Maçka Demokrasi Parkında adalet nöbetinde üçüncü gündeyiz..
Enis Berberoğlu’nun tutuklanması ile birlikte başlayan adalet arayışları Kemal Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşü ile kartopu gibi büyümeye başladı. 
Ve iç ve dış kamuoyunda büyük ilgi, destek görmeye de...
Sadece CHP tabanı değil, mevcut iktidarın tek adam uygulamalarından bıkan bir çelik yumak oluşuyor. CHP Genel Başkan’ı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başlattığı referandumda yüzde 49 ile tavan yapan cumhuriyetçi demokrat muhalefet cephesi her geçen gün güçleniyor. 
Belki de ilk defa...
Yurt  dışındaki yurttaşlarımızın başlattığı MHP ve HDP seçmen tabanı uzun yıllardan sonra ilk defa “yeter” demeye başladı. Ortak payda ise belli. Adalet ve demokrasi. sindirilmemiş, suskun insanların olmadığı bir Türkiye...
YURT ve YURTTAŞ bilincinin tek referans olacağı bir Türkiye...
Atatürk’ün halk tarifine uygun sınıf kavgasının, mezhep kavgasının yaşanmadığı, etnik kafatasçılıkla, hemşehriciliğin  birinci ve tek tercihin olmadığı bir Laik, Atatürkçü  bir Türkiye hedefimizdir
AKP bu özgürlük ve demokrasi arayışları  içinde kurulmadı mı?
Yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklara karşı çıktığı için iktidarı kucaklamadı mı?
Şimdi samimi bir biçimde kendi kendimize soralım. Türkiye AKP iktidarının oluştuğu 2002 şartlarından her anlamda ileride mi geride mi?
Çooook gerisinde. Kimse kusura bakmasın. AKP kurucu kadroları tasfiye edildi, Tayyip Erdoğan “metal yorgunluğu” diye yumuşatsa da kuruluş ilkelerinden çok gerilere düşüldü. AKP yeni  yetme siyasetçilerin elinde kaldı. Erdoğan da “etrafını gammazlamayı siyaset sayan” yeni yetmelerin  elinde kalmaz umarım. Çünkü bu yeni yetmeler, kendi aralarında da çekişmelerini hemen hain damgası ile Reise gammazlıyor. Abime yapılır mı yapılır mı havası, bir AKP TBMM Grup Başkan Vekilinin Twitter’da kabinenin bir önemli bakanına ağıt suçlamalarda bulunmasına kadar varabiliyor.
Enis Berberoğlu bu hengâme içinde zindana atıldı. Bu sadece Enis Berberoğlu’na Twitter’da yapılan bir haksızlık değildir. TBMM’ne ve medyaya da yapılan büyük bir haksızlıktır. 
Merkez medya gibi onlar da ortadan gitse de Cem Küçük ve Ersoy Dede gibi isimler iktidara yakın isimler bile tutuklama kararını kesin bir dille eleştirdi. Onlar da aylar önce yayınlanmamış bir haberin casusluk sayılamayacağını biliyor. 
Devlet sırrı ifşa edilmişse, bunu yeri ifşa eden ya da ifşa edilmesine yol açan,  ihmal eden devlet görevlileridir, yöneticileridir.  
Mesela dönemin Adana Valisi Hüseyin Avni Coş bu konuda ne diyor? Devlet sırrının ifşası ile ilgili bir ihmali bile yok mu?
CHP Genel Başkan’ı Kemal Kılıçdaroğlu’nun AKP’nin ilk adını verdiği kaybolan  Adalet arayışı Gandi yürüyüşü ile sürerken, biz de üç gündür Maçka Demokrasi Parkında demokrasi nöbetindeyiz. İstanbul İl Başkan’ı Cemal Canpolat’ın öncülüğünde Enis Berberoğlu’nun tutuklanması ile Maltepe Ceza evinin önünde iftarla başlayan demokrasi nöbetinin açılışını Dilara ve Oya Berberoğlu ile birlikte yaptık. Dün de Eyüp İlçe Başkanı Sinan Akçıl, Belediye Meclis Üyeleri Murat Çelik ile birlikte Çetin Taş ve Nihat Çelik’in de içinde bulunduğu Eyüp ilçesi de nöbete katıldı. Özellikle Güzeltepe Mahallesi sakinleri parti farkı gözetmeksizin Maçka’daydı. 
Dün Gürsel Tekin, Maltepe Cezaevinde çeyrek yüz yıl hapis cezasına çarptırılan Enis Berberoğlu ile görüşerek, selamlarını ve sağlık haberlerini iletti. İlginç ve önemli değerlendirmelerde bulundu. TBMM Başkanı İsmail Kahraman’a çağrıda bulundu. Türkiye’de demokrasi ve adalet kavramlarının zedelenmesinde gelinen son noktayı anlattı. Enis Berberoğlu’nun haksız yere cezalandırılma ortamının 17 Temmuz kanlı darbeci kriptoların Tayyip Erdoğan’a bir komplosu olduğu ihtimali üzerinde de ciddi durmasını tavsiye etti. Yoksa darbeciler hala çok güçlü mü? sorusu ile bu haksız kararı başka bir açıdan irdeledi. Bence de haklı bir bakış. Tekin bu bakışını ve iddiasını “makarna ve haberi ne zaman devlet sırrı oldu?” diye özetledi. Bu zorunlu davanın Türkiye üzerinde iç ve dış kamuoyunda yaratacağı tahribatları sıraladı. TBMM Başkan’ı Kahraman’da seçilmiş milletvekillerine lafla sahip çıkılamayacağını Anayasa Mahkemesinin Mustafa Balbay ile ilgili verdiği kararı hatırlattı. Bu haberlerle ilgili Anayasa Mahkemesi kararını da. Bu sırada Başbakan Binali Yıldırım’ın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşünü soran gazetecilere, “hızlı trenle  gitsin” sözleri gündeme geldi. Benim de tasvip etmediğim bu sözler, kendisine  yakışmadı. Bana da Demirel’in 1970 öncesi yollar yürümekle aşınmaz cümlesinin başına ne işler açtığını hatırlattı. Tekin de Yıldırım’ı, “Sayın Başbakan itaat et, rahat et gibi bir biat misyonundan geliyor. Bu yürüyüşü ve anlamını anlamaması doğal” diye eleştirdi.
Katar krizi mi? O da ne?
Algı ve gündem siyaseti için hukuk ve demokrasi yara mı almış? 
Boş ver. Ne diyor, Fatih Ürek hadiii, hadiiii...
Katar ABD uçaklarını aldı. Parasını Türkiye’deki yatırımlardan çıkaracak. Olmadı Türkiye’deki keş dolarları isteyecek. Dedik ya, hadiiii, hadiiii...


 

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.