Başlıktaki ifade ilk anda ''abes'' yani akla aykırı bir görüşü yansıtıyor gibi.

Doğrusu, ''dostlarım olmazsa yaşayamam'' olmalı gibi geliyor insana ama pek öyle değil.

Canlılara, çevrelerinde yaşayanlardan ya da olup bitenlerden gelebilecek bir tehlike uyarısı, vücutta adrenalin ve benzeri hormonların salgılanmasını tetikleyerek, onları olduğundan daha diri, daha atik, daha güçlü duruma getirir.

Eğer bir tehlike algılanması olmazsa doğada canlılar, daha gevşek, daha rahat, daha dikkatsiz olurlar.

Bu da onları ummadıkları bir saldırıda çaresiz duruma düşürebilir. Kendisi de hayvanlar âleminin bir parçası olduğu için bu kural insanlar için de geçerlidir.

Tehlikelere, düşmanlara karşı tetikte olmakta yarar vardır. Ancak, toplum halinde yaşamak zorunda olan insan türünde, kendi cinsi başta olmak üzere pek çok şeyden korkmak, patolojik bir duruma da işaret edebilir.

Böyle mesnetsiz korku haline tıpta ''paranoya'' denir. Paranoyanın insanın hayatını ele geçirmesi durumunda mutlaka profesyonel yardım yani tedavi gerekir.

Geçenlerde Tayyip Bey'in, artık kimlere karşı yaptığını izlemekte zorlandığım, sayısız kapalı salon toplantılarından birinde, hançeresini yırtarak, ''Yedi düvele karşı savaşıyoruz!'' diye bağırdığını duyunca, tüylerim diken diken oldu ve aklıma girişteki söz ettiğim düşünceler üşüştü.

Hemen ''google'' hazretlerine başvurdum. Gerçi biliyordum ama ''düvel''in, devletin çoğulu  olduğunu teyit ettim. Bir de bilmediğim, Osmanlıların ''yedi düvel'' lafı ile dünyanın 7 kıtasını kastettiğini öğrendim. Ürküntüm çok arttı.

Devletimizin başı olan zat ''yedi düvelle savaşıyoruz'' dediğine göre durum çok ciddi olmalıydı.

Bu savaştan galip çıkma şansımızın olup olmadığını düşündüm. Avrupa'nın tamamı, Amerika, Rusya, İran, Asya'nın başta Çin olmak üzere büyük devletleri, daha aklıma getirmek istemediğim tüm bu ülkelerle savaşıyorsak, kuramsal ve pratik olarak yaşama şansımızın olmadığını gördüm. 

Ve korkum geçiverdi. Korkum geçti çünkü Tayyip Bey, kendi iç dünyasında gerçeklerden ne kadar kopuk olursa olsun, böyle bir ''hezeyan'' içinde olamazdı.

Bu sözleri olsa olsa halkımızı korkutup, kendi etekleri altına sığınmasını sağlamak için söylemiş olmalıydı.

Zira Tayyip Bey taraftarları, neler gerçek, neler hayal veya neler birer metafor olarak söylenmiş bunu irdelemeye gerek duymuyorlar.

Tayyip Bey bunu biliyor ve her tarafta bir düşman yaratarak, tüm dünyayı Türkiye'yi yutmaya hazır bir canavar gibi gösterip, zaten analiz etmeye, yargılamaya, itiraz etmeye alışkın olmayan ülkemiz halkını, çaresizce kendine bağlamayı iyi beceriyor.

Hayali düşmanlardan bir zamanlar ben de çok korkardım. Eski ''Ankara'' sinemasında seyrettiğim, unutulmaz aktör Christopher Lee'nin oynadığı ''Drakula: Karanlıklar Prensi'' filminden çıktığımda bütün dudaklarım uçuk içinde kalmıştı. O zamanlar çok gençtim. Şimdi yaşlandım. Başımdan çok şeyler geçti. Artık zamanımızın ''Karanlıklar Prensi”nin' beni, benim gibi görmüş geçirmişleri, bilgi çağında, teknolojinin de yardımı ile gerçek ve sanal dünyayı avucunun içi gibi tanıyan yeni gençleri korkutması mümkün değil.

Unutulmaz Christopher Lee'nin rolünü kapmaya, Tayyip Bey bile soyunmamalı.

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.