OHAL, 19 Ekim’den itibaren 90 gün süreyle yeniden uzatıldı. “Yenikapı ruhunun” gerçek olduğunu sananlar için hayal kırıklığı yaratan bu karar, bu ülke vatandaşlarına verilen oldukça açık bir mesaj...
Yasaların OHAL uygulamasının ne zaman uygulanacağına dair hükümleri oldukça açık. 15 Temmuz darbe girişimi döneminde bile OHAL’i gerektirecek tüm koşullar olmamasına karşın, darbecilerle mücadele gereği kamuoyunda pek fazla itiraz olmamıştı. Sürdürülen yoğun medya bombardımanıyla halkın önemli bir kısmı OHAL’i mantıklı bulmuştu. Gerçi dünyanın hangi ülkesinde olağanüstü hal, meydanlarda alkışlarla karşılanmıştır bilemiyorum ama...
AKP, OHAL’i kullanarak “darbecilerle mücadele ediyorum” maskesi altında kendisine muhalif olarak gördüğü herkesi sindirmenin peşinde. Onlarca gazeteci tutuklandı, KESK üyesi binlerce memur açığa alındı, İMC TV, Yön Radyo gibi darbecilerle hiçbir ilgisi olmayan yayın kuruluşları gerekçesiz mühürlendi.
Bu durumun iki nedeni var. Birincisi, dışarıda gittikçe yalnızlaşan AKP hükümeti, içeride kendisine bir düşman yaratmak için olanca gücüyle çalışıyor. “İkinci bir darbe girişimi” olacak kaygısı sürekli canlı tutuluyor. Ak troller, sosyal medyada akla hayale sığmayacak spekülasyonlar yapıyor, TV kanallarına çıkanlar bir yandan hükümetin ne kadar güçlü olduğunu söylerken korku salmayı da ihmal etmiyor.

Bu işin kazananı Rusya olacak gibi...
Bir yandan da gündem değiştirme konusundaki karnelerine yeni yıldızlar ekliyorlar. Son örnek “Lozan.” Resmi tarihi bile yalanlayan açıklamalarla yeni gündemler oluşturuluyor. Bir anda tüm medya organları, siyasetçiler, tarihçiler, hatta sıradan vatandaşın konuşmalarının ana konusunu Lozan oluşturuyor.
Bir diğer başlık ise Batı özellikle de ABD ile gerilen ilişkiler... Başbakan Binali Yıldırım, dün partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmayla ABD’ye bir kez daha mesaj gönderdi. Yıldırım, ABD ve Rusya’nın Suriye’deki savaşta birlikte hareket ettiği PYD konusunu yeniden açarak “Cerablus'tan DAEŞ’i nasıl temizlediysek gerektiği anda PYD ve YPG’yi de oradan atmasını biliriz” dedi. Darbe girişimin ardından gerilen, Fettullah Gülen’in iadesi tartışmasıyla dozu artan ve Fırat Kalkanı operasyonuyla da zirve yapan bu gerginliğin de süreceği ortada…
Şu anda Türkiye’nin elindeki tek kozu Rusya ile yakınlaşan ilişkiler. Batı’dan gittikçe uzaklaşan bir Türkiye’nin Rusya’nın da pek işine yaramayacağını tahmin etmek zor değil. Özellikle NATO ve Avrupa Birliği hedefinden uzaklaşıp Avrasya’ya yaklaşmaya çalışan bir Türkiye’nin Rusya için daha kolay bir hedef olacağı da ortada…
Kanun hükmünde kararnameler konusunu ve yaratacağı bozulmayı bir sonraki yazımızda inceleyelim.


Dört temel nedeni var. Birincisi; anayasa hukukumuza 1961 Anayasası'nda 1971'de yapılan değişikliklerle giren kanun hükmünde kararnamelerde, yürütme organı işlemi olan "kararname" ile, yasama organı işlemi olan "kanun"un birbirine girmesi. Bu yönüyle kanun hükmünde kararnameler, niteliği itibarıyla daima tartışma yaratan düzenlemeler oldu. Yasa gücü tanınmış kararname yaklaşımı, doğal olarak yasama organının by-pass edildiği itirazlarına hedef oldu.
İkincisi; cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu'nun çıkardığı kanun hükmünde kararnamelerin içerdiği düzenlemeler parlamento onayına sunulsa da, parlamento komisyonları ve TBMM Genel Kurulu süreçlerinden geçmiyor, demokratik tartışma ve kamuoyu oluşumu süreçleri işlemiyor, parlamento iradesi sakatlanıyor.
Üçüncüsü; Anayasa Mahkemesi'nin görev ve yetkilerini düzenleyen anayasanın 148. maddesine göre; "olağanüstü hallerde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından anayasaya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesi'nde dava açılamıyor."
Yani, olağanüstü hâl kararnamelerinde "anayasaya uygunluk denetimi" yapılamıyor. Bir başka deyişle; anayasa, olağanüstü hâl dönemlerinde hükümetin çıkaracağı kararnamelerin anayasaya aykırı olabileceğini zımnen öngörüyor.
Dördüncüsü; başlangıçta 6 ay, uzatmalarda 4'er ayla sınırlandırılarak "geçici" bir düzen olarak öngörülen olağanüstü hâl rejimi, Türkiye'nin tecrübesinde "kalıcı" oldu. 12 Eylül darbesinden sonra kısmen devam eden askeri sıkıyönetim uygulamalarını ikame etmek üzere 1987 yılında devreye sokulan olağanüstü hâl uygulamasının tamamen kaldırılması 2002 yılı sonunu buldu. 3 Kasım 2002 seçimlerinde iktidara gelen AKP'nin ilk icraatı arasında, 1994 yılından itibaren kapsamındaki iller azaltılarak kademeli olarak daraltılan olağanüstü hâl uygulamasını 30 Kasım 2002'de tamamen kaldırmak da var. AKP iktidarının noktaladığı sırada olağanüstü hâl uygulaması sadece Diyarbakır ve Şırnak'ta uygulanıyordu.
Velhasıl 19 Temmuz 1987’den tamamen kaldırıldığı 30 Kasım 2002’ye dek Bakanlar Kurulu kararlarıyla dört ayda bir tam 46 kez uzatılan olağanüstü hâl rejiminde Türkiye uygulaması "geçici" olamadı.

 

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.