Başbakan Binali Yıldırım, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, küresel terörle mücadele konusunda görüş birliğine varması çok olumlu bir gelişmedir. Toplumu rahatlatan bir gelişmedir.


Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın teröre karşı seferberlik ilanı da önemsenmelidir. Bu çağrısı başkanlık  beklentisi ile sınırlamak yanlıştır. Erdoğan neticede Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanıdır. Elinde devletin en üst düzeyde istihbarat bilgileri mevcuttur. Beşiktaş’taki kanlı ve kahpe saldırı sonrası en yetkili ağızların, ‘arkasında devlet var’ açıklaması önemlidir ve önemsenmelidir.

 

Toplumsal huzurun tesisi için her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gibi hepimize görev düşüyor. Evet, özellikle muhalif yazar ve gazetecilere karşı çok acımasız bir davranış var. Ama Türkiye’nin özellikle PKK ve IŞİD kaynaklı saldırılarına açık olduğu da bir gerçek.


Neticede terör şiddet toplumumuzda öldürmeleriyle yeni kurbanlar almaya devam ediyor. Hemen herkeste aynı soru: Ne yapacağız? Deniz Baykal’ın, İsmail Küçükkaya’nın programındaki konuşmasında “Teröre karşı; dış politika, iç politika ve güvenlik önlemleri beraber düşünülmelidir. Bu birlik ve bütünlük bir plan bütünlüğünde toplumsal uzlaşı ile uygulanmalıdır” değerlendirmesi önemli. Dış siyaset, kesinlikle iç siyasete dayandırılmak zorundadır; yani iç kuruluşlarımızın kaldıramayacağı genişlikte dış siyaset olamaz.


Ülkemiz Ortadoğu'nun sahibi, lideri ve hizmetkârı olmaya devam edecektir, sözleri komşumuz ülkeler tarafında
hiç de hoş karşılanmamaktadır. Suriye ve İran başta olmak üzere zaman zaman gittiğim Ortadoğu ülkelerin de bunun gerek yaşayanı gerek tanığı olduğum kesindir. Türkiye Ortadoğu'da yeni bir düzen kuracak gibi
ifadeler Ortadoğu ülkelerinde tepki uyandırmıştır. Bu maalesef ‘abi konumundaki’ Türkiye'nin yayılmacı bir politikaya hazırlandığı endişelerine yol açmıştır.

 

Cumhuriyetten ve ATATÜRK ten bu yana ülkemiz Ortadoğu'da tarafsızlık politikası izliyordu. AKP iktidarıyla
ile birlikte bu politika bir kenara itilip, mezhepçi, Vahabi, İhvan hareketi paralelinde bir dış politika izlenmeye başlanmıştır. Bu terk edilmektedir, ama inandırıcılık sorunu vardır. Gelişme Suriye krizi ile birlikte daha da ağırlaşmış ve ülkemiz bölgedeki tarafsızlığını kaybetmiştir. Sonuç ta ülkemizin Ortadoğu bölgesine bakışındaki genel politika olan Araplar arası anlaşmalarda taraf tutmama" politikasını terk etmesidir.

 

AKP'nin ikinci dönemi ile birlikte, Ortadoğu bölgesinin sorunları karşısında izlenen; Cumhuriyetin ilk kuruluşundan
bu yana ülkemizin güvenliğini korumaya yönelik geleneksel anlayış değişmiştir.

 

Ülkelerdeki terör eylemleri, dünyanın hiç bir ülkesinde tamamen engellenemiyor. Gelişmiş ülkelerin hemen
hepsi güvenlik ve istihbarat örgütlerine rağmen terörün korkunç yüzüyle karşılaşıyorlar. Ancak ülkemizin istihbaratta bir zafiyet olması ihtimali ağır basıyor.

 

Bugün MİT'in ve emniyet güçlerinin elindeki teknolojik imkânların çok iyi olduğunu düşünüyorum. Ama sadece teknoloji iyi istihbarat için yeterli değil. Ayrıca, günümüz şartlarında teknoloji sadece bu kuruluşlar tarafından değil, terör örgütleri tarafından da kullanılıyor.

 

İnsan faktörü çok önemli… Ellerinden geleni yapıyorlar. Başbakan Binali Yıldırım ve İçişleri Bakanı Süleyman
Soylu samimi bir gayret içinde. Ya bürokrasi? Bu alanda liyakat çok önemli olduğu gibi tecrübe de onun kadar önemli. Gayet iyi eğitim görmüş, kabiliyetli kişiler dahi belirli zaman geçmeden yeterli hale gelemezler.


Ülkemizde de son dönemde katliam haline gelen terör olaylarının artışında iç ve dış politikada yapılan hatalar başlıca nedenlerdir. Bugün İç işlerine müdahale etmeye çalıştığımız devletler ilişkili oldukları terör örgütlerini
aleyhimize harekete geçirmiştir. Irak'ta, Suriye'nin durum terörü beslemektedir. Suriye dış politikasında
terörü araç olarak kullanan bir ülke olduğu; Hafız Esad döneminden beri de sabittir PKK’nın eli kanlı lideri Abdullah Öcalan yıllarca bu ülkede barınmıştır. Türkiye'nin kararlı tutumuyla Öcalan1998 yılında Suriye'den çıkarılmış ve Adana Mutabakatı ile teröre karşı iş birliğinde belirli bir noktaya gelinmiştir. Sonrası malum. Suriye ile ilişkiler bu gerçekler bilinerek belli bir çizgide devam etmiştir. Suriye'deki iç savaş, Türkiye'deki terör eylemlerinin büyüklüğünde önemli rol oynamaktadır...

 

Ülkemizde IŞİD, El Nusra ÖSO gibi fundamentalist örgütlere yakın bir tablo çizdiği için ABD bölgede
PYD'yi müttefik olarak seçti. Şimdi TSK, IŞİD'e karşı operasyonlar yapıyor ve IŞİD de ülkemizi önemli hedeflerinden biri ilan etmiş bulunuyor. Terörle mücadelede en önemli nedenlerden biri de mali kaynakları kurutmaktır. Mali kaynaklar; uyuşturucu ticareti, kaçakçılık, fidye, haraç, gibi yollarla sağlanmaktadır. Bunlar da genel olarak bir ya da bir kaç devletin desteğiyle yürümektedir. Bu çerçevede terör ve terör örgütlerinin bir veya birden fazla devlet tarafından bir dış politika aracı olarak kullanıldığı görülmektedir. Terörün araç olarak kullanıldığı bütün topraklarda ortak bir kader vardır: Siyasal, ekonomik belirsizlik olağan sonuçlardır. Bu bataktan çıkmanın tek çaresi Cumhuriyetin kurucu iradesindeki devlet anlayışına geri dönmektir. Aksi tutum ve davranışlar, emperyalistlerin isteği yapmaktır.

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.