Zeynel Abidin Erdem 'uçan tabut' olarak tanımlanan CASA uçaklarını Türkiye’ye getirmişti. 1990 yılında ANAP Hükümeti baştayken 500 milyon dolarlık askeri nakliye uçağı ihalesi düzenleniyor ve sözde ihaleyi İspanyol CASA firması kazanıyordu. O günlerde İspanyol uçak firmasından Türkiye’deki temsilcisine bir mesaj geliyordu:

“Nisan başı ziyaretleri ayarla. Hediyeleri ve rüşvetleri dağıt.” 

Gazeteci Nezih Tavlaş, bu işin üzerine gidince firma temsilcisi kendisine, hediye olarak sadece kravat dağıttıklarını söylüyordu. Gazeteci Tavlaş soruyor, Gazeteci ve Yazar Emin Çölaşan 20.05.2001 tarihinde Hürriyet’teki köşesinden aktarıyordu:

“Acaba CASA markalı kravatları kimler taktı.” 

1990 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri’ne alınacak 52 adet nakliye uçağı için açılan ihalede, bazı gerçekler ortaya çıkıyordu. Örneğin, bu uçakların İspanyol ordusu tarafından bile kullanılmadığı! 

Merkezi Londra’da bulunan ve yaptığı araştırmalarda alanında 'güvenilir ve saygın' bir yere sahip olan IISS (tam adıyla The İnternatıonal Instutute for Strategic Studies-Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü) tarafından yayınlanan ve dünyadaki bütün ülke silahlı kuvvetlerinin envanterini tüm detaylarıyla gösteren 'Military Balance' yani 'Askeri Denge' adlı yıllığın 1990 nüshasında CN-235 ya da nam-ı diğer CASA uçağının sadece iki ülke tarafından kullanıldığı yazıyordu:

Botswana ve Panama…

Bu iki ülkede sadece dört adet vardı. Askeri amaçlarla kullanamıyorlar, hurdalıkta tutuyorlardı.

Amerika bu uçakların hava sahalarından geçmesini bile yasaklamış, keza bu uçakların kullanımı Yunan’ın dandik devletinde bile bu uçaklar 'teknolojik açıdan geri' ve 'sakıncalı' bulunmuştu. 

Kaldı ki üretici ülkeler olan İspanya ve Endonezya ordusunda bile kullanımı yasaktı. İspanya’da sadece iki tane vardı ve onlarda askeri amaçlı değildi. Ancak dünyada sadece Türkiye, evet sadece Türkiye bu uçaklardan almaya kalkıyordu. Hem de 52 tane… Kararı kimler vermişti? Ne uğruna? Neden ve nasıl?

İhale ilgili kararın açıklanmasından yaklaşık on ay kadar önce Savunma Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanı Vahit Erdem, ihale için teklif veren dört firma arasında CASA’nın “ihaleyi kazanacak” firma olarak açıklanmasında bir sakınca görmüyordu.

Bugünün AKP Milletvekili Vahit Erdem, Uluslararası Savunma ve Havacılık Semineri’nde dünya silah sanayicilerinin temsilcilerine konuşurken “İhale’nin çok büyük bir olasılıkla İspanyol CASA firmasına verileceğini” söylüyordu.

Dünyanın hiçbir ülkesinde yüz bulamayan CASA firması uçağın fiyatını ihalenin başından itibaren sürekli arttırıyor, daha maketi bile yapılmayan bu uçaklar ile ilgili artırımlar, anında kabul ediliyordu.

Fiyat artırımları yüzde 77’yi bulunca Vahit Erdem’e sorulur: 

“Fiyat artışının nedeni nedir?”

Savunma sanayi Müsteşarı Vahit Erdem bu soruya şöyle cevap verir: 

“Yok, o kadar yok!”

Peki, ne kadar vardı? Erdem’in bu soruya verdiği yanıt ilgiye muhtaçtı:

“Çok pazarlık yapıldı. Yok, onlar ciddi fiyatlar değil, biz o zaman ciddi ihale almamıştık. Bizden alırsanız size şu fiyatla veririz, o bütün firmada olan işler. O daha hafif nakliye uçağı üzerinde çalışıyoruz, işte teklif alacağız falan dediğimiz zaman firmaların ön bir teklif almadan bize gönderdikleri çeşitli kâğıtlardaki fiyatları. Onun için bu kadar artış yok ve çok ciddi pazarlıklar yapıldı. Fiyat yönünden yaka silkti firmalar artık, bir aldanma söz konusu değil.”

Vahit Erdem’in açıklamasına göre CASA firması “şakacıktan” bir fiyat veriyor, Türk yetkililer oturup bu “şaka fiyat” üzerinden “ciddi ciddi” pazarlık yapıyor, Türk tarafının bu “ciddi” pazarlığından firma “yaka silkerek” fiyatında “birkaç defa indirim” yapıyor ve sonunda eski fiyatın yüzde 77’sine uçaklar alınıyordu.

Allahtan firma 'birkaç defa indirim' yapmıştı. 

Ya bir de yapmasaydı?

Hava Kuvvetleri Komutanlığı yetkilileri, uçakları deniyorlar. Raporlar olumsuz çıkıyordu. Raporlarda uzman bilirkişiler, “Levye ile çok dikkatli oynanmazsa uçak yere çakılabilir. Uçak hem kargo, hem paraşüt taşıyacak niteliklere sahip değildir” diyorlardı.

Çölaşan, ihale ile ilgili şunları yazıyordu:

“Devrede, dönemin ANAP’lı Milli Savunma Bakanı var. İspanyol firmasının temsilcisi var. Temsilciyle Milli Savunma Bakanı’nın arasını, Bakan Bey’le yakın ilişkisi olan bir kadın, para karşılığı ayarlıyor. Bazı ANAP’lı hükümet üyelerinin, işadamlarıyla görüşmelerini büyük paralar karşılığında yaptıkları, bantlardan ortaya çıkıyor! Bir SHP milletvekili, ihalede dönen dümenleri Meclis gündemine getirmek için önerge veriyor. Bu önerge, ertesi gün bir başka SHP milletvekili tarafından sahte imzayla, Meclis Başkanlığından geri çekiliyor. Bu milletvekili, firma temsilcisinin arkadaşı…”

Şimdi bu olayla ilgili belge bilgilerin ışığında, Çölaşan’ın yazısındaki isimleri bulmaya çalışalım.

O günlerde ANAP’lı Savunma Sanayi Müsteşarlığı görevini yürüten, bugünün AKP Kırıkkale Milletvekili, açılımlara ve Anayasa değişikliğine önceleri muhalif açıklamalarda bulunan sonra aniden sesi kesilen, Güney Kore ve Fransa’dan 'Devlet Güvenlik Liyakat Nişanlı' Vahit Erdem. İspanyol firmasının temsilcisi; Tayyip Erdoğan'ın en yakınında bulunan ve Erdoğan tarafından düzenlenen kampanyalara milyon dolarlarla katılan, yukarıdaki satırlarda kendisinden bahsettiğim ve İspanya Kralından liyakat madalyalı Zeynel Abidin Erdem…

Temsilciyle, Milli Savunma Bakanı’nın arasını, 5 milyonluk bir para karşılığı ayarlayan ve Bakan Bey’le yakın ilişkisi olan kadın kimdi? O 'İnciser' isimli çiçekçi kadını ne siz sorun ne ben söyleyeyim.

İhalede dönen dolapları Meclis gündemine getirmek için önerge veren milletvekili SHP Milletvekili Tevfik Koçak… Bu önergeyi ertesi gün Meclis Başkanlığı'ndan sahte imzayla geri çeken ve aynı zamanda firma temsilcisi Zeynel Abidin Erdem’in sağ kolu olan dönemin SHP milletvekili, şimdinin Şişli Belediye Başkan adayı ve atideki Başbakanımız (!) Mustafa Sarıgül’dü. Sarıgül, parti arkadaşı Tevfik Koçak’ın Meclis’e verdiği önergeyi Tevfik Koçak’ın imzasını taklit ederek çekiyor, Meclis tarihine sahte imzayla önerge çeken milletvekili olarak geçiyordu. Sarıgül, ilginç ilişkileri ve ortaklıklarıyla da ileride ne biçim bir Başbakan olacağının sinyallerini veriyordu.

Mustafa Sarıgül, Zeynel Abidin Erdem ile Tevfik Koçak’ı tanıştırıyor, Onları Ankara Hilton Oteli’nin lobisinde bir araya getiriyor, Abidin’e övgüler diziyor, ne büyük bir işadamı olduğundan bahsediyor, 'abim' diyor, ancak olay patlayınca gazetecilerin ''Zeynel Abidin’i tanıyor musunuz'' şeklindeki sorusuna şu cevabı veriyordu:

“Hayır, kim o adam, nereli nerede oturuyor?”

Mustafa Sarıgül, her gün gazetelerde boy boy yer alan yer üstü faaliyetlerinin yanı sıra yeraltı dünyası ile de ilginç ilişkiler içindeydi. Kamuoyunda 'Birinci Mit Raporu' olarak bilinen ve 1987 yılında basına yansıyarak uzun süre gündemde kalan 'Banker Bako' olayı, “Polis İçinde Çekişme ve Yeraltı-Polis- Kamu Görevlileri İlişkileri” isimli istihbarat raporunda adı yeraltı dünyası ve mafyayla birlikte anılan şarkıcı Hülya Süer ile bir dönem birlikte yaşamıştı. Sarıgül, Duygu Asena’yla 1989 yılında yaptığı ve “Hülya Süer ile evlenmeyeceğim” başlıklı söyleşide ilişkisini inkâr ederek Süer’in kalbini kırmıştı. Süer de Sarıgül’le dokuz aydır bir ilişkileri olduğunu belirtiyor, ondan evlenme teklifi aldığını açıklıyor ve şöhret dünyasının şanlı klişelerinden biriyle cevap veriyordu:

“Bu beyefendi ile şu anda ilişkim yok. Fakat görüyorum ki, hep gündeme benim ismimle, benim olayımla geliyor.”

Mustafa Sarıgül, adı MİT ve TBMM Susurluk Komisyonu raporlarında geçen Ahmet Vefa Küçük ile 7 Eylül 1995 tarihinde ortaklaşa Vefa Petrol ve Turizm İşletmeleri Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi’ni kurmuşlardı. Sarıgül’ün ortağı ve Fenerbahçe camiasının yakından tanıdığı Küçük, yeraltı dünyası ile de yakın ilişkiler içindeydi. Küçük’ün kayınpederinin işleriyle ilgili anlaşmazlıklar ve Bağbank’ın batışı sonrasında ortaya çıkan yeni durumlar Küçük ile mafya babası Alaattin Çakıcı’yı karşı karşıya getirmişti. 1985 yılında Vefa Küçük’ün bürosu Çakıcı’nın adamlarınca basılmıştı. Çakıcı o sıralar 1980 öncesinde demir kaçakçılığına adı karışan Suat Sürmen’in haklarının koruyucusuydu. Vefa Küçük, Çakıcı’ya asıl dolandırılanın kendisi olduğunu anlatınca, Çakıcı bu kez Suat Sürmen’e karşı cephe almış, sonunda her iki taraf da parayı verince Çakıcı uzlaşmayı sağlamıştı. 

Sarıgül’ün kurucusu olduğu 335027 sicil no’lu Vefa Petrol’ün ilginç yapısını sadece Küçük’ün ilişkileri oluşturmuyordu. Ticaret Sicil kayıtlarında bu firmayı sıradan bir benzin istasyonu işleten benzerlerinden ayıran, bu şirketin yönetim kurulu üyeleriydi. İstanbul Kasımpaşa ve Fulya’da Shell benzin istasyonları işleten bu şirketin Yönetim Kurulu üyeleri İslam Yakut ve yeğeni Erhan Yakut, narkotik polisinin çok yakından tanıdığı kişilerdi. İslam ve Erhan Yakut, Aralık 2002’de İstanbul Kozyatağı’nda ele geçen ve piyasa değeri 5 milyon dolar olan 255 kilo 359 gram eroinin sahibi olarak polis tarafından gözaltına alınmışlardı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Narkotik Şube’nin düzenlediği 'Sacayağı' adı verilen üç ayrı operasyonda gözaltına alınanlar arasında Hürriyet Gazetesi yazarlarından Ayşe Arman’ın eski eşi, Kaşmir Bar’ın sahibi Zafer Yılmaz Acar da bulunuyordu. (Akşam 19 Aralık 2002)

Tarih; 7 Haziran 2012. Şişli Mehmet Şevket Mahallesi, Odesa Bulvarı üzerinde bulunan 2450 metre kapalı alana sahip 6 katlı bir gayrımenkul Sarıgül ve adamları tarafından Şişli Meslek Yüksek Okulu’na 30 yıllığına verilir. Binanın değeri 5 milyon 500 bin liradır, ama ne garip ki, Sarıgül ve adamları bu binayı Şişli Meslek Yüksek Okulu’na 1 lira karşılığında verir.

Tarih; 9 Ağustos 2012. Şişli; Cumhuriyet ve Esentepe mahallelerinde bulunan yapılan (değeri 260 milyon lirayı geçen gayrımenkuller ki, bunlardan biri de Şişli Belediye binasıdır) yine Sarıgül ve adamları tarafından Şişli Meslek Yüksek Okulu’na 30 yıllığına ve 1 lira fiyatla adeta peşkeş çekilir. Yine Ayazağa Mahallesi’nde 5848 metre kare 85 milyon lira değerindeki taşınmaz, yine Şişli Meslek Yüksek Okulu’na 30 yıllığına ve 1 lira gibi komik bir rakama devredilir.

Şimdi sıkı durun; Şişli Meslek Yüksek Okulu, Şişli Vakfı tarafından kurulmuş. Vakıf kimin? Tabii ki Mustafa Sarıgül’ün.

Gün gelir bu 500 milyon tutan usulsüz devirlerin geri alma savaşı başlar… Şişli’de 500 milyon dolarlık belediye mülkünü kendi yönettiği İstanbul Şişli Vakfı'na 1 TL’ye devreden Mustafa Sarıgül’e tam bir yargı şoku yaşar. Şişli'nin CHP'li Belediye Başkanı Hayri İnönü’nün şikâyetiyle tüm devir işlemleri durdurulur. Bu mücadelenin başını çeken Hayri İnönü Sarıgül tarafından tehdit edilir.

Olay, bakın 10.1.2019 tarihinde basına nasıl yansır;

''Şişli eski Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül ve oğlu Emir Sarıgül'ün, Şişli Belediye Başkanı Hayri İnönü ve eşi Nazlı İnönü'ye yönelik, 'birden fazla kişi ile tehdit' ve 'kamu görevlisine hakaret' suçlarından yargılandığı davanın görülmesine devam edildi. İstanbul 44. Asliye Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada, Şişli Belediyesi'nde görevli 3 tanık dinlendi. Tanıklardan Özel Kalem Müdürü Taner Biçel, 'Asker kökenli kırk yıllık devlet memuruyum. Hayri İnönü, Sarıgüller tarafından üç çocuğunun öldürmekle tehdit edildiğini söyledi' dedi. Mahkeme, duruşmayı diğer tanıkların dinlenmesi için erteledi. Baba oğul Sarıgül hakkında İnönü'ye hakaret ile tehdit ettikleri iddiasıyla toplam 14 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanıyor.”

Sarıgül şimdi Şişli Belediye Başkanı olmak için çırpınıyor. Eee kolay değil, ortada milyonlar var. CHP aday yapmayınca DSP’den aday oldu.

Bakalım Sarıgül’e kim dur diyecek?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.