Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Dulles, Türk askerini, “çok masrafsız, günlük masrafı 23 Cent’i aşmıyor” diye övmüştü.
Bu sözlere o dönem “vatan haini” Nâzım Hikmet dışında sesini yükselten çıkmamıştı.
Menderes hükümeti TBMM’nin onayını almadan Kore’ye asker gönderme kararı aldı.
Amaç, NATO’ya girmekti…
Anadolu evlatlarının Kore’de ne işi vardı, neden el toprağına düştü onca yiğit?
Dulles’ın sözleri üzerine “23 Sentlik Asker” şiirini yazmıştı Nâzım…
Doğduğu topraklarda ölme hakkı elinden alınan “memleket şairi” Nazım, doğduğu topraklarda ölemeyenler için yazmıştı bu şiiri:
(…) bir mesele var Mister Dalles, / herhalde bunu sizden gizlediler: / Size tanesini 23 sente sattıkları asker / mevcuttu üniformanızı giymeden önce de, / mevcuttu otomatiksiz filan, / mevcuttu sadece insan olarak / mevcuttu, tuhafınıza gidecek, / mevcuttu hem de çoktan mı çoktan, / daha sizin devletinizin adı bile konmadan. / Mevcuttu, işiyle gücüyle uğraşıyordu, / mesela, Mister Dalles, / yeller eserken yerinde sizin New-York’un, / kurşun kubbeler kurdu o / gök kubbe gibi yüksek, / haşmetli, derin. (…)
Bu hafta vizyona giren ve Türkiye’nin Oscar için aday olarak gösterdiği “Ayla” filminin “23 sent” meselesine ucundan bile değinmediğini, dahası askerlerimizin orada ne işi olduğunu bile sorgulamadığını biliyorduk.
Hükümetin tüm imkânlarıyla desteklediği bir filmden bu soruları bekleyemezdik elbette.
Film duygu yüklü gerçek bir hikâyeden sinemaya uyarlanmış.
Ayla, Kore Savaşı’na gönderilen Süleyman Astsubay’ın savaşta anne-babasını kaybetmiş Koreli küçük bir
kız çocuğunu bulup ona babalık etmesini anlatıyor temelde.
Arka planda Kore Savaşı var.
Filmin kadrosu çok iyi…
Süleyman Astsubay’ın gençliğini İsmail Hacıoğlu’nun oynadığı filmde, yaşlılık hallerini Çetin Tekindor canlandırıyor.
Filmin içinde hâlâ Mecnun karakterinden sıyrılamayan bir adet Ali Atay var mesela.
Sanki işsiz güçsüz Mecnun’u birileri 2010’lardan alıp 1950’lere asker olarak göndermiş gibi.
Ya da tam bir yandaş olan Murat Yıldırım’ı filmde komünist bir subay (Üsteğmen Mesut) olarak görmemiz bizi ters köşe yapıyor.
Ancak anlayamadığımız şu:
Mesut ile Süleyman’ın ilk tanıştıkları sahnede, karıncaları bile öldürmeye kıyamayan Süleyman, “birlikte yaşamayı öğrenmemiz lazım” deyince Mesut, “sen de mi benim gibi komünistsin” diyor.
Menderes döneminde sosyalistler, komünistler hatta CHP’liler bile tam bir cadı avına maruz kalıp içeri tıkılırken, işlerinden olurken veya sürgüne gönderilirken nasıl olur da bir komünist daha yeni tanıştığı birine komünist olduğunu söyler?
Senarist dönemi eksik mi araştırdı acaba?
“İzlemeye gidenler mendillerini de yanlarında götürsünler” denilen Ayla filminin gerçekten yer yer duygulandırdığı, gözleri sulandırdığı bir gerçek.
Ancak bazı sahnelerde, amacın tam olarak duygu sömürüsü olduğu ve “size paranızın karşılığını gözyaşlarıyla vereceğiz” tavrı çok belli oluyor.
Ancak her şeye rağmen geçmişimizden beslenen konuları beyaz perdede daha çok görmek istediğimizi bir kez daha belirtelim.
Yine tarihimizden yola çıkılarak çekilen ve yine hükümet destekli “Ertuğrul 1890” filmi kadar kötü bir film değil, Ayla.
Filmleri sadece ağlatıp güldürmelerine, oyunculuk performanslarına ya da görüntülerine bakarak değerlendirmemek gerekiyor.
Sinema sadece sanat değil, bir propaganda aracıdır da aynı zamanda. Bize ne mesaj verdiği de çok önemlidir.

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.