banner87
Sosyal yaşam gerçekleri, nadir haller dışında sadece 'bir yönüyle'  karşımıza çıkar.  Bazen iki ordu arasındaki bir savaş, bir barış anlaşması, ekonomik kriz, devletler arasında öne çıkan rekabet, bir toplu katliam, bir görev, bazen de bir ayaklanma gibi.
Ya da biz olayları 'tek yönüyle' algılamayı tercih ederiz. Tek taraflı. Hatta yanlı, ön yargılı... Buna karşılık bize dayatılan sosyal yaşam, gerçeği, 'tek taraflı' algılamamıza karşılık, birçok yönüyle ortaya koyar; dayatır. Hayat kendisini bize 'birçok yönüyle' dayatır. Argo deyim ile adeta 'kanırtarak' sadece şahıslara değil, devletlere de medeniyetlere de... Ha “ işte geçek bu!”  diye haykırmamıza neden olacak ölçüde gerçeğin resmi karşımızda belirir.
Mesela, G20’nin Antalya’da toplanması için  karar alındığında katılımcılar dünya ekonomisinin sorunlarını tartışacak, kadın, gençlik, çevre gibi sorunlarına çare bulacaklarını umuluyordu. Özellikle Türkiye'de...
Ama gördüğünüz gibi, böyle olmadı. Evdeki pazar çarşıya uymadı. Hayat bizim baktığımız gibi 'bir yönüyle'
işlemedi. Kendi gerçeğini dayattı.
Beklenen en uç nokta, son birkaç aydır AB'nin 'refah ülkelerine' dayanan göç tartışmasıydı. AB ülkelerinin alacağı mültecilerin rengi, yaşı, eğitimi konuşuluyordu.  İşaretler, mülteci sorununun zirveye damga vuracağını da gösteriyordu. Ancak, Paris’te IŞİD’in giriştiği  kanlı saldırılar G20'yi bir anda resmi gündemin dışında savurdu.
“Cihat terörizmi” ve  karşı“ mücadelenin” öne çıktığı bir zirveye dönüştürdü.

Çare Atatürk

Yazı kaleme alındığında zirve bildirisinde neler olacak henüz bilmiyordum. Ama şu bir gerçek ki G20'nin Antalya  zirvesi “akbabaların çözümsüzlük zirvesi'' olarak tarihe geçecek. Belki de ben de 'tek taraflı' bakıyorum. Yani benim değimim ile 'bir yönüyle' Ama görünen o. Kendi bakışları da.
G20 zirvesinin tek elle tutulur yönü. Sadece Suriye'deki mülteci sorununu değil, Paris katliamı ile doruğa ulaşan 'cihatcı’ terörün önlenmesi ve buna bağlı olarak Suriye krizinin kökünden çözülmesini ciddi ciddi'  gündeme getirmiştir. Bu dünya ticaretinin yüzde 75'ini elinde tutan efendilerin korkusudur.  Ortadoğu kurguları, bir bumerang gibi kendilerini vurmaya başlayınca korkuya dönmüştür. İtiraz seslerini duyar gibiyim. Bu itirazlara bir soru ile cevap vermek isterim.
Paris baskını olmasaydı 102'si Ankara'da, toplam 400 canımıza mal olan kayıplarımız için G-20 ağıtlar mı dizecekti? Ankara baskını, katliamı Paris baskınından daha mı önemsiz? Onlarınki can bizimki patlıcan mı? Ankara, Diyarbakır, Suruç’taki canlarımız, kayıplarımız  da bizim için kıymetlidir. Hem de çok. Kendisini Dünya'nın efendisi sayanlar tedirgindir. Irak, Libya, Mısır'ın faturasını ödüyorlar. Ödemesinler. Korkuyorlar. Korkmasınlar.
Mazlum halklara değer versinler. Ali Koç'un belki de sonradan pişman olduğu sözler doğruydu. Tayyip Erdoğan’ın da, 'az kazansınlar' yaklaşımı doğruydu. Ama kime şikâyet ediyorsun Sayın Erdoğan. Kazandıran senin düzenin... Bas frene. Basamazsın. Çünkü senin faiz dediğin tefeci… Ensende. Sanayicinin solcu olması da ondan... Korku belasından…
Sahi 'faiz haramdır, ölü eti yemektir'den  ne zaman 'faizleri indirin' ricasına geldiniz?
Çare mi? Mustafa Kemal Atatürk'ün kurtuluş savaşı modelinde...
O büyük adamın sadece yeni anlamaya başladığınız 'laik öğretisini' örnek almayın. Cumhuriyet, demokrat cumhuriyet öğretisi içinde eski değim ile iktisat var.  Ortadoğu'daki mazlum halkları savunma ve sahiplenme var. Emperyalizm ve gericilikle mücadele var.
Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.