banner87
Bayram öncesi havuz medyasının amiral gemisi Sabah Gazetesi’nde birer gün arayla yer alan iki köşe yazısı dikkat çekiciydi.

Önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak, isim vermeden Ali Babacan ile ilgili bir yazı kaleme aldı. 7 Haziran’dan sonra 1 Kasım seçimlerinde de “aile kontenjanı”ndan milletvekili olmayı garantileyen Berat Albayrak, “algı operasyonu yapılıyor” diyerek şöyle yazdı:
“Yok efendim ülkedeki son çıpa olan mali disiplin de tehdit altındaymış diyerek sözüm ona algı oluşturmaya çalıştılar. Bu iktidar kendi döneminde elinden geldiğince ülke ekonomisi için en doğru olanı yaptı. Şahıslardan öte hep prensipler çizgisinde kararlar aldı, ülkeyi yönetti. Piyasadaki arkadaşlar şunu da gayet iyi biliyor ki bu çıpa herhangi bir şahıs değil, bugüne kadar yaşanan tüm zor dönemlerde dahi mali disiplinden ödün vermeden aldığı cesur kararlarla ülkeyi bu noktaya getiren sağlam irade oldu. “35 yaşındaki bir gence güvenilip krizdeki Türkiye ekonomisi emanet edildi ve bu güçlü siyasi liderliğin yadsınamaz desteğiyle tarihi ekonomik başarılar yakalandı. Bunu da yine en iyi onlar biliyor.”

Ertesi gün de gazetenin Ankara Temsilcisi Okan Müderrisoğlu (ki Ankara’nın nabzını iyi tutan kalemden biridir) “Algı, gerçekler ve Babacan...” başlığıyla kaleme aldığı köşe yazısında Damat Albayrak gibi gizlemeye gerek görmeden doğrudan Ali Babacan’a verdi veriştirdi.

“1 Kasım seçimleri için yenilenen AK Parti milletvekili aday listeleri açıklandığında gözler, "ekonomiyle ilgili isimlere" de çevrildi. Ali Babacan ve Mehmet Şimşek'in adını gören kimi çevreler, hayli rahatladılar… Tabii madalyonun iki yüzü var: "Algı ve gerçekler... Dava ve misyon hareketi olarak gelişip büyüyen AK Parti'de bir ismin özellikle ön plana çıkartılması tuhaf aslında. Hele Babacan gibi, daha çok sütre gerisinde kalmayı tercih eden, risk almayı sevmeyen, aşırı ihtiyatlı, az konuşan, az güvenen, az dostu bulunan bir isim için iyice tuhaf.”

“Babacan algısının, olgunun önüne geçtiği durumlar da söz konusuydu. 2002 şartlarında Babacan piyasalar için "bilinmeyendi, deneyimsizdi, hatta acemiydi!" Şimdi burada telaffuz etmeyeceğim ifadelerle hafife alınıyordu. Zaman içinde ağırlıklı olarak "para piyasaları" ile aynı dili konuşan aktör kimliği ile parlatılıverdi. Ayrıca, 13 yıl önce krizle boğuşan ekonomide Babacan'ın üç önemli avantajı mevcuttu: 1- Tayyip Erdoğan'ın liderliği ve güçlü siyasi istikrar. 2- Abdullah Gül'ün, Babacan'ı iç ve dış çevrelere akredite etmesi, siyasi sorunlarda dalga kıran rolü üstlenmesi…”

“2013 baharında IMF'ye son taksitin ödenmesinden sonra oldu. Denklemde Erdoğan'ı negatif olarak ayrıştıran, Babacan'ı ise sistemin sigortasına (!) dönüştüren "algı yönetimi" yapıldı… Yani, "Doğruları Babacan yapıyor, bıraksalar AK Parti yanlış yapacak" tezi, ustaca yerleştirilmiş bir kanaatten ibaretti. Lakin sanıldığının aksine "her şeye hayır diyen, kriz anlarında meydan okuyabilen, ezber bozabilen" siyasetçi değildir. Ortalık yatıştıktan ve sis bulutu dağıldıktan sonra görünür olur ve hedef olmamayı başarır. Peki, Babacan'ın AK Parti listelerinde olması ne anlam ifade ediyor? 1- AK Parti'nin ve kurucu liderinin "duygusal" değil "rasyonel hareket ettiğini" gösteriyor. 2- Piyasalara, "Babacan gerekli ama tek başına yeterli değil" mesajı gönderiyor…”

Başbakan Ahmet Davutoğlu da bayramdan önce verdiği bir röportajda; “Reisci, Hocacı yok. Yönlendirilen biri olmadığımı Cumhurbaşkanı çok iyi bilir” dedi.
Mesaj gayet açıktı… Anlayan anladı:
Başkan’ın adamları, seçimlerden sonra Davutoğlu’nun kellesini almak için harekete geçecek.

Davutoğlu bunu gördüğü için Avrupa’nın yakından izleyip, desteklediği Ali Babacan ile Mehmet Şimşek’i ne yaptı etti, ikna etti, seçilecek yerlerden milletvekili listelerine koydu. Listeler üzerinde neredeyse tam etkili olan Saray bu hamleyi gördü ama Avrupa’dan çekindiği için boşa çıkaramadı.
Şimdi; geçen seçimin sorusu; HDP barajı aşacak mı idi?

1 Kasım’ın sorusu ise; kıl payı geçse bile AKP ülkeyi yönetebilecek mi?
Türkiye’nin aradığı istikrardır. İstikrarlı bir Türkiye şart. Tamam, PKK silah bıraksın ama istikrarlı bir Türkiye için ilk şart siyasette Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın makul ve olağan sınırlarına çekilmesidir.
Davutoğlu’nun sözleri de bunu doğruluyor.

İstikrarın tek şartı, ilk şartı Erdoğan’ı siyasette devre dışı bırakmaktır.
Bunun yolu da koalisyondur. Büyük koalisyon: CHP - AKP koalisyonu.
AKP tek başına iktidara gelirse Davutoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı tutamaz.
Cin Ali Binali var, Yalçın Akdoğan var.
Davutoğlu’nu kuşatma tamam yani.

Yurt Gazetesi olarak AKP Kongresi sonrasında ‘Davutoğlu’nu esir aldılar’ diye manşet atmıştık.

Davutoğlu’nu özgürleştirmek için, Başbakanı özgür kılmak için1 Kasım’da AKP tek başına gelmemeli. Mutlaka koalisyon kurulmalı…
Bayram’da Davutoğlu Amerika’da, Kılıçdaroğlu ise Avrupa’da…
Kılıçdaroğlu ile Davutoğlu gittikleri yerlerde muhataplarına büyük koalisyonu anlatmalı.

Araya seçim girse bile Kılıçdaroğlu ile Davutoğlu istikşafi görüşmelerle başlayan diyaloğu sürdürmeli.
Her ikisi için de tek çıkış yolu budur.
Büyük Koalisyon, Türkiye için kurtuluştur.
Kılıçdaroğlu ile Davutoğlu için de kurtuluştur.

***

Bayramı olanların bayramını kutluyorum…
Bayramı hüzünle gölgelenenlere de huzur ve esenlikler diliyorum.
Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.