Diyarbakır’a Google haritadan bakın. Surları ve etrafında yeşil bir kadın kâkülü gibi Hevsel Bahçelerini göreceksiniz. Surlar altı km uzunluğunda. Hevsel bahçeleri ise tarih boyunca kente besin sağlamış. Dicle nehri kentin etrafından dolanıyor. Nehrin iki yanında 7500 dekarlık bir alan Hevsel Bahçeleri olarak anılıyor. Diyarbakır 8000 yıllık tarihi olan bir kent. Hevsel bahçelerinin Tevrat’ta geçtiği ileri sürülüyor.

İşte bu Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri temmuz başında Unesco Kültürel ve Tarihi Miras listesine kabul edildi. Basında izlediğime göre olay birçok kimse tarafından daha çok turist çekmek ve gelir sağlamak açısından ele alınıyor. Bu da işin içinde tabii. Bu yazıda daha çok bahçeler açısından olayı inceleyeceğim.

Geçtiğimiz dönemde Hevsel Bahçeleri rezerv yapı alanı olarak ilan edilmek istendi. Bunun anlamı bu yemyeşil alanın restoranlar, kamu binaları gibi yapılarla tahrip edilecek olduğu idi. Ayrıca bu alan içinde bir de HES yapılması planlanmış. Bu karar sonrası talan kokusu alındığından Hevsel’de fiyatlar artmaya başlamış. Sur içi de riskli alan ilan edilerek kentsel dönüşüm (talan desek daha doğru) ilan edilmek istenilmiş. Neyse ki başta gençler olmak üzere protestolar ve mahkeme kararları ile bu kötüye gidiş engellenmiş. Unesco’nun son kararı artık bu kötüye gidişi daha kararlı bir şekilde önlemiş oluyor.

Hevsel bahçeleri eskiden Diyarbakır’a yeterli gıdayı üretebilirmiş. Şüphesiz hızla artan nüfus bunu imkânsız kıldı. Şimdi sebze, meyveler Antalya, Mersin’den geliyor. Hevsel şu anda da yemyeşil ama ekolojik bir üretim yok. Tarım ilaçları (zehirleri), kimyasal gübreler, hatta yer yer kanalizasyon suları tarımda kullanılıyor. Unesco kararı Hevsel’den başlayacak bir ekolojik harekete yol açabilir. Eskiden dillere destan Diyarbakır karpuzu, yağlı marulu, Lice domatesi, pilavı yapılan kenger bitkisi gibi birçok yerel çeşit kaybolmaktan kurtarılarak bu bahçelerde tarım ilaçsız, kimyasal gübresiz yetiştirilerek kentte satılabilir. Üretici ve tüketicileri kentteki köylü pazarlarında karşılaştırarak ürünlerin temiz olduğuna dair bir sertifikasyon sistemi Belediye tarafından sağlanırsa, üretici bu ürünleri yoksul insanların da alabileceği fiyatlardan, ancak endüstriyel ilaçlı ürünlerden daha iyi fiyatla satabilir. Sertifikasyon sistemi şirketlerce değil, dernekler ve belediye işbirliği ile ucuz bir şekilde sağlanabilir. Yoksa klasik organik anlayışı bu ürünleri sadece zenginlerin ulaşabileceği bir hale sokacaktır. Diyarbakır Belediyesi ve ekoloji kuruluşlarının bu yönde çabaları var.
Örneğin Belediye üreticilere temiz su sağlayarak kanalizasyon suyunun kullanılmasına bir son vermek istiyor. Hevsel Bahçeleri bütün kentin gıdasını sağlamasa da belki de dünyanın en büyük kent bahçesi olarak layık olduğu yeri alabilecektir. Umarız yerel tohum ve ekolojik tarım ve doğrudan tüketiciye pazarlamaya dayanan anlayış bu nehir boyunca bütün bir Güneydoğu Anadolu’ya hatta daha geniş olarak Mezepotomya’ya yayılır.
Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.