Her fırsatta soruyorum. Türkiye belki de iç barışa ve diyaloğa en ihtiyaç duyduğu bir dönemde, bizzat Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın eliyle muhalefetle özellikle Ana Muhalefet Partisi Lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile niye bu kadar sertleşiyor.

Kuzey Irak’ta Barzani’nin bağımsızlık referandumu, ABD Dış İşleri Bakanlığı Sözcüsü Erdoğan, James Mattis’in de, “DEAŞ’tan sonra Suriye’de kalmaya niyetimiz yok” sözleriyle tam açığa çıkan ABD’nin Suriye’den asker çekerek bölgedeki etkinliği Rusya ve dolayısıyla İran’a ve Esad’a bırakma ihtimali.  Bu ihtimal ile İki reis Erdoğan ve Esad’ın kerhen de olsa, dolaylı da olsa anlaşma noktasına gelmekten dolayı dış politikada çok sıkıştı. 

Yoksa Erdoğan, bu sıkışmayı, daha doğrusu dış politikadaki tutumunda yapması gerekecek değişiklik ihtimallerini perdelemek için mi iç siyaseti geriyor?

Bence bu önemli bir sebep.  Mattis’in açıklaması sadece Kuzey Irak’ta değil, Suriye’de de bağımsız bir Kürt Devleti çabasının başlayacağı anlamına geliyor.

Bu da Türkiye’nin İran ve Suriye rejimi yani Esat ile işbirliği demek oluyor. Vatan Partisi Genel Başkanı İran seyahatinde parlamentoda yaptığı konuşmada buna parmak bastı. İran da bu konuda hassas. Ama Türkiye gibi ülkesindeki Kürt Milliyetçilerine demir yumrukla değil, milletvekili sayısını artırarak bu iç çatışmayı sürekli öteleme başarısını gösteriyor.

Peki, Almanya ile niye papaz olduk? İngiltere ile ses yok! Olmasın da... ABD sınırımızda cirit atıyor. FETÖ Lideri ABD’de. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Zarrab’ı tutukladı, Halk Bankası Genel Müdür Yardımcısını da. Adeta o davada Türkiye’yi yargılıyor.  Anlamlı bir tepki yok. Ha bire ABD’ye dosya taşıyoruz. 

İsrail lafı ortada yok. Neredeyse sessiz sedasız Kıbrıs doğalgazının üstüne oturdu. Hiç birine Eyyy  Almanya dediğimiz gibi bağırmıyoruz. Peki, Almanya bunu hak ediyor mu? Ediyor etmesine de bu kadar yüz göz olarak olmaz...

AKP kurmayları ve Erdoğan gerçekten ABD’nin bilgisi olmadan Almanya’nın bu kadar cüretkâr olacağını düşünüyor mu? Sanmam. Bence Almanya ile ilgili ihtilaflar sadece iki ülke arasındaki ihtilaflar değil. AKP hatta Erdoğan ile ilgili özel konular da olabilir.

Bir şey bildiğimden ya da sorunu kişiselleştirmek için söylemiyorum. 

Milli Görüş Almanya’da doğdu, Türkiye’de yeşerdi, geçmişte de AKP ve Erdoğan ile ilgili çok müsamahakar davrandı Almanya... Zaten Erdoğan’ın “oy vermeyin” çağrısı yıllara varan bu hukuktan kaynaklanmıyor mu? Almanya Milli Görüş Teşkilatlarını, kendi örgütü sayacak kadar legalleştirsin, yıllarca kanatları altında büyü şimdi Almanya’ya selam vereni damgala.

Bu haksızlık en azından. Evet, Almanya aralarında Can Dündar ve Adil Öksüz gibi  binlerce kaçağı barındırıyor. Ama bu kaçaklar Almanya’ya nasıl gitti? Hele Adil Öksüz? Yoksa gitmesine göz mü yumuldu? İhmal varsa, kaç kişi bunun faturasını önledi? Malum artık sorunlar başörtüsünün altına sığmayacak kadar büyüdü.

Erdoğan, iç politikada doluya da koysa, boşa koysa da nafile… Yüzde 51’e kilitlenmiş durumda. Varsa da yoksa da AKP ve metal yorgunluğunun giderilmesi... Erdoğan önceki gün Denizli’de konuşurken doğru şeyler de söyledi ama çelişkiler içindeydi de.

Bir yandan hala Türk Milleti yerine Ecdat demeyi sürdürdü. Kim Ecdat? Adı yok mu? Diğer yandan da Alman Şansölyesi Merkel ve Evlere şenlik” dediği Almanya Dışişleri Bakanı Gabriel’e cevap verirken haklı olarak  haddini bil dedi.

Türkiye’nin 100 değil bin yıllık devlet geleneğinden bahsetti. Bu resti açıkça hoşuma da gitti.  Ama kalkıp da, “Türkiye’nin kaderiyle AK Parti’nin kaderi birbiriyle bütünleşmiştir. Bunu böyle bilin. Biz zayıf düşersek Türkiye’de zayıf düşer”  sözlerini sarf edince açıkça “yuh” dedim, Nerede ‘Ebed, Müddet, Devlet’ sloganınız. Yapmayın Sayın Erdoğan Türkiye sizinle mi yaşayacak. Ne demek, olsa olsa AKP’nin kaderi Türkiye’ye bağlı olur.

Türkiye’nin kaderi bir partiye bağlı olamaz. Umarım bu söylemini en kısa sürede düzeltir.

Gelelim Almanya’ya... Almanya devlet politikasını genel seçimlere göre ayarlamaz... Erdoğan’ın bu çağ- rısını da ciddiye alın lütfen… Az çok sonuç alacaktır. Çünkü Almanya’daki hangi etnik kökenden olursa olsun Türk nüfus özellikle  yetişkinler yıllardır ikinci sı- nıf vatandaş olmaktan bıktı. Yaşlısı da genci de…

50 yıldır bir milli maçtan sonra bile eğer yenmişsek Almanların yenene olan saygısını, yenilirsek de aşağılamasını yaşayan Türkler bu çağrıya tamamen kayıtsız kalmayacaklardır. Özellikle Alman metropollerinde...

Bu tavır zaten Almanlar tarafından da pek sevilmeyen Merkel’in gidişine yol açabilir. Bana göre bu restten  sonra Almanya ve Türkiye arasında, daha doğrusu Erdoğan  ile Merkel’in ortağı arasında diplomatik pazarlık başlayabilir.

Hem de seçim öncesi… Neyin pazarlığı mı? Adeta kendi elleriyle  gönderdikleri Adil Öksüz veya Can Dündar’ı değil herhalde... Ne demişti Erzurumlu, “Bu gahvede  iki yigit var biri aha o otiren ağabecim  öbürünü demirem.”

İhale takipçisi AKP İstanbul il başkan yardımcısı kim?

AKP’DEKİ metal yorgunluğuna gelince. Erdoğan şu anda tamamen dış politikaya ve AKP’nin içini dizayn etmeye yoğunlaşmış. CHP ve Kılıçdaroğlu takıntısı da ondan. CHP dış politikaya, adalet kavramına yoğunlaşmalı. Bir de AKP içindeki iç kavgaya ve mü- cadeleye. Aydınlık’tan İsmet Özçelik Başbakan Binali Yıldırım’ın birden bire sertleşmesini Abdullah Gül ve Çevre Bakanı Mehmet Özhaseki ile 16 Temmuz’dan Bodrum Ören’de yaptığı bir yat gezisine bağladı.

AKP içini çok iyi bilen Hüseyin Yelkenci, “İstanbul’dan yansıyanlar” başlıklı yazısına “AK Parti’de koltuğu hak etmeyenlerle tamam mı devam mı?” sorusu ile başlayan yazısında metal yorgunluğu tabirini, “Reis aslında nazik davranıyor bu metal yorgunluğu olanlara. Kimseyi kırmamak için kibarca bırakın gidin diyor reis ama hala üstüne alınan yok!” olarak değerlendirdi. Doğru bir tespit. Erdoğan’ın sosyal medya paylaşımları ile yapılan sanal siyaset çabalarını da yemediğini aktararak şam kurnazları adını takıyor. İlçe ve il kongrelerinin önemine dikkat çekiyor. Belediyenin emanet ve ihale işlerini kovalamakta mahir çıkanların “metalci” olduğunu ve yaralı parmağa bile işemediklerinden dert yanıyor. Örnek olarak da 30 aydır görevde bulunan bir İstanbul İl Başkan Yardımcısını gösteriyor. Birimi ile ilgili 30 ayda sadece bir toplantı yapan bu il başkan yardımcısının KİPTAŞ’tan iş almaktan ya da İBB reklam ve billboard işlerini yü- rütmekten başka bir iş yapmadığını anlatıyor. Ve de çok önemli bir kulis vererek ekliyor: “Daha birçok örnek isimler verebiliriz. Onun için il yönetiminde de ciddi bir revizyona gidilmeli. Belediye başkanlarına gelince Eylül ayında istifalar olursa şaşırmayın”

Kim bunlar?

Kadir Abi olmasın?

Ne dersiniz?

Eyyy CHP başını kaldır da bir sınır ötesine bir de AKP’nin içine bak!

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.