Üç büyük kentimizin siluetleri son on beş yılda özel imar uygulamaları sonucu bir hayli değişti.
Yüksek bina ve gökdelenlerin mantar gibi bitmesi bazı çevrelerce şehrimiz kalkınıyor, gelişiyor diye lanse edildi.
Hatta daha ileri giderek kalkınan Türkiye’nin gelişen şehirleri diye anlatanlar da oldu.
Bir ülke ya da kentin yüksek yapılara sahip olması kalkınmasının bir göstergesi sayılabilir mi?
Cevabı belli.
Tabi ki hayır!
Öyleyse niçin bizim ülkemizde yerel ya da genel yöneticilerin bir bölümü böyle söylüyor.
Ya çağdaş kentleşmeyi bilmiyorlar?
Ya da birilerinin rant taleplerine isteyerek ya da istemeden teslim oluyorlar?
Yüksek yapılara izin veren yöneticiler ağızlarını açtıklarında Manhattan diyerek kendilerini savunuyorlar.
Manhattan New York’un ticari, kültürel ve finansal merkezinin olduğu bölgenin adı…
Bu bölge de pek çok simge yapılar, müzeler, üniversiteler, merkez bankası, büyük bankalar, Central Park, Birleşmiş Milletler, hepsi bu bölge de bulunmakta Dünyanın finans yönetimi bu bölgeden yönetilmekte ve yirmi dört saat canlı yaşam devam etmekte.
Geniş kaldırımlarında yayalar rahatça yürüyebilmekte.
Parklarında spor ya da yürüyüş yapabilmekte.
Altyapı (elektrik, su, doğalgaz, internet, temiz ve atık su) kazı sırasında bina önüne getirilmekte gerekli bağlantılar yapılmakta.
Bizde ki gibi yalnız yüksek yapı yaparak Manhattan olunabilir mi?
Yollar, kaldırımlar, otoparklar, yeşil alanlar, alt yapı düşünülmeden bu mümkün mü?
Mümkün değil o zaman niçin yapılıyor?
Nedenlerini yukarıda yazdık.
İsviçre’de kullanılan iki deyim var.
Birinci deyim “yollardaki yüksek kasis olan ülkelerin trafik sistemi gelişmemiştir”.
Araç kullanırken yollarımızdaki hız kesici olarak kullanılan bu kasislere girdikçe hatırladığım bir söz.
İkinci bir deyim ise; “Bir kentin kaldırımları ne kadar yüksek ise, medeniyet seviyesi o kadar düşüktür”.
Bizde araçlar kaldırımlara çıkmasın diyerek ya kaldırımları yükseltiyoruz, ya da kaldırım kenarlarına demir ya da beton engeller koyarak yürüyenlere cezaevinde
volta atar hissi veriyoruz.
Biz kentleşmeyi çağdaş bir şekilde yapamaz mıyız?
Tabiî ki yapabiliriz.
Kent yararına, kamu yararına bir şeyler yapmak isterseniz önünüzde engel yok.
Bunun en somut örneği Eskişehir.
Kent mobilyaları, müzeleri, parkları, toplu ulaşım tercihleri ile Eskişehir kentleşmenin modern örneklerinden biri.
Eskişehir nasıl yapıyor, nasıl gerçekleştiriyor.
Eğitim, görgü, kültür, vizyon birleşince iyi ve güzel şehirleşme yapılabiliyor.
Eğitim ailede başlayan, ilköğretim ile devam eden ve ömür boyu süren bir süreç.
Geçtiğimiz 24 Kasım’da Öğretmenler Gününü kutladık.
Neden 24 Kasım’da kutluyoruz da başka bir tarihte değil.
Kenan Evren 12 Eylül sonrası 24 Kasım dediği için o gün kutlanıyor.
Köy Enstitüleri’nin kuruluş günü 17 Nisan ya da Öğretmen Okullarının kuruluş günü 16 Mart’ta kutlansa daha uygun olmaz mı?
Eğitimin bir amacı da tarihimizi, köklerimizi, benliğimizi öğretmek ve gelecek kuşaklara aktarmak değil mi?
Eğitim sendikalarını bu konuda düşünmeye davet ediyorum.
Kent ve ülke kültürlerimizi yaşatacak, farklılıklarımızı zenginleştirecek, barış ve huzur içerisinde yaşatacak, halkın ve kamunun yararını gözetecek vizyon sahibi yöneticilerimizi seçebilmek umudu ile esenlikler dilerim.
Not: Tüm öğretmenlerimize sağlık, mutluluk, huzur ve barış dolu bir öğretim dönemi diliyor, saygılarımı sunuyorum.

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Fevzi Türkmen 2017-12-02 22:49:50

Öğretmenler günü 17 Nisan olmalı. Köy Ensitüleri ruhu yaşatılmalı, köyler öğretmenlerimizin yakacağı çıralarla aydınlanır. Yazılarınızda eğitime önem verin, öğretmenlerimizin haklarını savunun.