Televizyon açıktır. Dizide bir adam ağlayarak "Çok mu kötüyüm?" diye sorar. Televizyon izleyen kadın, ekrana bakarak dizi karakterini cevaplar:
-  Evet.
Televizyon izleyen erkek:
- Kötü mü gerçekten?
- Evet.
- Ama ağlıyor!
- Eee!? Ağlıyor diye kötü olamaz mı, kötüler ağlamaz mı?
- Ağlamaz tabi. 
- Ağlar.
- Neden?
- Çünkü hep kaybederler.
- O dediğin masallarda, filmlerde, dizilerde olur. Gerçek hayatta kötüler hep kazanır ve hiç ağlamazlar.

***
- Şu kısa hayatımın yüzeysel tecrübelerine dayanarak söylüyorum ki, hayat o kadar da ciddiye alınması gereken bir şey değil. 50 yıl sonra da aynı şeyi söylersem bil ki haklıymışım demektir.

- Neden ciddiye almamalıyız hayatı?

- Sonu belli bir filmi ne kadar ciddiye alabilirim. Filmin kahramanı doğuyor, büyüyor, eğer şanslıyla âşık oluyor. Yaşamı boyunca ağlıyor, gülüyor, öfkeleniyor, hayal kırıklığına uğruyor, para kazanıyor, para harcıyor... Yaşlanıncaya kadar çalışıp emekli oluyor. Sonrada her tarafı buruşmaya başlayınca ölüyor. Hayatı ciddiye alınca daha mı farklı olacak bu senaryo.

- Nâzım haksızdı yani. “Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın” diyordu şiirinde.

- Nâzım büyük bir idealist ve romantikti. Hayalleri vardı ve bunları gerçekleştirmek için ciddiyetle sorunlara yaklaştı. Sonra ne oldu, kahrından öldü.

- Hayat hakkında ahkâm kesebilecek biri değilsin sen.

- Hiç kimse değil!

***
- Rahat bırak beni. İyi şeylerin olmasını bekliyorum burada.

- İyi şeyler bekleyerek mi olur, bir şeyler yapmak gerekmez mi bunun için?

- Bekliyorum ya, bu da bir şey yapmak değil midir?

- Neyi kastettiğimi çok iyi anladın, bunun için harekete geçmen gerekmez mi diyorum?

- Dünyada neden harekete tapan insanlar bu kadar fazla? Bu hız ve aksiyon tapıcılığı neden? Neden durağan şeyler kıymetsiz görülür insanlara? Neden beklemek, durmak, sükunet, pasif direniş bu kadar değersiz görülür? Neden sanat filmlerini kimse izlemez, neden Dostoyevski bu kadar az okunur? Neden okullarda satranç kurslarına kimse ilgi göstermez? Kargaşanın ortasında durup düşünmenin erdemi neden görmezden gelinir? Dışarıda boş boş gezinmek yerine evinde oturup kitap okuyanlar neden asosyal zannedilir?

- İyi şeylerin olmasını istiyorsan mücadele etmelisin, oturarak ne elde edebilirsin ki? Evet, sükunet ve pasif direniş değerli. Sanat filmleri de izlenmeli, Dostoyevski de okunmalı, satranç kurslarına da gidilmeli. Kargaşanın ortasında durup düşünmek de erdemli bir davranıştır, evet. Bunların hepsine eyvallah. Ama okunmalı dediğin Dostoyevski, “hepimiz, her şeyden sorumluyuz” demiş. Bu sorumluluğun gereğini nasıl yerine getireceksin peki?

- Bence ikimiz de haklıyız. “Nasıl oluyor o” diye sorma. İkimiz de haklıyız işte.
 

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.