Anayasa ve kimlik...
Geçen hafta Tarsus Demokratik Kent Meclisi’nin düzenlediği “Nasıl Bir Anayasa” paneline katılmak için Tarsus’taydım.
Anadolu’nun en eski yerleşim birimlerinden biri olan, Kilikya’ya başkentlik yapmış, Büyük İskender’i misafir eden, Bizans, Arap, Selçuklu ve son olarak Osmanlı İmparatorluğu’nun önemli bir şehri olan Tarsus bugün bu geçmişiyle hiçbir alakası yok gibi. Bugün irice bir köy-kasaba karışımı görünümünde olan Tarsus, geçmişte erken Hıristiyanlık döneminde Pavlus, Diodoro gibi önemli filozoflara, din adamlarına ev sahipliği yapmış, bir bilim ve üniversite kentiymiş.
Bugün, eski Tarsus’un 5-6 metre yeraltında kaldığı, sınırlı bir bölümünün yeryüzüyle buluştuğu söylense de ortada bu uygarlığı bugünle buluşturan ciddi bir yansımayı en azından ben hissedemedim…
İşin doğrusu çok ciddi kültürel geçmişe sahip yerlerde hep bu “hissi” yaşamak isterim ama pek başarılı olduğumu söyleyemem. Bunun kuşkusuz birçok neden olabilir, kentlerin korunmayan, tahrip edilen tarihi dokuları gibi, geçmiş kültürel birikimle hiçbir alakası olamayan çarpık yapılaşma gibi… Ya da yerel iktidarlara yansıyan anlayışlar gibi…
Bugün ciddi bir göç kenti olan Tarsus’ta, Arap Alevileri, Tahtacılar dışında, Girit dahil birçok yerden gelen “muhacirler” ve son 40-50 yıldır Sivas’tan, Malatya’dan, Maraş’tan, Adıyaman’dan göç eden binlerce Alevinin nüfusu “yerli nüfusu” fazlasıyla geride bırakmış durumda.
Bu kadar farklı kültürü bir arada tutan, aynı atmosferde yaşatan Tarsus’ta, sanki buna inat, farklı kültürlere ve kimliklere sıkı sıkıya kapalı MHP, tam dört dönemdir Belediye Başkanlığı’nı kazanıyormuş.
İşte böyle bir kentte yeni Anayasa’yı konuştuk. Panele benim dışımda, Avukat Hülya Gülbahar, KESK’ten Satı Buruncu Çalı ve CHP Mersin Milletvekili Vahap Seçer katıldı.
Çokkültürlü bir kentte anayasayı konuşurken en kolay konulardan birinin vatandaşlık kavramını bir tek kimliğe sıkıştırmak yerine, etnik ve dini kimliklerin dışında taşıyan “Anayasal Vatandaşlık” kavramı olması gerekirken, bunun kolay olmadığını özellikle bu tür kentlerde görüyoruz.
Tarsus gibi kentler, kendi tarihsel geçmişlerine ve zengin kültürlerine sahip çıksalar, bu geleneği devam ettirseler ve bunun sonucu olarak
çokkültürlü bir anlayışı hâkim kılsalar herhalde bu ülkede en temel sorun olan “çatışma kültürü” kökünden çözülür. Herkes kendisini dilediği gibi ifade eder. Kimsenin kimliğine ve kökenine özel bir atıf yapma ihtiyacı hissedilmez. Kimlikler ayrıştırıcı ve kışkırtıcı olmaktan çıkar, çok lafı edilen kültürel zenginliğe hizmet eder.
Tarsus’un ötesinde, bütün Anadolu’nun
çokkültürlü ve kimlikli zengin yapısıyla buluşmak, yeni ve demokratik, eşit yurttaşlık eksenli bir Anayasayı çok hızlı biçimde Türkiye’nin “çözüm Anayasası” yapabilir…
Not: “Biz bitti demeden Sivas Davası bitmez” diyen Alevi kuruluşları 31 Mart Cumartesi günü “Adalet İçin” Kadıköy’de büyük bir miting yapıyor…