Hiç kimsesinin yazıp anlatmadığı gerçekleri yazıp konuşanlara en kolayından 'gıcık' denir. 

Örneğin ben. 'Arap Baharı'ından bu yana hep gıcıklık yapıyorum. 
Hiç kimsenin bilmediği, görmediği, anlamadığı ve cesaret edip yazmadığı herşeyi yazmaya çalışıyorum. 
Hem de çok farklı açılardan. 
Yani 'dilsiz şeytan' olmak bana göre değil. 
Şeytanlara rağmen. O zaman gıcıklığa devam. 
Örneğin TIR hikâyesinde yakalanan TIR sayısı üç.
Yani bunca yaygara üç TIR için. 
Oysa bana göre son beş yılda Türkiye'den Suriye'ye silah ve bilumum malzeme taşıyan TIR sayısı belki de üç yüz bin. 
Suriye'de olaylar Haziran 2011'de başladı. 
Yaklaşık 60 ay yani 2000 gün. 
Her gün ortalama 100 TIR geçtiyse eder 200.000 TIR. 
Bu da normal. Bir düşünün iki yüz bin kadar yerli ve yabancı terörist bildik bütün ağır silahlarla savaşıyor. Bu silahlar, askeri malzemeler, adamların yiyecek ve içecekleri ve kıçlarındaki donlar nereden geliyor? 

Yoksa Türkiye sınırından mı? Batılı ülkeler ve onların işbirlikçi Arap kral, emir ve şeyhleri gönderiyor TIR'lar Türkiye sınırından taşıyor. 
Yalnız bu konuyla ilgili şimdi otursam bir kitap yazabilirim. 
En hakiki bilgi ve belgelerle. 
Basit bir örnek. 
Rusya ve Suriye hükümetleri Japon Toyota şirketini arayarak IŞİD'in kullandığı Toyota jeep, pikap ve diğer araçlarla ilgili bilgi istemiş. 
Peki, şirket ne yapmış? 
'Teröre destek veriyor' suçlamasından kurtulmak için gerçeği anlatmış : 
'Biz bir Suudi şirketine 22500, Katar'a 32000, BAE'ne 11250 ve Ürdün ordusuna 4500 araç sattık.
Ama şimdi hepsini IŞİD kullanıyor'. 
60-80 bin araç. 
Peki, bunları IŞİD'e ulaştırmak için kaç TIR lazım. 
Hangi sınırdan? 
Kimse gerçek rakamı bilmiyor ama Türkiye'den Suriye'ye girip IŞİD, Nusra ve diğer gruplara katılan yabancı ruh hastasının sayısı en az 100 bin. 
Bunlarla ilgili belgeseller yapıldı, haber ve programlar yayınlandı ve görseller yayınlandı. 
Ama hiç kimse umursamadı. 
Çünkü suçlular her zaman medyayı satın alır. 
Halk gıcıkların yazdıklarını okumasın anlattıklarını duymasın diye. 
Bu bir Türkiye değil dünya sorunu. 
Yeni adıyla globalleşme eski adıyla kapitalist ve emperyalist anlayış ve onun kültürel ve sosyal düzeni. 
Filmler, kitaplar, medya, TV programları ve her şey bu düzene hizmet ediyor. 
Hemen şimdi durun ve on dakikalığına son beş yılda olup bitenleri hatırlamaya çalışın. 
Herşey bu anlayışın emrinde. 
Saldırganlık, zulüm, provokasyon, düşmanlık, savaş, kan, göz yaşı ve acı. 
Tek kelimeyle rezillik. 
Buna da Yahudi (Siyonist) bir Fransız gazeteci olan Bernard Levi 2011'de  'Arap Baharı' dedi. 
Geçen hafta Levi'nin iki meslektaşı olan Christian Chesnot ve Georges Malbrunot'ın yeni  bir kitabı çıktı. 
Adı: Sevgili Prenslerimiz. 
Adamlar gıcık. 
Durduk yerde Katar ve Suudi kral ve prenslerin Fransa'da Sarkozy dâhil cumhurbaşkanlarını, başbakanları, bakanları ve parlamenterleri nasıl satın aldıklarını anlatıyorlar. 
Müthiş detaylar var. 
Kitap Fransa'yı anlatıyor. 
Biraz da ABD ve AB ülkelerini. 
Kral, emir ve şeyhlerin 'sevildiği' ülkelerde durum bundan farklı değil. 
Bir gün gıcık yazarlar çıkar ve herşeyi yazar. 
Müthiş hikâyeler var. 
'Sevgili Prenslerimiz' 
Türkiye ve Türkleri çok seviyor. 
Yanlış anlamayın. 
Adamlar din ve iman kardeşimiz. 
Ah şu gıcık Vahabilik olmasaydı. 
AKP işte böylesi gıcık bir ilişki içinde. 
Seversen sevilirsin. 
Sevenin şekil ve şeması hiç önemli değil. 
Bunun adına 'aşk' diyorlarmış. 
AK'a da konar b.k'a da konar. 
Nasıl olsa hepsi gıcık. 
Ben hariç. 
Anlatmaya devam.

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.