Türkiye "içeride ve dışarıda" büyük sorunlarla uğraşıyor. Bu da her Türk Vatandaşı gibi bizi çok üzüyor.
Terör canavarı halkı usandırdı. Amaç da buydu zaten. PKK terörü şehre indi. Diyarbakır, Şırnak, Cizre baştan sona Güneydoğu perişan.
Ankara ve İstanbul başta almak üzere sadece yüzlerce canımızı kaybetmedik, milyonlar diken üstünde. Terör tahterevallisi çirkin oyununu sürdürüyor. Bir PKK bir IŞİD vuruyor.
Patron aynı, ama tellak değişiyor.
Suriye ile ilişkiler kopuk. ABD, Rusya ile ilişkiler ortada. Siz AB Ülkelerinin sessiz durduğuna bakmayın, "yumuşak diken" onlar. İlk fırsatta sokacaklarına emin olun.
Türkiye ABD ne düşünüyor? Ya da falanca ülke kızar mı? Psikolojisinden uzak durmalı. Bu doğru. Ama buna Karşılık ne yapıyoruz?
Özellikle iktidar erkini kullananlar...
Toplumu kucaklıyor mu? Muhalefeti ile bürokrasisi ile bir toplumsal hedef koyabildi mi? Bizce hayır. Evet diyen varsa savunsun. Hep taraf karşı taraf siyaseti. Düşman yaratma siyaseti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan Can Dündar ve Erdem Gül'ün mahkemesini katıldı diye 12 ülkenin konsolosunu topa tuttu. Faaliyetlerinin konsolosluk sınırları içinde kalmasını istedi.
Ben şahsen bu tür davalardan kahraman yaratılmasına karşıyım. Hele hele zaafı yüksek olan insanlardan da kahraman olmayacağını savunanlardanım. Ama şu andaki konumuz o değil. Daha somut örnekler  vereceğim.
Can Dündar ve Erdem Gül'ün duruşmasını Gürsel Tekin ile birlikte izledim. Dayanışma ortamının ve havasının yoğun yaşadığı bir andı.
Adliye Sarayı önünde 28 Şubat sürecini düşündüm. Erdoğan'ın 6 Aralık 1997 tarihinde Siirt'te ve Diyarbakır'da yaptığı konuşma nedeniyle 10 ay hapse girmesi. İç ve dış kamuoyunda kendisine verilen destekler...
CFR’nin beyni Morton Abramowitz ve ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Mark Grossman!
Tayyip Erdoğan da daha RP Beyoğlu İlçe Başkanı iken, Morton Abramowitz ile görüşmüş ve CIA’nın önemli şeflerinden Graham Fuller ile temasa geçmişti. Amerika’nın Adana Konsolosu Elizabeth Shelton, ABD’nin İstanbul Başkonsolosu Caroline Hagins, ABD Büyükelçilik Müsteşarı Silwer Lawrens ve CIA görevlisi Kenny Bob ile de görüşme iddiaları…
312-2’den aldığı cezanın onanmasından bir gün sonra 28 Eylül 1998’de, ABD’nin İstanbul Başkonsolosu Caroline Hagins, Tayyip Erdoğan’ı makamında ziyaret ederek, “Bu tür gelişmeler, Türkiye demokrasisine olan güveni azaltır” demiş ve Erdoğan’a destek vermişti! 
Erdoğan’ın AKP’yi kurmadan önce 18 Temmuz 2001’de İsrail büyükelçisi David Sultan ile görüştüğü de basına yansıdı. Erdoğan’ın “Yeni oluşacak partinin İsrail ve ABD politikalarına asla ters düşmeyeceği” yolunda garanti verdiği yazıldı. Ya İngiltere Büyükelçisi Sir David Logan’ın destekleri?
Hele hele hapishanede ziyaret ettiği Erdoğan'ın durumumun iyi olmadığını belirten ve psikolojik destek için SP Milletvekili Mehmet Bekaroğlu'nun gönderilmesini sağlayan Zaman'ın ABD Büyükelçisi… Yeni CHP milletvekili Bekaroğlu bu diyalogları kamuoyuyla paylaşmalı. Bu isimler çoğaltılabilir.
O zaman hiç kimse konsoloslara ve yabancı misyona “oturun oturduğunuz yerde” demedi.
Neyse,  Zarrab tutuklaması gündemi meşgul edecek, Erdoğan'ın canını çok sıkacak. Çünkü Türkiye'den başka isimler ve şirketler de çıkacak. Dönemin Maliye Müsteşarı şimdiki bakan Naci Ağbal, MASAK başta olmak üzere bu konuların kara kutusu. Davutoğlu'na yakınlığı ile tamamından Ağbal'ın tutumu çok önemli.
Başbakan Davutoğlu her ne kadar başkanlık sistemi ve Anayasa konusunda Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dediklerini yapıyor görünse de aslında tarih tekerrür mü ediyor?
1998-2000 yıllarındaki Erbakan-Erdoğan ilişkisi daha doğrusu çekişmesine benzer her an Davutoğlu-Erdoğan çekişmesi yaşanabilir.
Davutoğlu yeni anayasa ve başkanlık sisteminde Erdoğan'ın dediğini yapıyor görünse de durum tam öyle değil. Manisa gezisine Arınç'ı ısrarla davet etmesi AKP içinde siyasi destek arayışının açık göstergesi. Hüseyin Çelik tam cephe dalıyor Erdoğan ve çevresine. Davutoğlu da tavrını dokunulmazlık oylaması, başkanlık sitemi ve yeni anayasa oylamasından sonra ortaya koyacak.
Nasıl mı?
AKP'nin TBMM Grubu bu oylamalarda 50 ve üzeri fire verirse bu yeni dönemdir. AKP grubu özgürlüğünü ilan eder.
Erdoğan'ın korkusu da bu.
ABD usulü bir "oldu bitti" ile TBMM Grubunu elinden kaçırması.
Türkiye açısından kötü mü olur?
 
Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.