hasta et, sonra tanı kriterleri belirle ve en sonunda
da durmadan ilaçlar üret. Burada bir yanlış anlamaya
mahal vermek istemem.
Elbette ruh sağlığı ile ilgili psikofarmakolojik ürünlerin
yararları da çok ve kullanılmaları da gerekir. Ama şunu
da söylemek gerekir ruh sağlığını sadece beyin
hastlıklarına indirgemek sadece ilaç firmalarının işine
yarar. Çünkü, ebeveynleri tarafından yaşatılan ihmal,
işgal ve kötü yaşam koşulları da insanların ruh sağlığını
bozabilir, onlara sürekli tehdit aldında ve güvende
olmadıklarını duygusunu verebilir.
Bana öyle geliyor ki sanki bazı durumlarda ilaç
sektörünün bir elinde Damokles’in kılıcı diğer elinde de
ilaç kapsülleri var gibi. Yani önce hasta et sonra tanı koy
sonra da ilaç üret. Sonuçta da ortada çökmüş bedenler,
darma dağın insan topluluğu kalıyor. Çünkü onca ilaçlara
rağmen artış gösteren tanılar ve hastalıklar ne yazık ki
güvende olmamızı hissettirmeye yetmiyor.
Çünkü hepimizin tepesinde duran bir kılıç var ve biz
nereye gitsek o kılıcı kendmizle götürüyoruz… 

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
cemil dönüyor 2018-09-07 01:56:41

bu gazete dergimidir nedir gidiyorum geliyorum ayni köse yazilari bunlar haftalik yaziyor galiba oh ne iyi bir meslek ayda 4 kez köseye yazi yaz al maasini kihkahkohhhhh