banner87

Yakın gelecekte ABD ile var olan sorunlarımızın ortadan kaldırılabilmesi mümkün görünmüyor.

ABD ile ilişkiler ve Suriye politikası

Özellikle Suriye’deki gelişmeler, TürkAmerikan ilişkilerinin bugünkünden de sorunlu hale gelebileceğinin göstergesidir.
Münbiç’te ne olacak? Sıra Fırat’ın Doğusuna gelecek mi? ABD buralarda PKK’yı ve uzantılarını desteklemekten vaz geçecek midir?
Türkiye son dönemde Orta Doğu’da emperyalist cephenin oyunlarını Rusya ve İran’la birlikte hareket ederek bozabilmiştir. Aradaki tek görüş farkı Esad’ın şahsı ile ilgilidir. Eğer dış politika konularını kişisel konulardan ayıramayanlar varsa, bu devlet adamlığıyla bağdaşmaz. Türkiye’nin Suriye politikasında ve terörle mücadelesi çerçevesinde en önemli eksiklik, konuya devlet bakışının gerisine düşen bir “kişisel bakış”ın sürdürülmesidir. Suriye konusu uzun dönemli bir stratejik bakışla değerlendirilmelidir. Bugünkü uygulamalar sürdürülürse, Rusya ve İran ile olan işbirliğimizi de tehlikeye atacak bir biçimde Suriye ile karşı karşıya kalmamız kaçınılmaz olacaktır. Böyle bir duruma yol açabilecek “zemin” şimdiden hazırlanmaktadır: Suriye’de meşru rejimin yeniden denetimi aldığı her yerden eli silahlı gruplar, Türkiye’nin denetimi altındaki bölgeye gönderilmektedir. Sıra siyasal çözüme geldiğinde bunların durumu değerlendirilirken, Suriye ile aramızda sorun çıkmayacak mıdır?
Türkiye ile ABD arasındaki güncel sorunlar yalnızca Suriye çerçevesinde değildir. Ancak, Türkiye’yi yönetenler, bütün bu ikili sorunları, Batı İttifakı üyelik bağımızdan ayrı tutmak maharetini gösterebilmelidir. NATO’nun ülkemizdeki güvenlik olanaklarıyla ABD’ninkileri ayırmak ve ABD’ye böyle bir tutumla baskı uygulamak mümkün olmalıdır.

Avrupa Birliği ile İlişkiler

OHAL ve anti-demokratik uygulamalar, zaten Türkiye’yi “kol mesafesinde” tutarak denetlemek isteyen AB tarafına gereken meşru bahaneleri sağlamaktadır. İlişkilerimizi yeniden rayına sokabilmek için öncelikle bu alandaki eksikliklerimizden kurtulmamız gereklidir. Anayasamızın emri olan “demokratik, laik hukuk devleti” nizamını yeniden inşa etmek zaten toplumumuza olan en büyük sorumluluk ve görevimizdir.
Bunun da ötesinde, Yunanistan’a karşı ve Kıbrıs konusunda bir “barışçı kararlılık” sergilememiz gerekir. Yani temel çıkar ve haklarımızdan ödün vermeyeceğimizi, ama bunu barışçı bir çözüm anlayışı ile yapacağımızı, dosta düşmana göstermemiz gerekir. AB ile ilişkilerimizi Yunan-Rum ipoteğinden kurtarmanın yolu bu olmalıdır.
Ayrıca, AB ile olan ilişkilerimizi yalnızca “tam üyelik” çerçevesinde yürütmemiz de yanlıştır. Tam üyelik konusu artık kendi rayında ilerleyememektedir. Bunun için, var olan ilişkilerimizi nasıl geliştirip, derinleştirebileceğimizi araştırmamız gerekir.
Öncelikle Gümrük Birliği’ni geliştirip, derinleştirmemiz gerekir. 1998’de AB ve Kıbrıs’tan sorumlu Devlet Bakanlığı’nın hazırlayıp, Hükümet Görüşü olarak AB’ne sunduğu tasarıdan yararlanmak gerekir. Bu belgede AB’ye şunlar önerilmekteydi:
Gümrük Birliği çerçevesine hemen “Hizmet Sektörü”nü alalım.
“Tarım Sektörü”nü almak için hemen görüşmeye e hazırlıklara başlayalım.
Gümrük Birliği dolayısıyla üçüncü ülkelerle ticaretimizde AB’nin koyduğu kural kısıtlamalara tabi oluyoruz. Bu kural ve kısıtlamaların belirlenme sürecine Türkiye’nin de katılmasını sağlamalıyız.

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.