Başlıkta kullandığım bu söz, dünyaca ünlü gazeteci Thomas L. Friedman’a ait. Devamı şöyle: Birleşik Devletler bombalar atarak sizi yok edebilir. Moody’s ise tahvillerinizin reytingini düşürerek sizi mahvedebilir. Ve inanın, kimin daha güçlü olduğu bazen belli olmuyor.” 

 
Cuma gününden bu yana Moody’s’in düşürdüğü ülke notunu tartışıyoruz. Hükümet, Moody’s’in bu kararını tanımadığını açıkladı, ekonomistler de kararı tartışmalı buldu. Haklılar, çünkü Moody’s ülke notunu düşürmeden birkaç gün önce “Türkiye şoku atlattı” açıklaması yaparak yurtiçinde para piyasalarında olumlu bir hava estirdi. Cuma günü de tam aksi yönde not düşüş kararı geldi. 
 
Kredi derecelendirme kuruluşlarının verdiği notlar, özellikle 2008 krizinden sonra sadece Türkiye’de değil, dünyanın birçok ülkesinde tartışma konusu haline geldi. Hatta krizi anlatan filmler ve kitaplara bile konu oldu. 
 
Bu tartışmalı duruma karşın Moody’s’in kararını ister tanıyalım ister tanımayalım, önemli olan yabancı yatırımcıların ve yurtdışı piyasalarının tutumu. Bilindiği gibi bu notlar, ülkenin yatırım yapılabilirliğini gösteriyor. Kısaca bizim ne düşündüğümüz değil, yabancıların ne düşündüğü önemli. 
 
Hükümet, FETÖ darbesi sonrasında “toparlanmanın başladığını”, siyasetin ve ekonominin rayında gittiğini söylüyor ancak bu sözler, yurtdışında pek de ikna edici bulunmuyor. Özellikle Batı’nın Türkiye’ye dönük yaklaşımı oldukça mesafeli... Bu mesafe 15 Temmuz’la başlamadı çok daha öncesine dayanıyor. Erdoğan ile Obama yönetimi arasındaki gerginlik nisan ayında yapılan Nükleer Güvenlik Zirvesi’ne damga vurmuştu, o günden beri de devam ediyor. Son BM toplantısına bakalım, salonda Erdoğan’ı dinleyenlerin sayısı, katılımcıların üçte birinden bile azdı. Avrupalı liderlerin verdikleri mesajlar da ortada. Kısaca kafamızı kuma gömüp “Batı, bizi istemiyor” diyerek etkisi ekonomik olarak da hissedilecek olan bu gerginliği görmezlikten gelemeyiz. 
 
Türkiye’nin yönetim göstergeleri notu da düşük 
 
Çünkü bu gerginlik, Türkiye’nin kredi notu üzerinde de etkili oluyor. Kredi derecelendirme kuruluşları, bir ülkenin notunu belirlerken sadece ekonomik göstergeleri dikkate almıyor. 
 
Ekonomik göstergelerin yanı sıra “düzenleme iklimi ve düzenleyici riskler” başlığı altında üç endekse bakılıyor. Bunlar, hükümet etkililiği, hukukun üstünlüğü ve yozlaşmanın denetimi endeksi... Bu üç endeks Dünya Bankası tarafından geliştirilen ‘Yönetişim Göstergeleri’ olarak adlandırılıyor. Hükümet etkililiği endeksinde kamu hizmetlerinin kalitesi, siyasi baskılardan bağımsızlığın derecesi, politika yapımının ve yürütülmesinin kalitesi ve hükümetin politikalarını yürütme taahhüdünün güvenilirliği ile ilgili algılar ölçülüyor. Hukukun üstünlüğü endeksinde, bireylerin toplumun kurallarına ne derece güven duyduğu ve bu kurallara ne kadar uyduğu, mülkiyet haklarının, polisin ve mahkemelerin kalitesi, suç ve şiddet olasılığı dikkate alınıyor. Yozlaşmanın denetiminde ise kamu gücünün ne derecede özel kazanımlar için kullanıldığı, devletin elitler ve özel çıkar grupları tarafından ne kadar etki altında kalındığına bakılıyor. 
 
Türkiye uzun zamandır, bu endekslerin hiçbirinde yol alamadı. Dünya Bankası’nın değerlendirmesine göre Türkiye’nin notu, her üç endekste de 50 ila 68 arasında değişiyor. Dolayısıyla evet Moody’s’i ya da diğer reyting kuruluşlarını eleştirelim ancak ev ödevimizi de iyi yapalım.
Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.