banner87
'Arap Baharı' öncesinde bu coğrafyada herkes yani Türkler, Araplar, Kürtler, Farisiler, Hıristiyanlar, Sünniler, Aleviler, Şiiler, Ezidiler, Dürziler, laikler, İslamcılar ve diğerleri dostça ve kardeşçe yaşıyordu.
Var olan problemler çözüm yolundaydı.
'Arap Baharı' sonrasında herkes herkese düşman oldu.
Ya da birileri diğerlerini düşman belledi.
Birileri Esad'ın Alevi olduğunu aniden hatırladı ve katlinin vacip olduğuna karar verdi.
İş Alevi Esad ile bitmedi.
Ona destek veren dünyanın tüm Alevileri ve Şiileri yok edilmeliydi.
Savaş öyle başladı ve öyle devam ediyor.
Şekil, şema, format ve tonlar hiç önemli değil.
Biri söylemleriyle diğeri kafa keserek.
Başkaları da ilginç fetvalarla.
Herkesin ruhunda az da Vahabilik var. Olmaması da olanaksız.
Adamlar herkese milyarlarca dolar para dağıtarak satın almışlar.
Kapitalist sistem sosyalist sistemi düşman bellediği gibi Vahabi sistem de Şiileri ve dolaysıyla Alevileri düşman görüyor ve onları yok etmeden rahat etmeyeceğini söylüyor.
İş söylemekle de kalmıyor Vahabi sistem  var olan tüm gücünü bu yönde kullanıyor.
Mezhep düşmanlığı Suudilerin var olma nedenidir.
Onlar öyle davranınca dostları geri kalmıyor.
Suudilerden para alan herkes mezhep düşmanlığı yapmak zorundadır.
Kendi ideolojik tercihlerinin kökeninde  bu düşmanlık varsa o zaman olay farklı bir boyut kazanıyor.
Alevi Esad ve ona destek veren Şii İran ve Hizbullah'a düşmanlık yetmez.
Diyanet Başkanlığı'nın fetvaları da gerekir.
İçerik ve ton farklı ama Suudilerin fetvalarından farklı değil.
Diyanet İşleri Başkanı Görmez ile poz veren Suudi Baş Müftüsü El-Şeyh'in Alevi ve Şiilerle ilgili fetvaları tüyler ürpertici.
Adam doğuştan sapık.
'Aç kalan Müslüman ölmemek için eşinin  bir parçasını ya da tümünü yiyebilir' demişti.
Bu ruh hastası Şii din adamı El-Nimr'in ölüm fermanını imzalıyor  ve Sayın Görmez bundan iki gün sonra onu ziyaret ediyor.
Buna dikkat çeken Arap medyası Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da infazdan iki gün önce Kral Selman'ı ziyaret ettiğini hatırlatıyor.
Suudiler bu iki ziyarete anlam yükleyerek Türkiye'nin kendilerinden yana olduğunu yansıtmaya çalışıyorlar.
'Arap Baharı'ndan bu yana AKP'nin Esad, İran, Hizbullah düşmanlığını bilenler kolaylıkla buna inanıyor.
Başka türlüsü de olamaz. Çünkü son beş yılda Ankara Alevi Esad'tan kurtulmak için Vahabi mezhepli Katar ve Suudi Arabistan ile işbirliği yapıyor. Bu üç ülke Esad'tan kurtulmak için öz olarak Vahabi ideolojisiyle beslenmiş on binlerce ruh hastası 'Cihatçı'ya yardım ediyor.
Hangi örgüte katıldıkları hiç önemli değil çünkü hepsi aynı kafada.
IŞİD, NUSRA, ÖSO ve diğerleri.
Alevi ve Şii düşmanlığı ve nefreti fıtratlarında var.
Bundan kurtulmaları kolay değil.
Suudi yönetim var olduğu sürece bu imkânsız.
Çünkü adamlar kanla besleniyorlar.
Herkesin dost ve kardeş olduğu bir coğrafya onlara batar.
Adamlar var oldukları günden bu yana mezhep savaşının peşindeler.
Mezhep savaşının kanı yetmeyince Sünnîlerin ölümüne de fetva veriyorlar.
'En hakiki ve en temiz Müslüman biziz' diyorlar.
Demokrasi, özgürlük ve insan hakları onlar için kâfirliktir.
Cumhuriyet sözcüğünden bile nefret ederler.
Laiklik tövbeler tövbesi.
Osmanlıdan toptan gıcık alırlar.
Benden söylemesi.
Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.