Tam Bağımsız Türkiye…

Bu tabir bir zamanlar sadece devrimcilere mal edilen bir slogandı…

Bu slogan, dünyada esen 1968’in ‘özgürlük’ rüzgârları arasında kaynadı gitti.

Belki etkileşim vardı ama Devrimci gençlerin ‘Tam Bağımsız Türkiye’ sloganları, hayatlarının her zerresine yansımıştı.

Ve de milliydi.

Hatta gelenekseldi.

Bu sloganı ete kemiğe büründüren de Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, Sinan Cemgil ve yol arkadaşları, yoldaşlarıydı.

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan idam sehpasında bile ‘tam bağımsız Türkiye’ sloganını haykırdılar.

Sinan Cemgil ve yol arkadaşları, yoldaşları tam bağımsızlık uğruna Nurhak’ta katledildiler. Daha acısı dönemin iktidarı tarafından, ‘anarşist’ olarak gazete sütunlarında teşhir edilerek, cenazeleri üzerinde bile ‘iğrenç bir linç kampanyasına muhatap oldular.

Oysa tek talepleri vardı, bağımsız Türkiye ve Mustafa Kemal Atatürk’ün hedef koyduğu muasır medeniyetler...

Ancak, bu talepler kan ve gözyaşıyla bastırıldı. Ulaş Bardakçı Arnavutköy’de, Mahir Çayan ve arkadaşlarının Kızıldere’de dönemin teknokrat hükümeti tarafından acımasızca katledilmesine göz yumuldu.   

Hangi görüşten olursa olsun, o günkü pırıl pırıl gençleri katledenlerdir bugünkü iktidarın hazırlayıcıları. Adres aynıdır. Bu gençler, katledildiği için en azından fikri ve siyasi rekabet ortadan kalktı. Haksız rekabet yaşandı. Hatta rakipsiz, tek kale maça döndü siyaset.

O yiğitler, aynı zamanda çok bilge ve bilgiliydiler. Sinan Cemgil’i ODTÜ’de profesörler dinlemeye gelirdi. Lakaplar da o yüzden ‘hoca’ydı…

Tam bağımsızlık özlemleri önlenemeyince 12 Eylül faşist darbesi yaşandı. ‘Bizim çocuklar’ın darbe saatiydi. 1960 Britanya, 12 Eylül ise Okyanus patentliydi.

Katledilenler gitti.

Kalanlar da 12 Eylül işkence hanelerinde, hapishanelerde sakatlandılar.

Zindanlarda sağlıklarını, gençliklerini bıraktılar.

Bu bir günde iki günde olmadı.

Darağacında sadece gençliklerini bırakmadılar, aslında dara çekilen bağımsızlıktı, tam bağımsızlık ülküleriydi.

Türkiye’nin ‘genç ve çalışan beyinleri, cesur yürekleriydi’…

Ama hayat devam ediyor.

Dünya gibi Türkiye de, ‘değişmeyen tek şey değişimdir’ sözünü doğrulayarak değişiyor.

Ellerinden telefonları düşmeyen, kullandıkları sözcükler bile farklı olan yeni insan tipleri oluştu. Lokanta restaurant, pazar alışveriş merkezi, iş merkezi AVM, bakkallar süper market oldu.

Ama bir şey değişmedi.

Dünün ‘fantezi’ sayılan kavramları da ete kemiğe büründü.

Tam Bağımsız Türkiye.

Sömürü düzeni.

Emperyalist ve kapitalist baskı.

Egemenlerin, köle düzeni. Laik düzen için faşizme karşı omuz omuza.

Aradan 44 yıl geçti. Bu kavramlar toplumda oturdu, ama elinde telefonlar, rezidans meraklısı insanlar türedi.

Yani gerçek var, karşı duran yok.

Bunları niye mi yazdım?

Cumartesi günü üç fidanın ölüm yıldönümü…

Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın ‘Tam Bağımsız Türkiye’ haykırışları arasında 6 Mayıs 1972 tarihinde bir gece yarısı Ankara Ulucanlar cezaevinde katledilmelerinin yıldönümü.

Sanmayın ki, boşa öldüler.

Tam Bağımsız Türkiye hedefini beynimize kazıyıp, yüz yıl sürecek hürriyet tohumlarını atarak bizden önce ‘hep genç kalarak’ gittiler.



Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.