Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, dün bir darbe teşebbüsü olacağı yönünde elimizde hazırlanmış bir rapor yok mesajını açık açık verdi.
Ne garip bir ifade...
O zaman akla şu geliyor?
Peki, ilk darbeden haberiniz var mıydı, Sayın Bakan...
Bu yaklaşım bile iktidar sözcülerinin, "ayarının bozulduğunun" bir göstergesi değil mi? Doğrusu Başbakan Binali Yıldırım'ın işi gerçekten çok zor.
Bir yanda FETÖ/PDY davasında, 'ihtilâlcilerle işbirliği' damgasını haksız yere yiyen sayısı milyonu bulan biriken FETÖ Davası mağdurları...
Diğer yandan 15 Temmuz darbeci kafası ile kargaşa yaratan kripto FETÖ'cüler.
Bozan, sabote eden gizli yapı. Özellikle AKP ve Bürokrasi içinde...
Gerçekten at izi it izine karışmış. Peki bu tablonun sorumlusu CHP ve Kemal Kılıçdaroğlu mu? Tabii ki hayır.
Tek sorumlu Cumhurbaşkanı Erdoğan ve hükümetleri.
Ne demek bizde böyle bir rapor yok.
Peki, sadece okulda öğrenci okuttuğu, Bank Asya'dan kredi çektiği ya da yasal sandığı dönemde hukuk kuran suçsuz FETÖ mağduru milyonlar ne yapacak?
Hesabı sandıkta görecek.
Kiminle AKP ile.
Peki, nereye gidecek bu oylar?
AKP’ye mi, Bahçeli'nin MHP'sine mi?
İşte CHP'nin yapması gereken şey cumhuriyetçi demokrat kimliği ile kantarın topuzunu kaçırmadan bu mağdurlara sahip çıkmak.
Tepedekilere değil. İsim isim değil. 
FETÖ'nün önde gelenlerinin avukatlığını yaparak değil, savunuculuğunu yaparak hiç değil. 
Gayet basit. Düz vatandaşın varsa gasp edilen demokratik ve hukuki haklarını koruyarak. Hem de evrensel ölçülerde ve boyutlarda. Bunun için gerekirse AKP'nin karşısında her ilde mağdurları savunacak merkezler kurmalı. Tabii ki ihtilalci FETÖ ihtilalcileri ile mesafesini korumak koşuluyla. Hem de en keskin çizgilerle. 
Bu noktada Kemal Kılıçdaroğlu doğru yerde duruyor. Dengeli götürüyor. Hep söylüyorum Başbakan Binali Yıldırım'a da büyük görevler düşüyor. Yapması gereken ilk iş, Partisini FETÖ'den temizlemek, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile kamuoyu arasında arabuluculuk yapmak. Kusura bakmasın Erdoğan. Buna büyük ihtiyaç var. Bağırarak çağırarak hiçbir sorun çözülemez. 
Kendisine merhum Erbakan'ın RP'nin TBMM Grubunda "vasiyet niteliğinde" ve değerinde bir konuşmasını aktarmakta fayda var. Erbakan 28 Şubat sürecindeki o kargaşada, sürecin medya üzerinden yürütüldüğünü ilk anlayan kişi olmuştu. 
TBMM ve Bakanlar Kurulu'nun basına kapalı bölümlerinde başta Şevki Yılmaz olmak üzere sık sık İslami söylemleri TV ekranlarını doldururken kapalı şunu söylüyordu: 
"Muhterem kardeşim, rahatlamak için konuşmayın, bağırıp çağırmayın. Rahatlamak için yapıyorsanız gidin bir ormana ağaçları tekmeleyin, bağırıp çağırın. Rahatlamak için TV kameralarına omuz atarak, dikkat çekip konuşmayın. Susun. Şimdi dışarı çıkacaksınız timsahlar (gazeteciler) sizi bekliyor. Konuşmayın. Gereksiz konuşmalardan kaçının." 
Sayın Erdoğan, lütfen eski hocanın bu konuşmasından "öğüt" mertebesinde ders alın. Özellikle yabancı misyonda yaptığınız konuşmalarda. Sakin olun. Görev sınırlarınızda kalın. Milli mutabakatın asli unsuru olabilmek için, ötekileştirmeyin. Ötekileştirdiğiniz insanlara da oturacak, konuşacak, yönetecek kadar yer açın.
Unutmayın, ikinci kalkışma olur mu bilemeyiz. Hepimiz de buna kendimizi siper ederiz, 15 Temmuz'da olduğu gibi. Tanklar çıktı gelemedi. Lütfen bankaların daha doğrusu tefecinin gelmesine yol açacak hareketlerden kaçınınız.
Unutmayın dün de canımızı yakan şehitlerin artmasına sebeplerden birisi sizin akılsız akil adamlarımızla başlayan açılım, saçılım sürecidir. 
Diğeri de devleti adeta teslim ettiğiniz yerleştirilen FETÖ'dür.
Hiç şikâyet etmeyin.
Eserinden şikâyetçi müellif olamaz efendim.

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.