banner87
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı izliyordum dün. Ünlü Şair Necip Fazıl Kısakürek adına düzenlenen bir toplantıda konuşuyordu. Üstat Kısakürek parayı severdi. Şanı şöhreti de. Kişiliği ve yapısı bir yana, iyi bir şair olduğu kesin. Bu durumlarda şahsen empati yapmayı, hatta hoşgörü ile bakmayı tercih ederim. Ancak önceki gün Sayın Erdoğan’ı dinledikçe sinirlerim bozulmaya, hatta kızmaya başladım.
Aman Allahım. İçte ve dışta bu kadar sorun varken kulaktan dolma bilgilerle, yalan yanlış yorumlarla bu sözler söylenir mi? Muhatabın kim? Çok başarılı olsalar da neticede 18-22 yaş arası gençler. Adı üstünde delikanlı. Bu ne kızgınlık hatta kin. Bu ne sevgisizlik!
ODTÜ’de 2 cami 15 mescit var. Yıllardır da insanlar ibadetini yapıyor. Öğrenciler arasında açıkta namaz kılınmak istemesi yüzünden hoş olmayan durumlar yaşandı. Yaşanmaya da devam ediliyor. Bu itiş kakışı tasvip etmek mümkün değil. Ama Sayın Erdoğan ‘gençler yapmayın, birbirinizi sevin, sayın’ diye öğüt vermek yerine saydırıyor:
‘ODTÜ'de namaz kılan gençlerin üzerine saldırıldı, YÖK gereğini yapmalı. Yeri gelince özgürlükçüyüz diyorlar; ODTÜ'de namaz kılan öğrencilere saldırıyorlar. Gereği neyse YÖK tarafından yapılması gerekir. Bunun takipçisi olacağız."
Neyse ki konuşmasının bir yerinde ‘Gençler unutmayın diklenmeyeceğiz ama dik duracağız" diyor ama esip gürlemeye devam ediyor: “Bu ülkede herhangi bir ameliyata, operasyona asla ve kat-a izin vermeyiz. Gençler unutmayın diklenmeyeceğiz ama dik duracağız. Hiç endişeniz olmasın zira biz sadece Rabbimizin huzurunda eğiliriz başka eğilmek yok bize. Utanmak yok, sıkılmak yok. ODTÜ'de namaz kılan gençlerin üzerine saldırıyorlar. Ben buradan sesleniyorum. Yönetici kadrolar lafa geldiği zaman 'Özgürlükçüyüz' diyorlar. Sizin neyiniz özgürlükçü? Ellerine geçirdikleri bir dokunulmazlık zırhını bunlar maalesef bu tür aleyhte kullanma gayreti içine giriyorlar. Böyle bir şey olamaz, olamaz. Gereği neyse bunun da YÖK tarafından yapılması gerekir. Tabii ki Cumhurbaşkanlığı makamı olarak bizler bunun da takipçisi olacağız…”
Olun Sayın Erdoğan olun… Amam önce sakin olun. Bu açık çağrımıza ön yargısız yaklaşın lütfen.
Ama başka şeylerin de takipçisi olun.
Ne diyor Kuran-ı Kerim’imizde yüce yaratan: Hain kamu malı çalandır (Nisa 105-115)
Türkiye 17-25 Aralık’ı yaşadı. Siz bunu paralel darbe olarak nitelendirdiniz. Olabilir…
Ben de cemaat gibi yapıların paralel yapılanmaların çok rahatsızım.
Peki, bu insanların devlette yolunu kim açtı?
CHP’mi? Sizin deyiminiz ile CA HA PE Mİ?
Hayır!
A KE PE ve Siz…
Ben, prensip olarak gazeteciler arasında polemiğe girmeyi sevmem. Amacım da o değil zaten. Ne dedi Cem Küçük Samsun’da ‘Yeni Türkiye Yolunda’ isimli panelde: ‘’Bir iktidarı yıkmak için önce en güçlü liderin etrafına vurursunuz. Yani liderin kendisi hedef alınmaz, etrafına vurulur. Orada da 4 bakan seçildi. Bu 4 bakanla ilgili yolsuzluk ve rüşvet iddiası... Bana göre yolsuzluk yoktu. Yani bana göre değil, savcıya göre de yolsuzluk yoktu. Yolsuzluk; devletin ya da belediyenin parasını alırsın, hiçbir iş yapmazsın cebine atarsın, bu yolsuzluk. Rüşvet öyle değil; bir iş yaparsın, işin karşılığını alırsın. Bunun karşılığı bir rüşvet alırsın. Bana sorarsanız 4 bakanla ilgili rüşvet kısmı doğru. Yani bu zaten doğru olmasa Sayın Erdoğan onları görevden almazdı."
 
Cem Küçük doğruyu aramaya devam et

Bizi dinlemiyorsanız, Cem Küçük’e kulak verin lütfen. Cem Küçük, 17 Aralık Operasyonu'ndan iki gün sonra yani 21 ya da 22 Aralık’ta Erdoğan’ın dönemin Adalet Bakanı Sadullah Elgin’i çağırdığını, yasaların ve HSYK'nın değişmesi lazım geldiğini, polislerde bazı değişiklikleri istediğini aktardı. Uykulu da olsa Ergin’in  'Hayır efendim, ben bunları yapamam. Ya istifa ederim ya da beni görevden alın' dedi. O gece Erdoğan onu da görevden aldı. Bekir Bozdağ'ı onun yerine göreve getirdi. Bu bire bir yüzde 100 doğru bir olaydır" cevabını verdiği tarihe not olarak düştü bile. Hem de büyük harflerle.
Söz buraya gelmişken söyleyeyim. Cem Küçük’ün özellikle Aydın Doğan’a yönelik tavrını, üslubunu tasvip etmiyorum. Korku falan bunlar boyundan büyük laflar. Cem Bey o lafları çok gazeteci etti. Git Fatih Altaylı, Fatih Çekirge ve senin de ifade ettiğin gibi Mustafa Karaalioğlu ve yandaşlarına sor. Sormazsan da bak. Çok şey görmüş gibi konuşuyorsun. Ama 36  çok genç bir yaş.
Bir maden emekçisinin çocuğu olman beni duygulandırdı. Gazetecilik bir korku ya da korkutma aracı değildir. Taraf gazeteciliğinin de sonuna geldik. Gitmiyor, zorlamayalım.
28 Şubat’ta kaç yaşındaydın? Daha 18 yaşlarında falan… Neyi gördün ki? Her duyduğuna da inanma. 28 Şubat silindiri üzerinden geçenlerin hiç birisi AKP’de değil. Onlar Saadet Partisi’nde. O dönemi yaşayan gazeteciler de sizin medyada değil…
İzninle bir iki çift sözüm daha var. Şu dört bakan ile ilgili tespitin var ya. Beni umutlandırdı. Biz 12 Eylül öncesi yetişen nesiliz. Çok kırdık, kırıldık. Ama doğruyu arama kaygısıyla. Doğru bildiklerimizi yaşamak ve yaşatmak adına. Ama sonra eksiklerimizi gördük. Bu da bizim kuşakta ‘barışma ve empati yapma’ duygusunu geliştirdi. Doğruyu arama çabanı çok önemsiyorum. Lütfen doğruyu aramaya devam et. Yılma. Ama doğruyu ararken yanlış da yapacaksın. Lütfen onu da itiraf et. Yanlışta ısrar etme.
Bu sebeple haksızlık etmekten çekinmeni öneririm.
Hangi sıfatla mı?
En azından bir okuyucun ve izleyicin sıfatıyla!
Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.