Ulus devletin en temel meselelerinden biri azınlıklardır. Ulusların tarihinde çok kanlı, kanlı, az kanlı ama illa ki kanlı bir ‘çözüm’ mevcuttur. Söz gelimi, Fransızlar, yüzyılar öncesinden bu işi bayağı bir kanlı ve ateşli biçimde halletmişler, Oc halkını (Occident) neredeyse tümünden ortadan kaldırmışlardır. Daha öncesinde de Franklar, o bölgenin bir önceki sahibi Galyalılar’ı (hani şu Asteriks, Hopdediks var ya) kesip biçmiştir. Sıkı bir üniter devlet
olarak örgütlenen Fransız devleti, ne Bask’ın, ne Korsika’nın gözünün yaşına bakmıştır. Küçük azınlıklar ise bir ‘vitrin süsü’ olarak kalabilmişlerdir, zira üniter devlet için tehlike arz etmeyen etnik-dini topluluklar, her zaman için ‘bak ne kadar demokratik bir devlet, ne kadar hoşgörülü bir millet’ argümanı için kullanışlı birer unsurdur.


Palalı Malaylar’ın hoşgörüsü!..

 

Her ulusun devletleşme süreci kendine özgü bir yol izler. Mesela şu siyasal İslamcılar’ın öve öve bitiremediği Malezya var ya, utanmadan bir de ‘Medine vesikası’nın postmodern örneği olarak göstermeye kalkan densizler vardır. Kaldı ki Medine vesikasının özü öyle özgürlükçü bir Medine’den çok, farklı dinlerden tüccarların serbest ticaret  anlaşmasıdır. Hikâyenin gerçeği palaların keskin tarafındadır. O palalar ki Malaylar’ın elinde binlerce Çin kökenli insanın kafasını bedeninden ayırmış, öldürülenlerin aileleri tecavüze uğramış, mallarına el konmuştur. Ne zaman ki, ticareti elinde tutan Çinli azınlık sindirilmiş, diğer azınlıklara palanın ucu gösterilmiş, orman kabileleri de sustalı maymuna çevrilmiştir, işte o zaman herkesin burnuna bu ‘çok hukuklu sistem’ sokulmuştur. Sonra da utanmadan ‘münevverler’ bu ikiyüzlülüğü ‘İslami demokrasi’ diye yutturmak için birbir takla atmaya başlamıştır.


Kendi kaderini tayin yalanı

 

Devam edelim... Avrupa’dan ve İslam dünyasından birer kanlı tarih örneği verdik. Ama ahlaken, hem nalına hem de mıhına vurulmalı ki, bu etnisite meselesinin salt üniter devletin, kapitalizmin ya da gericiliğin ve ırkçılığırn değil, aynı zamanda sosyalizmin de bir meselesi olduğu hatırlansın. Yani herkese bulaşabilen berbat bir virüs bu... İşte size anlı şanlı ‘ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı’nı dilinden düşürmeyen iki reel sosyalist ülkeden iki örnek... Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin kuruluşunun temel ilkelerinden biri ‘her ulusun kendi kaderini belirleme hakkı’dır. Ta ki bazı halklar bazı arızalar çıkarana kadar bu ilke geçerli olmuştur! ‘Arıza’ diye algılanması zaten bu kurucu ilkenin pek de içselleştirilemediğine bir gönderme olsun! Daha federasyon kurulurken, iki müdaheleyle başlar bu devlet. Nestor Mahno’nun Ukrayna’daki anarşist köylü ayaklanması Leo Troçki tarafından vahşice bastırılır, Kafkasya’da ise Menşevikler’in iktidarı pek hoşlarına gitmez, Kızıl Ordu, bu kaderi beğenmez, orası da halledilir. Stalin iktidarında işler iyice karışır. Moskova’dan hiç hazzetmeyen Kırım Tatarları, Ahıska Türkleri ve Naziler’i desteklemek gibi gerizekalıca karar alan tüm halklar için, İkinci Dünya Savaşı boyunca ve sonrasında azap başlar. Kırım Tatarları kendilerini Sibirya’da bulur, Ahıska Türkleri için seçilen yer ise Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’dır. Yerlerine Ruslar yerleştirilir, demografik toplum mühendisliğinin bir örneğine imza atar SSCB... Şimdiki ‘Rus Kırım’, işte bu toplum mühendisliğinin ürünüdür biraz da...

 

Hanlar’ın Çin işkencesi

 

Çin Halk Cumhuriyeti, bakmayın siz adına, Hanlar’ın egemenliğinde bir sosyalist cumhuriyettir, daha doğrusu sosyalist bir cumhuriyetti... Hanlar doğal olarak Çin işkencesiyle etnik temizliği tercih etmişlerdir. Tibet ve Uygur Özerk Bölgesi, bu asimilasyondan ve baskıdan bol bol nasibini alır. Uygurlar’ın süreç içerisinde köktendinci teröristlere meyletmesi ise yine onlara ölüm olarak döner. Ha bu arada eklemek gerekir ki, Pekin uzun yıllar Turfan’da nükleer denemeler yaparak yıldırmıştır Uygurlar’ı... Ardından da tüm Türkistan’a Han nüfusunu yaymıştır. Tibet ise bir otoyol ile fethedilmek üzeredir. Yani Çin toplum mühendisliğinden toplum mütehhitliğine de atlamıştır.

 

Osmanlı’nın demografi siyaseti

 

E bu kadar nalına mıhına gittik, gelelim kendi ayıplarımıza... Osmanlı İmparatorluğu genişmele döneminde ‘yerinden etmek’ten çok, göç politikasıyla demografik yapıyla oynamış ve ne hikmetse sadece Avrupa topraklarında bunu yapmayı tercih etmiştir. Sebep bellidir tabii, bir; dini nüfus dengesini değiştirme, iki; Avurap’nın ana hedef olması... Bu politika çok kan ve acı taşamasa da, bir baskının sonucudur tabii ki... Ama asıl mesele, çöken imparatorluğu kurtarmaya kalkışanların yaptıklarıdır. Ermeni tehcirini hepimiz biliyoruz, (sayı abartılmış ve kimilerince soykırım deniyor olsa da) sayılara takılmamak gerek, büyük bir ayıbımız. Cumhuriyet dönemindeki Edirne Yahudileri’ne yapıan zulüm ve yerlerinden edilmeleri de öyle, belki en trajikomiği ise Karaman Türkleri’nin (Hıristiyan ve Yunan alfabesiyle öz be öz Türkçe yazan halkımız) Yunanitan’da sürülmesi ve tabii ki 6-7 Eylül’de komşunun komşuya yaptığı... Şimdi başka bir dönem ve yeni bir utanca imza atılmak isteniyor. Taş taş üstünde kalmamış Şırnak’ta bir toplum müteahhitliği projesi gündemde... Projeyi çizen İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, projeden parayı cukkalayacak olan yancı müteahhitler, projeden faydalanacak ve kullanılacak olanlar Suriyeli Sünni Arap göçmenler, projeyle yerlerinden yurtlarından olacak olanlar ise Türkiyeli Kürtler... Yıkılan 2 bin 44 evin yerine 5 bin 600 yeni bina dikilecek. Evi yıkılanların bir bölümü zaten geri gelmeyeceğinden, bu evlere Suriyeli göçmenler yerleştirilecek ve demografik denge değiştirilecek. İşte Kürt sorununu böyle çözmeye çalışıyorlar! Tıpkı Siyonistler’in yerleşim politikası gibi... Planlamanın bir diğer yanını da söyleyelim ki, bu İhvancı tarz-ı siyasetin nasıl mezhepçi veırkçı olduğunu anlayın.

 

O inşaatlar nefret anıtı olur 

 

Suriye’den gelen Şii Türkmenler ve Kürtler, İç Anadolu’da iskan edilecek. “En kolay ve baskı altında nasıl asimile olurlar?” sorusuna bu yanıtı bulmuşlar. Ve bunun bir çözüm olacağını sanacak kadar körler.. Bak İsrail’e gör...Bu Suriyeliler’in eline silah da vermek zorunda kalırsınız sonra, işte ondan sonra seyreyle etnik çatışmanın, terörün alasını... Fanatik Yahudiler’in Filistin’deki rezilliklerini göremeyenler, şimdi İsrail modeliyle Kürt meselesini içinden çıkılamayacak bir nefret girdabına götürecek cehennemin yolunu müteahhitlerine  döşetmek derdinde! Üç kuruş akıl aranıyor, bir kuruşluk insanlık ama hak getire bunlarda!

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.